Vefasızlık bir hastalık mıdır?

20 Eylül 2017 Çarşamba

Ömrümüz bir rüzgâr gibi esip giderken, zaman çarkı takvim yapraklarını bir bir kopartırken, bizim olan değerlerin ne kadarının farkındayız? Bu kıymetlerin değerini ne kadar anlayabiliyor ve vefa gösterebiliyoruz? 

Bir fincan kahvenin kırk yıllık hatırı” size ne kadar yakın ve sıcak geliyor? Hatırı olanlar, hatırladıklarımız, vefa gösterebildiklerimizin sayısı çift haneli rakamlara ulaşabiliyor mu? 

Zaman akıp giderken, dostluğu baki kalan kaç dostunuz var hiç düşündünüz mü? Arayıp sorduklarınız, özleyip telefonunu çaldırdığınız kaç kişi var?

Dünyada pek çok değeri yitirdik. Vefa da o değerlerden, hasletlerden sadece birisi. Unuttuğumuz ya da unutturulduğumuz, yokluklar ülkesine seyahate yolladığımız çok güzel bir haslettir vefa…

Ya Avrupalı olduğumuzdan ya da teknoloji ve bilgi çağının ve yenidünya düzeninin genel geçer kuralı olarak bu erdemden vazgeçmek zorunluluğuna uyduk ya da uydurulduk.    

İnsanı insan, toplumu toplum yapan bir güzelliktir vefa… Dostlar arasında, arkadaşlar, kardeşler arasında olmazsa olmaz bir haslettir vefa…

Bir sorumluluk duygusu ve vicdan meselesi olması nedeniyle, her yüreğin taşıyamayacağı ağır bir yüktür vefa duygusu. Mayası katıksız, hamuru ekşimemiş ve güzel ahlak mücadelesi veren temiz insanların erdemlerindendir vefalı olmak.

Bir âşığın maşukuna, bir dava adamının davasına ve bir idealistin ülküsüne her şeye rağmen sadık kalmasıdır vefa. Niceleri var ki, o vefa sayesinde hedefine ulaşmış ve tarihe mâl olmuştur.

İnsanları birbirine kaynaştırıp bütünleşmesini temin eden, birbirine bağlayan yüce bir duygu, bir mıknatıstır vefa. Aile, vefa duygusu üzerine kurulur ise, devam eder ve canlı kalır. Millet, bu yüce duygu ile faziletlere erer. Devlet, kendi vatandaşına karşı ancak bu duygu ile itibarını korur.

Vefalı olan empati yapabilecek bir vicdan muhasebesinde olabilen ve sadakatine inanılandır. Vefayı, dostluğun asaletine, bir dua sonrası verilen sözlere, hayallere ihanet katmamak ve ötelerin sonsuz mükâfatı karşısında cehennemi hafife almamak, ulvî güzellikleri dünyaya satmamaktır” diye tarif ediyor vefalı gönül Hz. Mevlânâ.

Vefa, sevgiden vazgeçmemek demektir. 

Vefa, bir Müslüman’da bulunması gereken en güzel ve en faziletli meziyetlerden ve hasletlerden biridir.

Vefalı davrananlara vefakâr denir. En büyük vefakârlık, yüce yaratıcıyı tanımak, verdiği nimetlerin kıymetini bilmek, kulluk görevlerini eksiksiz yerine getirmektir.

Şimdi bu güzelliklere ne kadar da yabancıyız. Bizi biz yapan değerler arasında olan vefadan ne kadar da uzaktayız.

Üzerimizde hakkı ve hukuku olan insanların zor zamanlarında yanında değiliz. Az biraz mesafe aldığımızda, bizde emeği olanları görmezlikten geliyoruz?

Hayat, bir gün yaptığımız hataların, yok ettiğimiz, kırıp döktüğümüz, tüketip heba ettiğimiz değer ve duyguların, vefasızlıklarımızın bedelini bizden soracak ve mutlak surette tahsil edecektir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıklarımızın, eskimeden tükettiğimiz dostlukların, savurganca harcadığımız sevgilerin hazin hatırlatmalarıyla bir gün yapayalnız kalacağımız aşikârdır. 

Zaman bize vefasızlık yapmadan biz önce kendimize vefalı olalım. Vefalı olmamız gerekenlere karşı da vefasızlık etmeyelim ki, bize de vefa eden olsun. 

Vefakârlık, kadir kıymet bilmek sevgi, dostluk ve bağlılıkta sebat etmek, kendini sevenleri, kendisine iyiliği dokunanları unutmamak, dostlarıyla ilgiyi kesmemektir. 

Vefanın zıttı nankörlüktür. Nankörlük değer bilmemek, çıkarları için rol yaparak günü kurtarmak veya yapılan iyiliği unutmaktır. 

Nankörlük bir hastalıktır. Nankörün hastalığı kendi iç dünyasında yaşadığı fırtınalarının dışa negatif olarak yansıması, kompleksi ve bencilliğidir. 

Vefasızlık, münafıklık alametlerindendir. Böyle ahdini yerine getirmeyen vefasızlar, dünyada rezil olacağı gibi, kıyamette de teşhir edilerek rezil edilecektir. Bu konuda Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Kıyamet gününde her vefasız için bir sancak (dikilecek). Bu filanın vefasızlığıdır, denilecektir.”

Vefasızlık şeytanın hoşuna gider. Şeytanı sevindirmemek, onun oyununa gelmemek için vefakâr olmalı, vefasızlık hastalığından kurtulmalıyız. Vefaya veda etmeyip, iyilik gördüğünüz insanları unutmamalıyız ki şeytanın esiri, askeri olmayalım.

Rabbim bizleri ahdinde sadık olanlardan eylesin. Vefayı bilen ve canı pahasına da olsa vefakâr olanlardan eylesin. Vefasızlardan uzak eylesin, onlarla karşılaştırmasın. Hakkı hukuku bilen ve ona göre hayatını devam ettirenlerden eylesin.

Vefası, nezaketi, ali cenaplığı, gönül güzelliğiyle önümde rehber, bir vefa abidesi olan ve bu satırların kaleme dökülmesine sebep olan gazetemizin eskimeyen yazarlarından Metin Hasırcı Üstadımı yâd etmeden geçmeyeceğim. İyi ki varsın Metin abi…

 

  • Ümmü YasirÜmmü Yasir1 ay önce
    Yüreğinize sağlık