THY- Euroleague

2019 seçimlerinde kilit rol

03 Ocak 2018 Çarşamba

2019 Mart’ındaki yerel seçimler ve 2019 Kasım’ındaki cumhurbaşkanlığı seçimi ülkemizin geleceği bakımından kritik öneme sahip.

Türkiye bölgesindeki meseleleri çözmeden kendi geleceğini güvence altına alamayacağı gerçeği ile hemhal iken bir de devletin içine sızmış çeteci hainlerin devlet düşmanlığı ile uğraşmak zorunda.

Bu kritik seçim sürecinde küresel hegemonik güç kontrolündeki ajan terör örgütünün kışkırtmalarına karşı uyanık olmalı, siyasi hesaplar uğruna bizi birbirimize düşürmek isteyenlere asla fırsat vermemeliyiz.

Çünkü en karmaşık ve haince yöntemleri kolayca uygulayan küresel sistemin sinsi bir projesi olan hastalıklı bir yapı, bir örgütle karşı karşıyayız.

Çünkü “diyalog” ve “hoşgörü”den söz eden bu topluluk gizli ajandalı, oldukça gizemli masonik bir örgüttür.

Çünkü İslam’a karşı savaş eden haçlı çeteleri ile kol kola girebilen, terör örgütleri ile işbirliği yaparak kendi kardeşlerine karşı savaşabilen aklını kiraya vermiş bir sürüyle karşı karşıyayız.

Çünkü Pensilvanya şeytanına körü körüne bağlı, aklını ve iradesini, hatta imanını teslim etmiş “kurşun askerler”le muhatabız.  

Çünkü kendinden olmayan ve kendisine rakip olarak gördüğü herkesi/her kesimi ellerindeki imkânlar marifetiyle haksızlığa uğratan bir grupla karşı karşıyayız.

Çünkü pek çok sırlı ve gizemli ilişkiyle uluslararası dünyada Müslümanların aleyhine oluşturulan karanlık projelerin bir parçası olmaktan çekinmeyen, din kisvesini kullanan, dini paravan yapan “virüs” ile savaşıyoruz.

Cemaat kisvesi altında faaliyet gösteren örgüt mensuplarının karakterleri, Medine döneminde yaşayan münafıklar ile birebir örtüşmekte.

Nitekim münafıklarla ilgili ayetlerde bu kimselerin kalben hastalıklı oldukları, inananlara sinsice tuzak kurdukları, gizli ajandalarını gerçekleştirme adına şeytani odaklarla buluştuklarında onlarla beraber oldukları beyan edilmektedir.

Kılıçdaroğlu “mağduriyet” edebiyatı üzerinden, aklını kiraya vermiş kripto yaratıklar ise “haksızlık” düzmecesiyle süreci manipüle etmeye devam ediyor.

Diğer taraftan da gayrimeşru yollarla rejim değiştirmeye, hükümet yıkmaya çalışanlara karşı direnenler yani millet, bu hainlerin mahkeme salonlarında yaptığı yüzsüzlüklerden, şovlardan ve verilen mücadeleyi sabote edilmesinden rahatsız, gereği niye bir an önce yapılmıyor diye öfkeleri kabarmış, yaraları deşilmiş durumda.

Millet ülkenin bu satılmışlardan biran önce temizlenmesini istiyor. Toplum ülkenin hainlerden, tarihine ihanet edenlerden, Türkiye’yi yakıp yıkmak isteyenlerden hemen kurtarılmasını bekliyor.

Mağduriyet üzerinden ciddi bir algı oluşuyor toplumda. Bir yandan nefret, öfke, ah ve beddualar söz konusu. Diğer taraftan üzerimize bombalar yağdıran, tanklar süren, mermilerle bedenimizi kevgire çeviren hain darbecilerin, hâlâ hak ettikleri cezaya çarptırılmaması mahkemelere duyulan güveni zedeliyor. 

Millet bölemediler, parçalayamadılar yani kaybettiler, başaramadılar öyleyse şimdi adalete hesap verme vakti geldi. Artık şehit anaları değil o hainler ağlasın istiyor, bekliyor.

Belgesiz-delilsiz-zanna dayalı olarak içeri alınanlar, sorgusuz-sualsiz-savunmasız mahkeme kararı olmadan ihraç edilenler vicdanları yaralıyor, mağduriyetler karşıt cepheler oluşturuyor.

Sadece sohbete katılan, yolu bankasından geçen, gazetesine abone olan ya da okuluna çocuğunu göndermiş olan kişiler FETÖ damgasını yiyebiliyor.

ABD’de konuşlu İsrailli lobinin emir kulu olduğunu bildiğimiz devletin kılcal damarlarına sızmış yılanların dilini kesmek için oluşan herhangi bir mağduriyetin cahillikten mi, dikkatsizlikten mi, yoksa kasıtlı bir yanlış yönlendirmeden mi kaynaklandığını iyice araştırmak şart.

Mağduriyet algısı ile devlet-millet işbirliği ve güveninin yıpratılmaya çalışıldığı aşikâr iken FETÖ ile ilgisi olmadığı halde tuzağa düşürülenlerin aklanmış olması, örgütü değil, kamu vicdanını rahatlatacaktır. 

FETÖ davalarına gösterilecek titizlik FETÖ’ye değil adalete hizmettir, devlete ve mahkemelere duyulan güveni artıracaktır. 

Suçlu ile suçsuzun özenle ayrıştırılması bir taraftan toptancı bir yaklaşım olmadığı algısını kamu vicdanına işlerken diğer taraftan da toplumun bütün katmanlarını kucaklayan, herkesin kendini bulduğu birleştirici siyasetin gelişmesine de sebep olur.

Seçim öncesi memnun edilmesi gereken bir grubun da ülkedeki memur kesiminin olduğunu düşünüyorum. İşçiye, asgari ücretliye uzatılan elin kendilerine uzatılmadığı kanaati ve yetkili sendikanın sorumsuz tavrıyla kendilerine karşı hükümetin bir cephe oluşturduğu kanaati memurlarda hâkim durumda.

Akşam yüzde üçlük teklife hayır diyenlerin sabah üç buçuğa evet demesi neyin karşılığıdır diye düşünen memur ciddi şekilde yaralanmış durumda.

Kanaatimce memurun memnuniyeti 2019 seçimlerinim kazanılmasında kilit rol oynayacaktır. Yatırımlar kısa süreliğine ertelenebilir. Fakat seçim kaybedilirse Türkiye kaybeder, millet kaybeder.

 

YORUM YAZ