Kudüs ayakta, biz gafletteyiz!..

08 Aralık 2017 Cuma

Kudüs haçlı işgali altındayken, bana gülmek haramdır’ (Selahaddin Eyyubi)  

Hristiyan veya Yahudi fark etmiyor. Küfür tek bir millet olmuş saldırıyor. Eğilmemek, dik durmak ve direnmek. Bölgenin, İslam Coğrafyasının masum insanları. zulüm ve küfrün karşında taş, sapan, ne buluyorlarsa şanlı direnişleriyle karşı koymaya çalışıyorlar. Sefalet altında, tutsak yaşamaktansa, Allah (cc) yolunda ölüp, şehitlik mertebesine ulaşmak onlar kadar, hepimizin en önemli hayali/hedefi olmalı… 

Haçlı zihniyetin söz söyleme cüretini gördükçe, batılın karşısında, nasıl da ‘aciz/korkak’ hale gelmişiz. Yahudi camiasının haftalardır gündem oluşturduğu  Kudüs’ü İsrail’in başkenti yapma hadisesi/hayali, bugün ayyuka çıkmış durumda. ABD  Başkanı Donald Trump’ın İslam karşıtı kararı, kimi neden rahatsız edebilir? Hak ile batılın kıyamete kadar devam edeceği gerçeği şahit isek, bugüne kadar ki suskunluk neden? İnsanoğluna ‘ölüm’ farz kılınmış, madem ‘insanın kıyameti emanetini teslim ettiği gündür’ sözüne sadık isek, korku, kaçış nedendir!..

Evet, korkuyoruz! Çünkü, aciz, şuursuzluğun zirve yaptığı bir süreç yaşıyoruz! Zalime merhamet beslemek mi (!) Hak kitabının neresinde yazar, küfre saygı. Nefsimizin kölesi/tutsağı olup, bizleri yoktan var eden yücelerin yücesi Allah (cc) emirlerine riayet etmeyip, batılın pençesine düşme çabasındayız. Para, şan, şöhret ve nihâyetinde makam hırsı. Batının bizlere enjekte ettiği hastalığın pençesine sürüklenirken, yine batının uydurma reçetesinde çözüm aramak, öyle mi? Eyvahlar olsun… 

Kimse bir başkasını değil, gaflet hastalığına kapılmayı normal sayıp, fiili eylemle değil de, sözle nasıl telafi ederim, hazırcılıktan beslenen sürece dahil olmakta. Son halka olarak Yahudi baronlarının Kudüs üzerindeki şeytani kararların sözcüsü Trump’ın açıklamasını protesto etmek. Karşı koymanın adresi, ne yazık ki, yine şeytanlaşan ülke Amerikan yapımı twitter, facebook ve diğer sosyal medya hesapları. Ne garip ki, ne garip. Sanal aleme takıldık, önce birbirimize, sonra davamıza yabancı olduk. Şimdi kutsal mekânımız Kudüs’ü yok sayma ‘şeytanlığını’ gösteriyorlar ise. Bir düşünelim, kimden, nasıl alıyorlar bu gücü/cüreti? Bizlerin bu süreçteki katkı payı nedir?..

Sahi kim kimi neden kandırıyor? İnsanoğlu olarak bizler birbirimizi olduğu gibi, kendimizi kandırdığımız aşikâr da, gerçek olan ne? Meydanlara çıkıyoruz. Tıpkı bugünki Fatih Camii’nde buluşmamızda olduğu gibi. ‘Kahrolsun İsrail…’, ‘Kahrolsun emperyalizm…’, ‘Kahrolsun Amerika…’ sloganı atarken, kendimize, sağımıza, solumuza bakıyoruz da üzerimizde NIKE marka tişört, ayağımızda yine Yahudi tezgahından geçmiş ADİDAS marka ayakkabı. ‘Neden?’ sorusuna, düşünmeden hazır cevap; Daha dayanıklı olduğu için. Aynı anlayış, aynı felsefe; Bundan, bir kerecikten bir şey olmaz kandırmacası... 

Türkiye insanlığını, Amerika ise ‘şeytanlığını’ yapacak. Tüm bu tabloya ‘insan’ olanın seyirci kalması mümkün olmayacağına göre. Elbet bir çıkış yolu olmalı! Bunun da tek yolu hayatımızı ‘hak’ yol, Kur’an ve Sünnet çizgisine göre şekillendirmek. Bugün hesapları Kudüs üzerindeyse, yarın gözlerini İstanbul’a çevirme ‘hainliği’… Allah nurunu tamamlayacağından hiç şüphemiz olmasa da, ‘gaflet’ uykusundan uyanmanın vakti, geldi de, geçiyor bile. Yaşantımızın her aşamasını yeniden gözden geçirmek yetmez, Allah’ın (cc) emirlerini yerine getirmek gibi bir sorumluluğumuz var. Aksi takdirde pişmanlık ve hayıflanmanın bir yararı olmayacaktır...

‘Ey İslam alemi, ey insanlık, uyan!’ derken, kendimize göre nasıl bir kıssa/hisse çıkarmamız gerekiyor. Alınması gereken o kadar dersin içinde, Kudüs açılımı kaçıncı sırada. ‘Bir gün geldi komşuyu götürdüler, içim burkuldu. Bir gün geldi, kardeşimi götürdüler, bu kez içimde derin yara oluştu. Bir gün geldi kapımı çaldılar. Eyvah, hayıflanmasının çok geç, fayda sağlamayacağını anladım’ tespitini yapıyor yazar. Bu satırlarda ‘defalarca’ dilendirdik. Tıpkı ‘Bayan Güreşi’ konusunda olduğu gibi, ders çıkarıp, sonuca gitme adına İsrailli futbolcu Haim Revivo’nun Türkiye/Fenerbahçe serüveni açıklaması (2012), kulaklara ‘küpe’, tarihe ‘not’ düşülmesi adına bir kez daha yazmak istiyoruz; ‘Ben Ariel Şaron’un (Filistin kasabının) sahadaki elçisiyim’. Halen gerekli mesajı/dersi almıyor ve olanlara duyarsız kalıyor isek, bu durum, sadece insanlığımızın değil, dünyanın sonunun yaklaştığının işaretidir… 

 

  • Adnan altiparmakAdnan altiparmak1 ay önce
    Kendimizkirmizicizgicekiyoruz ,,kendimizsiliyoruz .Bunugorenbiziciddiyealirmi ?