Kaybolan yazarın cesedi ve berberin hüzünlü ölümü

13 Ağustos 2017 Pazar

Tarihte birçok romanda ana karakterlerin tam zıt kişiliğe dönüştüğüne şahit oluruz. Bu çift kişilik vakıası, pskiyatrik hastalığın ileri düzeyidir ve bazen son derece tehlikeli olabilir. Böyle bir olayı benimle paylaşmış bir okuyucum; 

Adam kendini atom mühendisi sanan bir berber. Her gelen müşterisine aslında ben atom mühendisiyim fakat kendimi gizlemek için bu işi yapıyorum diyor. Tabi gel zaman git zaman kimsenin inanmadığı bu adam mahallenin ortasında nitrogliserinle yaptığı bir karışımı berber dükkanına (ne yapacaksa) götürürken kimyasal bir tepkime oluyor ve elinde patlıyor. Bu patlama esnasında zavallı berber yanarak ölüyor. Olayın garip yanı adamın üzerinden çıkan not. Cüzdanının içindeki notta şöyle yazıyor… 

“Bugün adım tarihe geçecek, belki bir deli belki de bir atom profesörü olarak insanlık beni hiç unutmayacak.” 

Peki bu adam o nitrogliserini ne yapacaktı nasıl bir buluşun peşindeydi ki adını tarihe yazdırmak için hayatını riske attı. Bana konuyu mailden gönderen Mehmet bey bu adamın derûni bir yanı olduğunu ve bazen uzun uzun gökyüzüne baktığını bazen de tıraş esnasında ona Fransız pilot, yazar Saint Exupery’nin bazı sözlerinden bahsettiğini nakletti. Bir bağlantı kurabilmeniz için size sadece Saint Exupery’nin nasıl gizemli bir şekilde kaybolduğunu ve sonra bir daha cesedinin bile bulunamadığını hatırlatırım. 

 Kuçi’yle on dakika...

Yine aynı yolları ve aynı insan yüzlerini görmekten bıkmıştım ve içsel birilerini arıyordu ruhum. Bu tip kriz entelektüel anlarda aklıma ilk gelen kişilerden biriydi Kuçi ve aradım. 

-Müsait misin Kuçi?

-Allah affetsin beni, nefsime yenik düştüm, tek odalı evimi gelen misafirler üç oda sansınlar diye mahcubiyetimden duvara iki pencere ve kapı dekoru yapıştırdım. 

-Yani gel mi demek istedin Kuçi?

-Hiçkimsenin hiçbir zamanı yok, Rockefeller’ın da, benim de yok zamanım aslında. Neden zarar da olayım.

-(Verdiği cevabı yine anlamamıştım) Tamam geliyorum Kuçi.

Yanına geldiğimde karıncalara şiir okuyordu. “Keratalar bodler seviyorlar” dedi. “Pablo Neruda okudum beğenmediler” diye ekledi. 

“Bu yoldan yürümeyi çok seviyorum çünkü beni ıssızlığıma götürüyor dostum” dedi. “Bu yol” demek, onun için hep yeni bir yol demekti. “Bir de bu istasyon bu yöndeki son istasyondur sözünü seviyorum” diyerek başladı yine kendi kendine konuşmaya…

“Ön koltuk kapma yarışı… Metrobüste ayakta kalmama taktiği, en arkaya geçme en ortalarda kaybolma, kenar koltuklarda beklemeni al, tercihen elinde torba, paket olan ve oturan kişinin yanında saf tut. Sen dalganı geç frekansı ben ayarlarım..”

Sonra sustu ve uzun uzun baktı yüzüme “bir şeyler söyle” der gibiydi fakat söyleyemezdim, çünkü her söz yarımdı ve söylenmişti önceden…

Klozetten başka bir yerde kitap okuyamayanlar

Canı her kitap okumak istediğinde klozete oturup kitap okuma pozisyonu alan ve bunun daha verimli bir  okuma olduğunu söyleyen çok kitap kurdu gördüm, tanıdım. Kitap okumayla üreter arasındaki ilişkiyi bilim adamlarının incelemesi gerekiyor. Neden klozet verimli okumayı tetikliyor?

Olduğunuz yerin rengine bürünürsünüz

Bir müddet sonra yola çıkılacak beklentisi okutturuyor, ama neden böyle olduğunu keşfedemedim. Bir yolculuğa çıkmanın en güzel yanı başka bir yolculuğu da hatırlatmasıdır. Yolda olduğunuzda kendinizden çıkıp başka bir aleme geçersiniz. Her yolculuk başka benliklerinizin keşfini aralar. Siz olduğunuz yerin rengine bürünürken olduğunuz yerde sizin renginize dönüşür. Siz gördükçe inşa edersiniz gördüklerinizi ve görülenler de sizi… 

  • İhsan Hocaİhsan Hoca3 ay önce
    Şubat 2017’de Sayın Cumhurbaşkanımıza arz ettiğim aşağıdaki yazıyı dikkate alarak binlerce mağdur Yardımcı Doçente yardımcı olmanızı istirham eder, saygılar sunarım. A-)7 Şubat 2017’de Sayın Cumhurbaşkanımıza arz ettiğim bir yazıyı sizlere sunmak istiyorum:“…Sayın Cumhurbaşkanım;Size, ‘Yardımcı Doçent’ Kadrosunda çalışan binlerce Öğretim Üyesi adına bir mağduriyetimizi arz etmek istiyorum:Emsallerimizin, ölünceye kadar atama işleminin dışında kullanmadıkları, bir ömürde bir defa, bir biçimde, Yabancı Dil Sınavı’ndan aldıkları 65 Puanını gösteren belgeyi alamadığımız için, yıllardır bulunmamız gereken Profesörlük kadrosuna bir türlü geçemedik.Emsallerimizin makaleleri varsa, bizim de var; emsallerimizin kitapları varsa bizim de var; emsallerimizin ‘Bilim Doktoru’ diploması varsa, bizim de var; emsallerimizin 20-30 yıllık üniversite hocalığı hizmeti varsa, bizim de var; ama emsallerimiz Profesör, biz Yardımcı Doçent kadrosundayız ve binlerce Yardımcı Doçent olarak 50 yaşımızı geride bırakmış olarak emekli olmak üzereyiz.Binlerce Yardımcı Doçentin anılan mağduriyetini, sizlerin yardımına ve takdirlerine saygıyla arz ediyorum. 07.02.2017…”B-)Yardımcı Doçentlik Kadrosunun Kaldırılması İle İlgili Öneriler:Yardımcı Doçentlik kadrosunda 5 yıl çalışmış olanlar Doçent yapılmalıdır. Yardımcı Doçentlik kadrosunda 5 yıl çalışmış olma süresi de dâhil en az 20 yıl öğretim elemanı olarak üniversitede çalışıp derse girmiş ve yaşı 50’yi geçmiş olan Yardımcı Doçentler de Profesör yapılmalıdır.