THY - Adıyaman

Abdülhamid’i anlamak her şeyi anlamaktır

15 Kasım 2017 Çarşamba

Ülkemiz ve dünya üzerindeki gelişmeleri, Ortadoğu’da kurgulanan tezgâhları, ülkemizin üzerine oynanan oyunları ve genel durumumuzun ne olduğunu anlamak için II. Abdülhamid Han’ı, yaşadığı çağı ve Osmanlı’nın konumunu çok iyi anlamamız ve bilmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Osmanlı tarihinin en çok tartışılan padişahı olan II. Abdülhamid, Osmanlı’nın ekonomik, siyasi ve sosyal bakımlardan en karışık döneminde tahta çıktı. Başını Yahudilerin çektiği, İngiltere, Rusya ve Fransa gibi devletlerin, Osmanlı’yı yıkmak için ellerinden gelen bütün gayretlerini sarf ettikleri bir dönemdi.

Fakat cennet mekân Sultan’ın ufku, vizyonu, hayalleri, projeleri ve değişimleri Yıldız Sarayı’nın duvarlarını ve çağını fersahlarca aşıyordu.

Türk hakanına karşı her türlü iftira ve kötüleme kampanyaları tertip edildiği için devrinin anlaşılmayan yalnız adamıydı.

Abdülhamit Han kendisine karşı yedi düvelin başlattığı savaşa rağmen ümmeti ve milleti bir arada tutan, batıdan gelen emperyalist baskılara direnen, sesini çıkarıp dik duran İlber Ortaylı’nın tanımıyla “dünyanın son hükümdarı, son evrensel imparatoruydu”.

II. Abdülhamid, gerçek bir proje, politika, strateji ve reform adamıydı.

Millet ve ümmet için büyük çileler çekmiş bir dava adamı, tam bir siyaset cambazı ve diplomasi kurdu olan Abdülhamid çağına ve ötelerine mühür vurmuş bir isimdir.

II. Abdülhamid, emperyalizme karşı “hasta adamı” iyileştirmek için çırpınan dahi lider, hakları gasp edilmeye çalışılan milletin ve ümmetin müdafaasını son bir gayretle yapan muazzam bir şahsiyettir.

O’nun dâhiyane politikalarını anlayamama, etrafını kuşatan ağır şartları takdir edememe ve milli ve manevi değerlerle beslenen kişiliğine ve tavırlarına duyulan alerji vatan toprakları üzerinde esen batılılaşma ve batı hayranlığı rüzgârının esintisidir.

Alman Bismark, “Dünyada yüz gram akıl varsa, bunun doksan gramı Abdülhamid’de, beş gramı bende, kalan beş gramı da diğer dünya siyasilerindedir” derken, biz Yahudi ağzıyla “Kızıl Sultan” adını tercih ettik hep.

Abdülhamid’in üzerindeki kalın örtü açıldıkça ve kişiliğine saldırıların katranı temizlendikçe gerçek Abdülhamid tüm ihtişamıyla ortaya çıkmakta ve dehasının parlaklığı gözleri kamaştırmaktadır.

Şimdi günümüzü ve yerkürede yaşananları düşünerek bir mukayese yapmaya çalışalım kendi kendimize. Ortadoğu’da yeniden çizilmeye çalışılan haritalar, sahiplerine yularlarını teslim etmiş Arap liderler, çıkarılmaya çalışılan mezhep kavgaları ve dik duran bir ülke ve lider…

Coğrafyası, tarihi, kültürel, ekonomik ve sosyal bağları nedeniyle bölgedeki ülkelerle yakınlık kuran, mazlumların sesi olup, zalimlere başkaldıran bir milletin yazdığı 15 Temmuz destanı.

Zaman farklı fakat oyunlar aynı değil mi?

Vahşi Batı İslam’ı yeni tehdit unsuru olarak kabul edip bu olgunun altını dolduracak planlar yaparken yüzünü yine İslam coğrafyasına çevirip kahpe oyunlara başladı.

Büyük yara alan ümmet şuurunu yok etmek için ırk ve mezhep farklılıkları kaşınarak İslam toplumları birbirinden koparılırken masum ve mazlumların çığlıkları arş-ı alaya ulaşmakta.

Alem-i İslam paramparça, her köşesi kan ve gözyaşları ile sulanıyor. Bir yandan Müslüman, Müslüman’ı İslam adına öldürürken, diğer yandan kana susayan Haçlı-Siyonist ortaklığı mabetlerimize saldırmakta.

İslam’ın izzet ve şerefi ayaklar altında, iffetler payimal iken İslam âlemi oyunda oynaşta.

Günümüzde ümmeti tevhid edecek yegâne muharrik güç ve ülke Türkiye, etrafını örümcek ağı gibi ören bir komplonun hedefinde. Şer odakları içten ve dıştan tüm gücüyle saldırırken ümmetin izzet ve şerefini ayaklar altından kurtarmaya çalışan bu millet yine emperyal güçler ve bu topraklardaki taşeronları ve işbirlikçileri ile mücadele ediyor.

Geçmiş, bugüne ışık tutuyor ve özellikle Osmanlı’yı yıkan darbe günlerinde yaşananlar bugüne çok ama çok fazla benziyor...

Ümmet sancağı, bu topraklarda Abdulhamid Han’ın payitahttan indirilmesi ile düşürüldü yine bu topraklarda Abdulhamid’i anlamakla ve onun siyasi anlayışıyla kaldırılacaktır.   

Doğrulmak ve dik durabilmek için Abdulhamid’i ve onun ümmet anlayışını keşfetmeye, anlamaya ve anlatmaya mecburuz, muhtacız.

Abdülhamid’i anlamakla tarihi gerçekleri de anlayacak, yüzyılı aşkın süredir karanlıktan beslenen yarasaların gerçek yüzleri de ortaya dökülecektir.  

Tarihin en zor döneminde devlet idaresini eline alan ve üstün zekâsı ve keskin siyasi bilgisi ile Osmanlı Devleti’nin ömrünü uzatabilme başarısı gösteren gerçek bir lideri anlamak çağı anlamak Necip Fazıl’ın tabiriyle, her şeyi anlamak olacaktır...

 

YORUM YAZ