Bayan güreşinin anlaşılması üzerine...

27 Ekim 2017 Cuma

Bayan güreşi, ‘yazmaktan’ dahi hayâ duyduğumuz bir konu. Ne yazık ki çok yazık, bayanları güreştirme ‘rezaleti’ tüm hızıyla devam ediyor. Bu çirkinlik karşısında sessiz kalıp, dilsiz şeytan olalım, öyle mi! Allah (cc) muhafaza. Yazılarımızın özellikle Cuma gününe denk gelmesi tesadüf değil. Bilinçli yaklaşım olduğunu özellikle belirtmek isterim. Af ve mağfiretin arşa yükseldiği bir günde Cumamız mübarek, yazdıklarımız ve yazacaklarımız hayırlara vesile olsun inşallah...    

Önce karateci, judocu, tekvandocu gibi branşlardan genç kızlarımızı adeta toplayıp güreşe devşirdiler. Bu süreci işletmeye başladıklarında 20-25 yıl önce oldukça seçici idiler; ‘Cumhurbaşkanımız (Demirel) izlemeye gelecek. Fizik ve estetik olarak güzel 15-16 yaşlarında sporcu olsun da, branşı önemli değil...’ O günün Federasyon Başkanının sarf ettiği sözler, dün gibi aklımızda. Dün söylenen ve işletilen süreçle birlikte, bugün gelinen noktayı düşünüyorum da ısrar ve kararlık, yüksek sesle  ‘Bitirin artık bu rezaleti...’ diyorum...

Önce ‘estetiklerini’ sergilemeye, işleyen süreçle birlikte Avrupa ve Dünya ‘arenasında’ boy göstermeye başlandı. Sonrasında Olimpiyatlarda yarıştırmanın marifet sayarak ‘hedef büyüttük’ diye meydanlarda övünmeye, devamıyla birlikte milli olanları, kontenjan ayarlamasıyla Üniversitelerin Spor Bölümlerine yerleştirmeye başlandı. Akıp giden zamanla birlikte beden eğitimi öğretmeni oldular ve minderlerde kendilerine ‘partner’ yetiştirmek için, orta ve lise öğrencilerini güreştirme adı altında dipsiz ‘rezalet’ kuyusuna çektiler. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, Dünya Şampiyonası adı altında plajlara indiler....

İslam ülkesi olmak umursanmadı. İnancımızın gereği, örf, gelenek ve görenekler adeta hiçe sayılarak, kendi insanımızın içine çekildiği ‘çember’ git gide büyüdü. Büyükler yetmez gençler, onlar da yetmez yıldızlar, onlar da yetmez küçükler. Daha henüz 12-13 yaşlarındaki toplumun en değerli varlıkları kız çocuklarını ‘güreştiriyoruz’ diye minderlere mayolarla çıkarıp, sözde spor yaptırdılar. Onlara sorsanız, bunların hepsi ‘Cumhuriyet çocukları’ derler. Tıpkı Cumhuriyetin ilk yıllarında yaptıkları ‘güzel bacak yarışması’, Hristiyanların kendilerine zaferi gördükleri  ‘Dünyanın ilk Türk güzeli’ yarışmasıyla övündükleri gibi...

İnsanların saf temiz duyguları, sahip oldukları dini inançlarının gerekliliğini görmemezlikten gelip, devam ettirilen uygulamaların kimseye bir şey kazandırmadığı gibi, bu sürecin içinde yer alan bireylerin kişisel tükenişlerinin yanı sıra, toplumun sosyal yapısındaki çöküşün tetikleyicisi olacağını hiç kimse inkâr edemez. Eğer bunun tam tersini söyleyen var ise, sormak isterim ‘Hangi biriniz kendi kız evladını veya yakın akrabasını bu rezilliğe ortak ettiniz?’ Açıklayın, açıklayın da biz de bilelim...

Şöyle bir soru gelebilir; ‘Kardeşim herkes hayatından memnun, sana ne oluyor?’ Bayan güreşi yapılan bölgeleri, aile ve ekonomik düzeyleri, yetiştikleri çevre gibi ayrıntılar araştırıldığında (tam bir üniversite tez konusu), çıkan sonuçların vahim durumun hepimizi şaşkına çevireceğinden emin olabilirsiniz. Rahatsız olan vicdanların neler düşündüğünü tahmin etmek zor değil! ‘Elimizde olsa yasaklarız?’ anlayışıyla herkesin konuyu birbirine pasladığı bir süreçte, bizim de yazmamız kaçınılmaz oluyor. Ta ki bu kepazelik son bulana kadar...

Bir sözümüzü sık sık gündem yaparız; ‘Elinizle yaptığınız kartopunu Uludağ’ın zirvesinden aşağı yuvarlayın, Bursa’nın üzerine çığ olur düşer...’ Şimdi bayanları güreştirmenin marifet sayanların her geçen gün çirkin ameller yolunda prim kazandığı, bu durumdan dolayı rahatsızlık duyanların ise vicdanlarının kararmasına ne demeli! Azınlık çoğunluğu yönetiyor, yönlendiriyor ise, buna taşeronluk yapanlara yazıklar olsun! Yanlış bir durum var ortada, böyle bir durumda ‘sessiz/duyarsız’ kalınıyor. Şems-i Tebrizi bizi uyarıyor; ‘Hak yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omuzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol; silenlerden değil’. Hz. Ali  (R.A.) sözünü hatırlatmakta fayda var; ‘Bir göle bir içki damlası düşse ve o göl kurusa, kuruduğu yerde ot bitse ve o otu bir koyun yese, o koyunun ne etinden yerim, ne de sütünden içerim.’ Durum bu denli vahim ise, ‘güreş’ bahanesiyle gençliğimizi ‘azınlığın’ projelerine kurbanı etmek, bizim toplumumuza yakışmaz vesselam...

 

  • Serkan Kutluata Serkan Kutluata 16 gün önce
    Ahmet Gülümseyen kardeşimizin ilk günden itibaren ülkemizdeki bayan güreşi ile ilgili kalemiyle fikirleriyle vermiş olduğu haklı mücadeleyi biliyor ve destekliyoruz.İnşallah bayan güreşi adı altında bizim genlerimize hiçbir anlamda uymayanbu spor branşı ülkemizdeki diğer spor branşları arasından kaldırılarak gereken yapılır.