Kâğıt ev… Ebruli kültürün ağırbaşlılığı

18 Nisan 2017 Salı

Uzun zamandır masamın üzerine gelen kitapları ihmal etmiş ve bundan dolayı da kendimi suçlu hissetmeye başlamıştım. Her kitap başka bir hayatın, farklı bir hikâyenin kapısını aralar benim için. Anlam arayışına doğru uzayan tuhaf bir serüvendir belki de okuma eylemi. Bu defa gelen kitap yayıncı tarafından değil bir dostumun hediyesi olarak masamda duruyordu. Buenos Aires doğumlu yazarları oldum olasıya severim. 

“Kâğıt Ev” de Carlos Maria Dominguez’in ince ve ruh dünyasının sınırlarını tetikleyen özgün bir çalışma. Elime aldım, birkaç sayfa okudum ve garip “kavrama dünyası”nın içine bir anda gömüldüm; “Büyükannem ne zaman yatakta kitap okuduğumu görse bana, ‘bırak şunu, kitaplar tehlikelidir’ derdi. Yıllarca bunu onun cehaletine verdim, ama zaman büyükannemin haklılığını kanıtladı.”

Kitaba dair çok kitap okumuştum fakat bu kitap diğerlerinden farklıydı. Nedenini bilmeden birini takip etme isteğinden bahsediyordu yazar. Genelde takip etme fiilinde takip ettiğiniz kişiyle daha önceden bir ilişkinizin olması gerekiyordu. Ve bu ilişki sebebiyle takibinde olmanızın (her kim olursa olsun) anlamı vardı. Burada o anlam arayışlarından bahsetmek mümkün değil. Tıpkı S. Beckett’in “Hiç İçin Metinler”inde olduğu gibi akıllı ve ayık insanların dünyasında anlatılacak şeyler sınırlıdır.

Şizofreninin ve akıl hastalıklarının açtığı hasar beraberinde sezgiyi de harekete geçiriyor ve hasta bir süre sonra aktif beyin kontrolünü kaybedip hayalî algıya ulaşıyor. Bu algılama biçiminin içinde bazen idraki en zor hakikatler de barınabiliyor. Bahse konu kitabın da bilinçaltında bu algılama biçimlerindeki insan halleri sorgulanıyor “O kadar çok kitabı oldu ki nihayetinde(sanıyorum yirmi binden fazlaydı) hiç de küçük olmayan salon, ulusal kütüphanelere benzer bir hal aldı. Duşun olduğu yer hariç tüm banyo duvarları kitap kaplıydı ve kitaplara bir şey olmamasının nedeni buharı önlemek adına sıcak suyla yıkanmaktan vazgeçmesiydi.”

EBRULİ KÜLTÜRÜN AĞIRBAŞLILIĞI

Çizgi Kitabevi’nden çıkan Halit Yeşilmen’in “Mahallemiler ve Ebruli Kültürün Ağırbaşlılığı” isimli çalışması değişim, kimlik ve din alt başlığı altında değişimin belirleyişi unsuru olarak kimlik meselesine değiniyor. Kitapta etnisite, din-kimlik ilişkisi, anlamın aşkınlık kazanması ve köken tartışmaları derinlemesine inceleniyor. Mahallemilerin Kürt ve Arap-Kürt karışımı olduklarına yönelik iddialara da cevap veriyor Halit Yeşilmen. 

Kitaptaki Alev Alatlı’dan bir alıntı; “1920’lerden itibaren ‘yeni fizik’ olarak bilinen ‘Kuantum Mekaniği’, Birinci Aydınlanma Çağı’nın zihniyetini özetleyen doğrusal çizgideki nedensellik yaklaşımının karşısında durarak, ‘bütün, her zaman parçaların toplamından büyüktür’ yaklaşımını sorgulamıştır. Kuantum Mekaniğinin temelini oluşturan ‘potinbağ’ (saçaklı/puslu/fuzzy) teoremi maddenin, ne kadar bölünürse bölünsün, ‘temel’ olarak nitelendirebileceğimiz bir parçasının olmadığının ve bu yaklaşımla da hiçbir parçanın diğerlerinden daha vazgeçilmez olmadığını vurgulamaktadır.”  

Bilindiği gibi saçaklı mantık, bulanık mantık, fuzyy logic gibi isimlerle telaffuz edilen puslu mantık, 1961 yılında Lütfü Aliasker Zade’nin yayınladığı bir makalenin sonucunda oluşmuş bir mantık yapısıdır. Ve son dönemlerde matematikçilerin, fizikçilerin ve hatta filozofların bile ilgisini çekmeye başlamıştır. Farklı alanlardaki bilim adamları bu mantığı kendi çalışmalarıyla yorumlayarak teorilerine yeni bir bakış açısı kazandırmıştır. 

 

  • Yücel KayaYücel Kaya7 ay önce
    Günümüz olaylarının içineöylesine girdik ki, kitapların o güzel dünyasından ayrıldığımızı ancak böyle makaleleri okudukça hatırlayabiliyor, üzülüyor ama yine de kitaplar yerine gündelik olayları takip etmeye devam ediyoruz.