THY - Ramazan

Beşeri Güçleri Tabulaştıranlar Yanılgıdadır

27 Ocak 2018 Cumartesi

Beşeri güçlerin tabulaştırılması çeşitli şekillerde olmaktadır. Ferdin veya toplumun hayat nizamının ve istikametinin belirlenmesinde Allah’ın vahiyle bildirdiğini reddederek, beşeri kaynakları ve ideolojileri esas almak bunlardan biri ve belki en yaygın olanıdır. Fakat çağımızda karşılaştığımız ve beşeri güçlerin tabulaştırılmasına varan çok yaygın sapmalardan biri de dünya üzerinde hâkimiyet ve kontrolün tamamen bazı beşeri güçlerin elinde olduğu, onları aşmanın mümkün olmadığı o yüzden bölgesel ya da küresel siyaseti etkileyen gelişmelerin tamamen onların kontrolü dâhilinde tahakkuk ettiği anlayışıdır. Bazılarında bu düşüncenin teorinin çok ötesine geçtiği, tartışmaya açık olmayan bir hüküm düzeyinde olduğu söylenebilir.

Böyle bir tespitin şüphe götürmez kesin hüküm olarak algılanması durumunda ister istemez zulme ve haksızlığa başkaldıran kitlelerin özgürlük ve hak mücadeleleri şüpheli durumuna düşüyor. 

Bu düşünce aslında beşerî güçleri tabulaştırma sapmasının doğurduğu bir yanılgıdır. Dünyaya aşılmaları imkânsız sanılan birtakım beşerî güçlerin hükmettiği, şekil verdiği düşüncesi onların zaaflarını ve kararlı mücadelelerin onlardan kaynaklanan engelleri aşabileceği gerçeğini görememeye neden oluyor. Böyle bir tabulaştırma da haklı ve meşru direnişleri kabullenme yerine onları birtakım komplo teorileriyle kirletme sonucunu doğuruyor. Bu da komplo teorileri esaretine yani bir fikrî esarete neden oluyor. Böyle bir esaret ise bedensel esaretten daha tehlikeli sonuçlar doğuruyor.

Komplo teorileri çerçevesinde üretilen fikirler çoğu zaman zulmü ve haksızlığı çok fazla kanıksamaktan kaynaklanıyor. Uygulamadaki zulüm ve haksızlıkları öylesine kanıksıyoruz ki buna muhalif bir gelişme olmasını garipsiyor, böyle bir gelişmeye şüpheyle yaklaşma ihtiyacı duyuyoruz. Birileri kendi iradelerini ve güven duygularını kullanarak açık tavır koyduğunda, zulüm aracının tekerleğinin önüne takoz koyduğunda yahut alışılmış gibi görünen gidişata aykırı bir başarı gerçekleştirdiğinde; “bu cesareti ve gücü nereden alıyor?” sorusunu sorma ihtiyacı duyuyoruz. Daha sonra bu tür sorular sorma ihtiyacı bir suçlama psikolojisini harekete geçiriyor. İnsandaki bu psikolojiyi keşfeden karalamacı çevreler de bunu iyi değerlendirmek için piyasaya sürekli ispatı mümkün olmayan iddialar ve dedikodular sürüyorlar. Onları bu iddiaların ve dedikoduların doğruluğu değil dayandırıldığı şüpheci yaklaşım ilgilendiriyor.

Komplo teorilerine dayanan görüşlerin özünde beşeri gücün sınırlarını yeterince takdir edememek var. Bundan kaynaklanan yaklaşım her zaman zihinlerde “şuna rağmen bu mümkün mü?” sorusunun oluşmasına yol açıyor. Burada birinci unsur aşılması imkânsız görülen beşeri güç, ikinci ise bu gücün reddettiği veya reddetmesi gereken gelişmedir.

Zihinlerinde bu tür sorular canlananların en önce Hz. Musa (a.s.)’nın Firavun’un sarayında yetiştiğini ve ona rağmen tevhid bayrağını açtığını unutmamaları gerekir. Aynı şey cahiliye sultasına rağmen Mekke’de yükselen tevhid bayrağı için de söz konusudur. Örnekleri artırmak mümkün. Burada önemli olan “şuna rağmen” denirken işaret edilen gücün bir beşeri güç olduğunu ve tüm beşeri güçlerin toplamının bile ilahî gücün yanında bir sineğin gücü kadar olmadığını kavrayabilmektir. Tabii Allah’ın koyduğu bir ilahî sünnet ve bu sünnete göre cereyan eden vakıa var. Ama bu vakıanın yani ilâhî sünnetin ormanda vahşi canavarlara rağmen ceylanlara hayat imkânı tanıdığı dikkatten kaçmamalı.

Tarihte dünya üzerinde çok büyük beşeri güçler oluşmuş ve geniş toprak alanları üzerinde hâkimiyetler kurmuşlardır. Ancak bugün sonraki nesillere ibret olacak kalıntılar ve kitap sayfalarında yer alan haklarındaki bilgiler dışında geriye bir şeylerinin kalmamış olması tüm beşeri güçlerin geçici olması sebebiyledir. 

 

YORUM YAZ