THY- Euroleague

Halkın isyanı dirilişin yankısıdır

28 Aralık 2017 Perşembe

Televizyonda Erzurumlulara yılbaşını nasıl kutlayacaklarını soruyorlar. Hüseyin Avni Ulaş’ın, Nene Hatun’un, Kara Fatma’nın torunlarının verdikleri cevaplar ders niteliğinde.  

- Yılbaşıyla benim işim olmaz. Yılbaşı “gâvur” âdeti, biz Müslümanız elhamdülillah. Onlara benzememek için bol bol Kur’an okuyacağım, kaza namazı kılacağım.

- Biz Müslümanlığımızı yaşayalım, yılbaşı Hristiyan geleneği, biz yılbaşı kutlaması diye bir şey yapmayacağız. Sıradan bir gün gibi yaşantımıza devam edeceğiz.

- Geleceğin devletimize, milletimize hayırlı olması için dua edeceğiz. Eğlenecek, gülecek zamanımız yok.

- Yatsı namazını kılıp yatmayı düşünüyorum.

- Hristiyanlar bizim bayramlarımızı kutlamıyorlar, biz niye onların bayramlarını kutlayalım.

Saf Anadolu insanının verdiği cevaplar yüz yıldır bizleri kendilerine benzetmek için her yolu deneyen Hristiyan Batıya bir isyan niteliğinde.  

Bir Hristiyan âdeti olan yılbaşına duyulan bu tepki, abartı ötesi yeniden dirilişin, silkinişin feryadı gibi. Hıristiyan gibi yılbaşını kutlamayarak, imanımızı yaralamayacağız. İbadetlerimizi, ahlâkî ve millî değerlerimizi yaralamayıp, cemiyet hayatımızı bozmayacağız.

Yeryüzünü kana bulayan, mazlum Müslümanların çaresiz çığlıklarının yükselmesine sebep olan, her kıtada çeşit çeşit vahşete ve işkencelere imza atan, insanlıktan yoksun caniler sürüsünün bayramı olan Noel yortusunu kutlamayacak, dinen yeniden dirilecek, tarihi olarak yeniden büyüyeceğiz.

Yılbaşını bayram olarak kutlayanlar Server-i Kâinat Efendimize dil uzatırken, hakaret ederken, Kur’an-ı ve Müslüman’ı yeryüzünden silmek isterken Müslümanlar çam ağacı süsleyip, hindi kızartıp, dans edip eğlenerek yılbaşı kutlamamalı.

Ahlaksızlık ve sefahatte sınır tanımayan, kapitalizmin tüketim çılgınlığını simgeleyen bir araç haline gelmiş olan yılbaşını kutlamak felakete çıkarılan davetiyedir.

Yılbaşını kutlamak “kültür yozlaşması”nı kabulleniş küfre desteğin alasıdır. Bu benzeyiş “inanca aykırılık” gerçeğidir.   

Hristiyan batı kültürüne dayanan, onun bir parçası olan Noel yortusunu kutlayıp yılbaşı âdetini yerine getirirken, hediyelik eşya sektörüne milyonlarca dolar kazandıran, ticari maksatlarla sonradan uydurulmuş bir hurafeyi canlandıran ve kapitalizmin bir oyuncağı konumundaki “Noel baba”yı kabullenmek kendini inkârdır.

Dinden yüz çevirip hevâlarına uymuş, bencillik ve kibir içerisinde dünyaya dalmış, “medenî olmanın(!)” bir gereği diye tek dişi kalan medeniyet canavarına sokulan gafletteki Müslümanlara İslam düşmanı güç odaklarının oyununu anlatıp, tağutların yıkıldığı fethi düşünmeliyiz. 

Nübüvvet kitabının hem ön sözünün hem de son sözünün indirildiği, Hz. Adem (a.s)’dan itibaren tevhit inancının merkezi ve Müslümanların kıblesi olan Kâbe’nin bulunduğu şehrin, Mekke’nin fethedildiği, putların yıkıldığı bir günde Müslüman bir ülkede Müslümanların Hristiyanlığa mahsus bir ayin için çırpınmamalıyız. 

Siyonist ve neo-conlardan müteşekkil zulüm ve tuğyan güçlerinin ümmetin servetlerini çaldığı, iradelerini kırıp, toplumsal yapılarını değiştirmek isteğiyle bin bir çeşit vahşete ve işkenceye imza attığı kara günlerin sonunun gelmesi için yeni umutlara dalacak, aydınlık günlerin özlemiyle dualar etmeliyiz. 

Hristiyan âleminin bayramı olan Noel yortusunu kutlamak yerine kendi dini ve milli değerlerimize sahip çıkarak benliğimize dönmeli, imanımızı yaralamamalı, şerefimizi yok etmemeliyiz. 

İnandığın gibi yaşamaz isen yaşadığın gibi inanmaya başlarsın. Batılıların maddî ve manevi savaşına aldırış etmeden taklit, kokuşmuş değerlerini kabulleniş bir onur kaybıdır, bir alçalmadır. Hele bunun içinde Allah’a isyan ve İslâm’la eğlenme de varsa bunun tehlikesi çok daha büyüktür.

Müslümanlar önce Allah’a verdikleri sözü hatırlamalı, Kur’an ve Sünnet doğrultusunda kendisine bahşedilen “Müslüman” ismine yaraşır vakar ve bilincin şuurunda olabilmelidirler.

Ölüme, “gerçek hayata” bir adım daha yaklaştığımız, kıyamete daha yakınlaştığımız bir zaman diliminde kendi değerlerimize sahip çıkmazsak ezilmeye, sömürülmeye, emir alıp baş eğmeye, yok olmaya mahkûm yaşam kaçınılmazdır.

Müslüman toplumların içinde bulunduğu sıkıntıların başlıca nedeni, Yahudi, Hristiyan ve diğer şirk ehline özenmeleri, bu cehennem halkının peşinden gitmeleri değil midir?

Çare öze dönmede, inanca sarılmada yani kendimizde, inancımızdadır. Çare, kurtuluş İslam’da, İslami değerlerdedir.

Müslümanlar önce Allah’a verdikleri sözü hatırlamalı, Kur’an ve Sünnet doğrultusunda kendisine bahşedilen “Müslüman” ismine yaraşır vakar ve bilincin şuurunda olmalıdırlar. 

 

YORUM YAZ