Engellinin spor oltasına takılan mutluluk balığı; Sosyal sorumluluk

01 Ekim 2017 Pazar

Ülke insanımızı diğer milletlerden ayıran en büyük özellik, İslam inancının kimliğe kazandırdığı ‘merhamet’ duygusu. Merhamet tabanlı bu duygu çemberi/zincirinin etrafında yaklaşım/paylaşımlar, bizi biz yapan kişilik, karakter sonrasında ise davranışlarımız üzerinde etkili oluyor. Ümmet peygamberi Hz. Muhammet Mustafa (S.A.V.) buyurduğu gibi; ‘Komşusu aç iken tok yatan, bizden değildir’. Hz. Ömer (ra) ‘İnandığımız gibi yaşamıyor isek, yaşadığımız gibi inanmaya başlarız’ sözündeki altın kuralı, ‘nefsimize’ tutsak olduğumuz için hayatımıza uyarlayamadık. Biz biz olmaktan çok, ‘kötüleri’ taklit etmeyi yeğledik. İşte o vakit değişim/revizyona uğradık. Önümüzü kesen aynalarda bile kendimize yabancılaştık...

Genlerimizde taşıdığımız iyi niyet, duyarlılık ve hassasiyeti zaman zaman harekete geçirmek gibi bir atılıma kalkıştık. Tek bir nedeni vardı, kurumak üzere olan vicdanlara ‘belki’ canlılık kazandırırız. ‘Sosyal sorumluluk’ adı altında ki gerçekleştirilen hameleler, yapmamız görev ve sorumluluğumuzu, ‘mutluluk’ tablosunu su yüzüne çıkardı. Su yüzüne çıkmak kadar, suyun yüzeyinde kalmakta önemliydi. İlk kulacı atmıştık ama, devamını getirememiştik. Peygamberimizin bir hadis-i şerifinde buyurduğu gibi ‘Allah’ın (cc) sevdiği amel az da olsa, sürekli olan ameldir’ sözünü hayatımıza uyarlayabilsek, işte o an ‘engelleri’ ortadan kaldırıp, kazançta devamlılığı sağlarız...

Durgun suya atılan bir küçük taşın, düştüğü su yüzeyinde oluşturduğu sayısız halka. Veya sahile/karaya vuran milyonlarca deniz yıldızlardan sadece birinin, tekrar hayata dönmesine vesile olunma hikâyesi gibi. Hayali kurulan o sorumluk bilinci, engelli bir vatandaşın her defasında ‘‘Yok mu sesimizi duyan?.. Yok mu sesimizi duyuracak olan?.. Yok mu bizi anlayacak olan?..” İstek ve arzularının hayat bulması hayali gibi. Spor camiası işte bu çağrıları her ne kadar kapsamı açısından ‘sınırlı’, devamlılık açısından ‘anlık’ olsa da, yapılanın her eylemin büyük muhteva taşıyacağını gözardı veya inkâr etmek mümkün değil. Çünkü yapılan her bir hamle ‘sevgi’ seline dönüyor. Ki aldığınız nefesten, attığımız adıma kadar işte o an, yaşantımız daha da anlam/mana kazanır...

Düşüncemizi tam anlamıyla yazıya dökememe, bildiğimizi tam ifade edemeyişimiz, becerinin bir yere kadar olduğunu gösteriyor. ‘Engelli vatandaşlara’ yönelik, bireysel veya kurumsal spor camiasının ortaya koyduğu icraat ve yansımaları işte burada alır ‘sazı’ eline. Çalınmaya, teline dokunuldukça sözden çok icraat/uygulamanın önemi yansır; ‘Medipol Başakşehir’in tecrübeli futbolcusu Emre Belezoğlu, Bağcılar Belediyesi bünyesinde spor yapan bedensel engelli sporcularla buluşması, Diyarbakırlı 16 yaşındaki kelebek (epidermolozis bullosa) hastası Cumali Yaman’ın Beşiktaşlı Cenk Tosunla Atiker Konyaspor maçı seremonisine çıkarak hayalini gerçekleştirmesi, Dünya Engelliler Günü kapsamında düzenlenen etkinlikte Fenerbahçeli futbolculardan Hasan Ali Kaldırım ile Uygar Mert Zeybek, engelli gençler ve aileleriyle bir araya gelmesi. Beşiktaş taraftarının UEFA Şampiyonlar Ligi Benfica maçı öncesi 1 dakikalık sessiz tezahüratla işitme engellilerin sesi olması, Trabzonspor Kulübü, Akhisar Belediyespor ile oynadığı Süper Lig karşılaşmasını izlemek üzere Türkiye’nin birçok ilinden 61 engelli taraftarı, Trabzon’a getirtmesi... 

Ve daha sayamadığımız benzer projeler. Sadece başlıklar bile, sahip olmamamız gerekli insanı değerlerimizin ‘uygulamalar’ da kendini göstermesi gerektiğinin en güzel mesajını vermekte. Bir de o projenin içerisinde olma hayalini gözünüzün önüne getirebiliyor musunuz? Akıl, kalp ve vicdanların ‘insani’ canlığı/varlığını yitirmemesi adına sizce de önem taşımıyor mu? Öyle ise ‘engellilere’ acımak mı? Asla. Her platformda onlarla birlikte olmak, engelsiz bir hayatın ‘mutluk’ çemberini el ele gönül gönüle oluşturmak, hepimizin sosyal sorumluluğunda olsa gerek...