Futbolumuzu gözle değil, gönülle yorumlamak!..

08 Kasım 2017 Çarşamba

Süper’ Ligin 11. haftası da geride kaldı. Geride ne bıraktıklarını da sizlerle paylaşmak da bize düştü. Hafıza oltamıza düşen ‘malzemeye’ baktığımızda, geçmiş haftalardan bir farkı olmadığını ‘söylemek’ abartı olmaz. Kaybedilen her maçtan sonra tartışılan teknik adam, ligde tutunmaya çalışan Anadolu Kulüpleri, ‘kalitesiz’ futbolun imdadına yetişen Milli Takım ‘özel’ maçları ve diğer ayrıntılar. Anlamak ve yorumlamak için ‘gözün’ tek başına kâfi gelmeyeceği yerde, ‘gönlün’ devreye sokulması...

GALATASARAY VE 

TRİBÜNLERİ LİDER

Galatasaray ve Beşiktaş’ın kazandığı hafta da, Fenerbahçe ve Trabzonspor’un ‘puan’ kaybetmesi ‘haklı’ olarak gündem oluyor. Şampiyonluk hedefi dışında her türlü neticenin ‘sıradan’ olduğu süreçte, bir haftada daha zirvenin değişmez ‘armada’ takımı Galatasaray, umudun sönmeyen ‘yıldızı’ gibi. Sarı-kırmızılıların sadece ‘skor’ yıldızlığının coşkusunu sahadaki futboluyla değil de, tribünlerdeki ‘coşkuyla’ yaşadığınızdan emin olabilirsiniz. Nasıl yani? Geride kalan 11 haftada ev sahibi olarak tribün/seyirci desteği olarak ‘istatistiklere’ yansıyan, maç başına düşen rakam 40 bin 842 kişi. Bu takımı 34 bin 225 seyirciyle Beşiktaş ve 30 bin 443’le Fenerbahçe ve 24 bin 864 taraftarla Trabzonspor izliyor. Geçtiğimiz sezon Galatasaray 33 bin 293, Beşiktaş 30 bin 138, Fenerbahçe 18 bin 907 ve Trabzonspor ise 6 bin 673 seyirciye oynamış. Futbol kalitesi olarak başkanı, yönetici ve futbolcusu beklentilerin gerisinde kalırken, taraftarın tribün desteği artarak devam ediyor. Futbol insanımız için tutku. Futbola haksızlık yapmanız, seyirciye de haksızlık manasına gelir...

LUCESCU’NUN SÖYLEMLERİ 

IŞIĞINDA MİLLİ TAKIM 

Süper Lig’e ara verildi. Gerekçe A Milli Takımımızın Romanya ve Arnavutluk ile oynayacağı hazırlık maçı. Bu maçta nereden çıktı demeyin! Kaybedilen Dünya Kupası şansından sonra, 72 yaşındaki teknik direktör Mircea Lucescu’nun hedefi belli; ‘2020 Avrupa Şampiyonası (EURO 2020)’. Bu planın hayata geçirilmesi için önlerinde 8-9 maç olduğuna vurgu yapıyor, Milli Takımın Rumen teknik adamı. Onun için Romanya ve Arnavutluk hazırlık maçı önemli. Lucescu’ya göre ‘acele’ bir durum yok, sabırla iz sürmek gerek. Kendisine göre ‘program’ yapan çalıştırıcının yine kendi ifadesiyle ‘Türk insanın atılımcılığı ve her defasında sonuca giden karakter yapısı var’. Söylemlerin hayata geçirilmesi için ise sağlam duruş ve tutarlılık gerek. Yapılacak işi ‘ertelemek’ veya geçiştirmek yerine, uygulamada kararlılık sergilemek gerek. Bu hususta bugüne kadar geçerli notu bulunmayan Mircea Lucescu’yu, futbolumuzun yönetimin üst basamağındaki kişilerin (onu göreve getirenlerin) ‘biraz’ da olsun sıkıştırmaları gerekmekte. Buna bir örnek hocanın ‘Yabancı futbolcu sayısının azaltılmalı...’ açıklamaları. Yabancı oyuncu sayısının ‘sınırlı’ olduğu günlerde de, futbolumuzun içinde yer aldığı sancılı günleri birileri Rumen teknik adama ‘detaylı’ olarak açıklamalı. Konu ‘futbol’ dahi olsa, ülke olarak ne kaybedecek ‘maça’, ne de ‘zamana’ tahammülümüz var...

FENERBAHÇE, KOÇ VE YILMAZ VURAL!..

Fenerbahçe’nin puan kayıpları teknik direktörü istifanın eşiğine getirdi. Çözüm olacak mı? Zor. Şampiyon olmak isteyen her takımın ‘kanca’ taktığı ekip sarı-lacivertliler. Birde Kulüp yönetiminde gözü olanlar var ki, ‘kazanı’ içeriden kaynatmaya çalışıyorlar. Aziz Yıldırım mı, Ali Koç mu? Ülkenin birlik ve beraberliği kastetmek isteyen anlayışın bir yansıması olan  ‘gezi’ olayları, olayların tetikleyen unsurlar göz önüne geldiğinde, Koç ailesinden bir ismin bu ülkede Kulüp başkanı olmasını düşünebiliyor musunuz? Ali Koç’un aday olacağı yerde, Fenerbahçe’nin şu aşamada Aziz Yıldırım’a ihtiyacı olduğu gerçeğini göz ardı edemeyiz. Teknik direktör Aykut Kocaman süreci ilk günden bu yana tartışılıyor, tartışılmaya da devam edeceğe benziyor. Ta ki gideceği güne kadar. Peki kim gelmeli? Ne diyor futbolumuzun tecrübeli teknik adamı Yılmaz Vural; ‘İddia ediyorum, Türkiye’de futbolu yönetirim’. Bu sözler Vural’ın öz güvenini yansıtırken, ‘Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe’yi çalıştırmaz isem, gözüm açık giderim’ açıklamaları da tevazu, samimi ve açık sözlülüğünü yansıtıyor...