THY - İmaj

Bugün cuma, sessizlik/doğruluk lütfen!..

24 Kasım 2017 Cuma

Çok konuşmanın külfet olduğu, bir gün gelip bu ‘külfetin’ doğuracağı imtihanın da ağır olacağını, artık idrak etmemiz gerekiyor. Nasıl ki ‘Çok sözde yalan, çok malda haram olmayacağı’ gibi, sadece söz söylemek, vakit doldurmak, daha çok kesime hitap edebilmek (izleyici endişesi) için, her defasında farklı senaryo üretmek zorunluluğu var ise, olacaklara da katlanmak gerek. Madem bu dünya sürecini ‘Bir varmış, bir yokmuş’ tanımını sığdırıyoruz, öyle ise sonuç alınmayacak ‘neyi’, niçin tartışma yoluna giderek kargaşaya çanak tutuyoruz ki? Tüm bunları söylemekte ki gayemiz, bugünlerde gündem olan ekran silahşörleri, adeta kendi kendilerini yok etme aşamasına getirdikleri gibi. Etki-tepki yaklaşımıydı…

BEYAZ TV’DEKİ ‘KARANLIK’ SÖZLER

Ve bir gün geldi, yaydan çıkan ok gibi, ağızdan çıkan söz incitici/kırıcı boyut kazandı. Televizyon yönetimi olaya el koyarak yorumcuyu (Rasim Ozan Kütahyalı) kapının önüne koyarken, program sunucusu (Ertem Şener) ise, sarf ettiği sözlerden dolayı, haklı olarak ‘özür’ diletmek zorunda bıraktı. Kabahat özürden büyük ise, R.Ozan Kütahyalı’nın ‘Bana öfkeli tüm Boşnak kardeşlerim haklıdır’ sözü, nasıl geçerliliği/tutarlılığı nasıl olacak! Ayrı bir tartışma konusu. Sizce bir şey değişecek mi? İsmi ‘spor’, içeriği ise ‘magazin’ boyut kazanan programlar izlenmeye devam ettiği sürece, yapılan yanlışlar devam edeceği gerçeğini ‘görmemezlikten’ gelinemez!..

Yazılı ve görsel basın için sadece iki örnek. Teknik Direktör Rıza Çalımbay Antalyaspor’u çalıştırdığında Fransız futbolcusu Samir Nasri ile ilgili basında çıkan haberle ilgili açıklaması, önemli mesaj niteliği taşıyor; ‘Antalyaspor’da ilk defa antrenmanı kapattık. Nasri sakat antrenmana çıkmıyor ancak ‘antrenmana çıktı’ diye yazıyorlar. Üzerine yorum yapıyorlar.’ Bu demek oluyor ki, bilen de bilmeyen de, işine geldiği gibi konuşuyor/yazıyor. Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın basın açıklamasında (Nisan 2016) ‘…Çekiyorlar viskiyi program yapıyorlar…’ Durum bu kadar açık ve vahim olmasına rağmen, arzu ettirilmeyen suçluyu ve çözümü ‘Kaf’ dağında aramaya gerek yok…

RTÜK, TFF TARTIŞMANIN 

NERESİNDE?.. 

Soru şu; ‘Bu programlar devam ederken RTÜK sürece neden duyarsız kaldı? Eğer yorumcular/başkanlar/teknik adamlar ortaya koydukları düşünce/görüş/açıklamalar ‘suç’ duyurucu niteliği taşıyor ise, ilgili kurumlar (RTÜK, TFF) neden görevlerini yerine getirmezler? Spor/futbol, gerek izleyicisi gerekse uygulayıcısı bakımından toplumsal beklentinin en üst seviyeye ulaştığı sosyal aktivitedir. Otuz/kırk bin kişinin aynı anda bir mekâna (statlara) toplamayı sıradan görmemek gerek…

Futbol piyasasında dönen paranın (dört büyüklerin yabancı transferine harcadığı yıllık para 140 milyon Euro-Y.Şafak) Bu kadar hassas bir konu üzerinden yapılacak olan herhangi bir hareket/eyleme dikkat edilmesi gerekmekte. Terör örgütlerinin (FETÖ gibi) kendi içerisinde ‘futbol yapılanması’ oluşturması boşuna değil. Öyle ise toplumu birlik ve beraberliğini zedeleme, ayrımcılığa neden olacak her türlü söz/yazı hakkında ‘sessiz’ kalınması, ileriki aşamalarda telafisi güç problemlere neden olacağını hiç kimse inkâr edemez… 

CUMHUR’UN BAŞKANI BEŞİKTAŞ MAÇINDA

Şampiyonlar Liginde Beşiktaş’ın gruplardan, üstelik lider olarak çıkması futbol camiasını sevince boğdu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu süreç ve sevincin bizzat içerisinde olmak için Vodafone Park’ta izleyip, futbola olan ilgisinin yanında milyonların sevincine ‘bizzat’ ortak olarak, birlik ve beraberlik mesajı vermiş oldu… 

Cumhur’un Başkanı olmak ve yoğun ülke programı içerisinde olunmasına rağmen, yine toplumun yakın ilgi gösterdiği futbol organizasyonunda halkıyla birlikte olmak. Beşiktaş-Porto maçını izlemek, turu getiren golün atılış anında coşkunun içerisinde yer alması, Erdoğan’ın ‘liderlik’ kimliğinin yansımasıdır. Sporu sadece spor, futbolu ise tıpkı spor gibi sıradan görmemek gerek. 

Bu vesileyle mübarek cuma günümüz bereketli ve hayırlara vesile olsun inşallah… 

 

YORUM YAZ