Feryat

28 Haziran 2017 Çarşamba

Şiddet ve terörün bitmediği, bütün görünen güzelliğine rağmen kötülüğe boğulmuş ihtiras dolu bir dünyada yaşıyoruz. Masum insanlar ölüyor, ocaklar sönüyor, çocuklar katlediliyor. Ardı arkası kesilmeyen şiddet ve terör, toplumların ruh sağlığını derinden etkiliyor. 

Bugünkü mevcut küresel sistem çarpık bir zihniyetin eseri. Etnik kimlik ve dini değerler hâlâ şiddet, terör ve savaşların sebebi sayılıyor.

 Sefalet, açlık, çaresizlik, mazlumluk, adaletsizlik, eşitsizlik, sömürü… Kan, gözyaşı ve feryatla inleyen yüz milyonlarca Müslümanın yaşamakta olduğu bir dünyanın görüntüsü. 

İsraf, şaşa, tüketim çılgınlığı… Katliam ve zulümle de olsa yaşam standardını koruma gayreti. Emperyal rüyadan uyanmama çabasındaki haçlı dünyası. 

Bugün 1 milyardan fazla insan, günde sadece 1 dolar ile yaşamaya çalışıyor. 1.5 milyar insan temiz içme suyu bulamıyor. 800 milyon insan açlık çekiyor, günde binlerce insan açlıktan ölüyor. 

Kapitalist barbarların yönettiği küresel sistemde insanlar yiyecek ekmek, içecek temiz su bulamıyor, açlıktan hayatını kaybediyor. İnsanların açlıktan öldüğü ülkelerde ise çok uluslu şirketler ucuz emeği sömürerek daha fazla kâr etmenin yollarını arıyor.

Haçlı zihniyeti ile Hıristiyan değerleri üzerine kurulmuş olan batı, düşmanını İslam ve Müslüman olarak benimsemiş durumda. Müslümanı dininden dolayı suçlu ilan eden zihniyet İslam’a dört koldan saldırıya geçiyor ve adını da terörle mücadele koyuyor.  

Çeçenya’dan, Filistin’den, Irak’tan, Afganistan’dan, Endonezya’dan, Doğu Türkistan’dan, Suriye’den, Libya’dan, Yemen’den ve hemen her kıtada dinmeyen bir zulüm ve kargaşa ortamından gelen katliam ve ölüm haberleri, maalesef “sıradan” hale geldi. 

Yeryüzünde akan kan bizim kanımız. Fakat Müslüman milletler suskun ve acz, helak olmuş ölüler gibi.Bütün dünya insanlarının gözleri önünde cereyan eden haçlı zulmü, Siyonist vahşeti, işkencesi, namertliği karşısında bakan ama görmeyen, işiten ama duymayan, konuşan ama söylemeyen, okuyan ama bilmeyeni oynuyor.  

Batı dünyası siyasi enstrümanların çeşitlemelerini menfaatleri doğrultusunda uyduruk senaryolarla istediği gibi yönlendirip, evrenselleşen hukuk normlarını stratejik hesapları boyutu ile çerçeveleyip yeni uluslararası yapılanma sevdası ile haçlı toplumlarının özlem ve beklentilerini global bir ümit taşıyıcılığına yönelterek istediği yeni dünya düzenini kurmak için vahşet sergilerken bizler, despot sahte ilahlara boyun eğiyor, kan içen, karın deşen katillere kucak açıyor, Siyonist katilleri ve uluslararası işbirlikçilerini görmezden geliyoruz.

İsrail’in, kurulduğundan bu yana, savaşlar başlatarak, kan akıtarak, bölge ülkelerinin kalkınmalarını engelleyerek, Ortadoğu’da tehdit ve güvensizlik kaynağı olduğunu görüyor, biliyoruz. 

Mescid-i Aksâ’nın kutsallığı çiğneniyor. Filistin toprakları işgal altında. Filistin halkı işgalden ve utanç duvarından nasibini alıyor, çok büyük acılar çekiyor. Ambargo yüzünden Filistin halkı açlığa ve kitlesel ölümlere mahkûm edilmiş durumda. Yaşananları anlatacak söz yok. Arap dünyası susuyor… 

Özgürlüğü için 400 yıldır mücadele eden Çeçen mücahitler, kemiyetin aldatıcılığını, imanın gerçek gücünü direnişleriyle ortaya koyuyorlar. Mücadelenin kişilerle kayıtlı olmadığını, gerçek gücün Allah’tan geldiğini biliyorlar.  

Gözü dönmüşçesine, hunharca saldıran, katliam sevdalısı dev bir ülke karşısında her defa özgürlüklerini kanlarıyla yeşerten bir avuç kahramandan… Bir alev denizinin içinde, birbirine kenetli, bir milyon parmaktan oluşan bir yumruk olmayı başaran, bağımsızlık ve özgürlük sembolü bir milletten, acılar içerisinde yaşam mücadelesi veren kardeşlerimizden... Müslüman milletlerin hüzünle, derin bir bilgelikle ve buruk bir tebessümle beklemeye aldığı şerefli insanlar, Çeçen kardeşlerimizi, unutur gibi olduğumuz Çeçen dramından gözü yaşlı da olsa bahsetmek gönüllerimizi burkmaya yetiyor mu?  

Doğu Türkistan Asya kıtasının ortasında esaret altında mahkûm ve sahipsiz bir Türk yurdu değil mi? Doğu Türkistanlı Müslüman Türkler, kendi öz vatanında parya, köle ve esir muamelesi görmekteyken bizler de batılı ülkeler gibi tüm dünya ile irtibatı özellikle kesilen bu topraklardaki insan hakları ihlallerini her zamanki gibi siyasi çıkarlarımız uğruna feda ediyor, görmezlikten ve duymazlıktan gelmiyor muyuz?

Komünizmi, kan ağlayan gözlerin yaşı yerle bir etti. Kapitalizmi de yanan yüreklerin ahı yıkacak. Kapitalistler de o yanan yüreklerin dumanında boğulacaktır. 

Zalimlere karşı hiçbir şey yapamıyorsak imanın en düşük derecesi olan “buğz” etmemiz ve ihlaslı dualarımızla mazlumların yanında olduğumuzu her zaman ve her yerde göstermemiz gerekir.

Şu mübarek günlerde vicdanımızın, yüreğimizin sesini dinleyip düşünelim… Kader, yapabildiğimizdir, iyi ve kötü günde elimizden geleni yapabilmek... Ötesi bizden sorulmaz, içimizi rahat tutalım. Gerisi lâfu güzaftır