Kelimeler kendi başlarına gürültüdür

08 Haziran 2017 Perşembe

İngilizcede ses demek için voice kelimesini kullanıyoruz. İngilizceyi bilmediğinizde sizin için voice sadece bir gürültüdür. Türkçe bilmeyen bir İngiliz için de “ses” kelimesi bir gürültüdür. Tıpkı beğenmediğiniz ve bir başkasına çok güzel gelen fakat sizi çileden çıkaran bir müzik gibidir dil. Sizi öfkelendiren ve bir psikopata bile dönüştürebilen o agresif müzik, onu keyifle dinleyen kişide asla bir gürültü değil bir rahatlamaya dönüşebiliyor. Dil, konuşan ve dinleyen arasında bir köprü vazifesi kuruyor ve anlaşmamızı sağlıyor gibi görünse de bazen kullandığımız aynı dili farklı eğitim düzeyleri sebebiyle farklı yorumlayabiliyoruz. Ve çoğu zaman da uzlaştığımızı zannederek böylece uzun uzun mülahazalarla konudan iyice kopuyoruz. Aynı şeyleri konuştuğunuz ve asla muhatabınızla anlaşamadığınız durumlar işte böyle anlardır. Eğitim seviyesi, coğrafi durum, yetiştirilme tarzı ve hatta maddi imkanlar bile konuştuğunuz dile tesir eder. 

Etimoloji bildiğinizde daha derine dalarsınız ve dilin kökeni, bu dilin başka dillerle uyuştuğu yönler ve onlardan aldığı ekler, dil takıları gibi bir sürü ayrıntıda boğulur, böylece kendi dilinizi akademikleştirir ve toplumdan iyice uzaklaşırsınız. Aynı dili konuştuğunuz toplum, dilin ayrıntılarını sizin kadar iyi bilmediği için yanlış kullanma konusunda uzmanlaşmıştır. Siz yanlış kullanımda o kadar uzmanlaşamadığınız için bu defa bakkala kazıklanmak, evinizdeki kaçak yapan su tesisatını tamir eden ustaya kazıklanmak da dahil her türlü tuhaflığı yaşar hale gelebilirsiniz. 

Bir örnek vereyim. Evimdeki fayansta sorun vardı ve bir usta çağırmıştım. Ustaya süzgeci banyonun sol köşesine yerleştirmesini söyledim. Akşam işi bitirdiğinde süzgeç sağ taraftaydı ve ustaya “neden süzgeci sağa koydun” dedim? “Hayır solda” dedi. Banyoyu gösterdim. Bu defa “ben çalışırken söyledin ya… Senin sağın benim solum oluyordu” dedi.

Uzmanlaştığınız dil sizi gerçek günlük dilden koparır ve bunu sizin dışınızdakiler hemen anlar. Yani ne demek istediğinizi değil, sizin derinde olduğunuzu anlarlar. Şark kurnazlığı bunu gerektirir. Şark kurnazları anlamın değil olayın peşindedir. 

***

Bir dilin konuşulması demek o kelimelere aynı manayı verenlerin uzlaşması demek. Uzlaştırmayan dil ayrıştırır; ki bugün entelektüellerin kitleden ayrışma sebebi budur. “Dil düşüncenin giysisidir” demişti bir düşünür. Dil düşüncenizi yansıtıyor. Bunun yanında bir toplumun konuştuğu kelime sayısı kadar çeşitli elbisesi vardır. Kısır bir dil kullanan toplumlarda düşünce gelişmez. Ortadoğu toplumlarının başlıca sorunu da budur. Dilden önce silahlarını güçlendirme, asker sayısını artırmak olarak anladılar gelişimi. 

**

Pek iyi bilmediğimiz kelimeleri de günlük hayatın içinde kullanır olduk. Nihayetinde dil, hepimizin üzerinde ittifak ettiği bir vehme dönüştü. Dilbilimciler başından beri zaten öyleydi diyebilirler. Her zaman başka bir olasılık vardır. (bu cümleyi her yazıda kullanmak gibi bir alışkanlığım var) Dili alışkanlıklar üzerinden kullanmak da başka bir yazı konusu… 

Mesela sezgi kelimesinin tam karşılığı nedir? Bir psikiyatr sezgi denildiğinde veya kelimeyi bir makalede gördüğünde ne anlıyor biz ne anlıyoruz?. Hiçbir eğitim almamış insan ne anlıyor?. Peki bunca farkı nasıl oluyor da konuşurken yok edebiliyoruz. Beş duyunun ötesinde karşındaki anlamak da bir yetenek işine dönüşüyor. Bilgili olmak değil zeki olmak karşısındaki insanı anlama konusunda insanların işini daha da kolaylaştırıyor. Bilgelik ahlaksızlığı telkin etmez ama zeka kurnazlığı telkin ediyor. Dolayısıyla bilge konuştuğunda anlaşılmasa da zeki ama bilgisiz adam konuştuğunda daha çabuk anlaşılıyor. Önümüzdeki hafta bu bahis devam edecek…