THY- Euroleague

Bayan güreşine ‘ALO-190’ ne der?

01 Aralık 2017 Cuma

Ülkemizde bayan güreşini yazmanın, neredeyse ‘suç’ işliyormuşuz manasına gelebilecek (tıpkı odatv mantığının kopyası gibi) algı oluşturulmaya çalışılıyor. ‘Bayan güreşi’ dosyasını takip ettikçe, o kadar ‘vahim’ olaylarla karşılaşıyoruz ki, adeta yazmaya mecbur kalıyoruz. Bu satırların yerinde futbolun kupa maçlarını yazıp, kendimizi uyumakla kalmayıp okuyucuyu da peşimizden mi sürükleyeceğiz. Üstad Necip Fazıl ne diyor; ‘Tam otuz yıl saatim işlemiş, ben durmuşum, gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum’. Spor gazeteciliğinde geride bıraktığımız 25 yıla bakıyoruz da, artık uyanma vaktin geldi de, geçiyor bile, düşüncesindeyiz...

‘Bayan güreşini artık yazmamak!’ Her geçen gün yeni bir rezalete (son örneği Dünya Bayan Plaj Güreşi gibi) şahit oldukça, böyle bir düşünceye sahip olmak bizlerin ‘vicdanını’ yaralar. Toplumun birlik, beraberlik ve refahı için biz de kendimize bir görev addediyorsak, Kur’an ve Sünnet ışığında önce kendimiz, sonra toplumumuz için görev ve sorumluluk üstlenmemiz gerekmekte. Bu da ancak doğru bildiklerimizi bu satırlara yansıtmakla olur. Ne buyuruyor Resûlullah (S.A.V.) ‘Benim bildiklerimi bilseydiniz az güler, çok ağlardınız...’ Madem ki bildiklerimizden sorumluyuz!..

Güreş tarihinin yıllar öncesi, bayanların güreştirilmesinin ise yakın tarihe (25-30 yıl) dayanıyor. Neden acaba? Bugün gelinin sürece bakıldığında ise, sadece irdelenmesi değil, toplumun kültür ve dini inancıyla bağdaşmayan bu uygulamaya ‘dur’ denilmesi gerekiyor. Batılla mücadelede bir ‘cephe’ manasına gelir. Her defasında ‘Allah (cc) bizleri doğru görmeyi ve yaşamayı nasip etsin’ şeklinde dua ederiz. Herhangi bir konu gibi bu konuyu da şu kişi, bu makamın işi diye paslarsak, sonuca gitme şansımız olamaz. Ya ne yapmalı? Allah (cc) Nahl Süresi 40’ıncı ayeti kerime de ‘Ey Muhammed! Eğer yüz çevirirlerse, artık sana düşen açık bir tebliğden ibarettir’ buyuruyor...

Tüm bu tespit ve yaşananlara rağmen kafamızda soru işareti kalmaması için, vatandaşlarının dini konularda bilgilendirmeye yönelik Diyanet İşleri Başkanlığınca geliştirilen ‘ALO-190’ danışma hattından ‘fetva’ alalım dedik. Aldığımız cevap, yani şaşırtıcı olmadı; ‘Uygun değil.’ Sorumuzun cevabı, sadece giyim kuşam değil, kültür ve inanç yönünden de yapmamaları gerektiği hususunda ki karşılık bulunca, ben ikna oldum. Hatta, yazdıklarımızın, yazmamız gerekenlerin yanında ‘eksik’ bile kaldığı konusunda kafamızda kanaat oluştu. İkna olmadığım, rahatsız olduğum ‘Bayanların nasıl olur da halen güreştirilmeye devam edilir?’ yönünde. Daha, daha ne yapmak/söylemek/yazmak gerekiyor. Ne diyelim, bizim bir gazeteci kimliğimiz var ve toplumsal yapı taşını oluşturan değerler önemli ise, doğru bildiğimizi siz değerli okuyucularımızla paylaşma görevini aksatmamamız gerekiyor.  

GÜREŞ BRANŞINI 

SIRADAN GÖRMEMEK..

Gonca Yayınevinin sahibi Hasan Başpehlivan Ağabeyimizle sohbet etme imkânı bulduk. Soyadının Başpehlivan olması, güreşçi bir sülaleden geldiğinden bahsetti ve bu (güreş) konunun da içerisinde yer aldığı değerli ‘Kağıt Kokulu Yıllar’ eserini hediye etti. Kitabından, güreş branşının hassasiyetini içeren bir bölüm alıp, sizlerle paylaşmak istedim;  

“Soyadımız Başpehlivan. Babamın dedesi, bir gün babasına demiş ki ‘Baba bugün köyde güreş var; ben biraz dinleneyim; hem de güreş seyredeyim; güreşi çok seviyorum.’ Büyük dedem, ‘Hayır gitme davara kim bakacak’ demiş. Dedem de bu söz üzerine gitmiş, davarı otlatmaya götürmüş. Otlatırken değneğini toprağa çakıp onunla güreşiyormuş.

Bir zat gelmiş ‘Ne yapıyorsun oğlum’ demiş. ‘Babam izin vermedi güreşi seyretmeme; ben de burada kendimi eğlendiriyorum. ’ demiş. ‘Güreşi çok mu seviyorsun?’ demiş. ‘Çok seviyorum’ demiş. ‘Haydi git güreş’ demiş. ‘Babam müsaade etmez, kızar” demiş. ‘Bir şey demez; ben bakacağım davara; sen git; güreş; ben burada olacağım” demiş. Gelmiş ve güreş meydanına çıkmış hemen, babası başta olmak üzere oradaki herkes şaşırıyor. Karşısına kim çıkarsa çıksın; daha bir el ayak hareketi yapamadan onu yıkıyor ve yeniyor. Rakiplerini pes ettiriyor. Bunu görünce herkes şaşırıyor. Bunu görünce herkes şaşırıyor; ‘Ne oldu; nasıl geldin; sen davarın başında değil miydin? ’ sorusunu peş peşe sıralıyorlar. Diyor ki, ‘Yaşlı bir amca geldi; beni gönderdi, davara o bakıyor.’ Güreşi bırakıyor, hep beraber meranın olduğu yere gidiyorlar. Davar aynı bıraktığı yerde duruyor. Fakat yaşlı adam yok. Herkesin aklı iyice karışıyor. Sorular soruları doğuruyor. O günden sonra büyük dedem, güreşi devam ettiriyor ve sırtı yere gelmiyor...”

 

YORUM YAZ