THY - Nevşehir

Eyüp’te döner yemek isteyen iki melek (!)

23 Temmuz 2017 Pazar

Eyüp Sultan’da biri 30 diğeri de 40’lı yaşlarda iki kurnaz caminin etrafında geziyor ve gözlerine kestirdikleri saf görünüşlü insanları biz meleğiz diyerek kandırıyormuş. “Bu zamanda böyle şeylere kim inanır” demeyin, bazı duaları okuyarak farklı başka numaralar da yaparak insanları kandırıyorlarmış. Geçen hafta Eyüp Sultan camiinin ön avlusunda kulak misafiri olduğum bir konuşmayı aktarıyorum, “İki adam selam verdi, hal hatır sordu ve ‘senin büyük bir sıkıntın var’ diyerek beni okumaları gerektiğini söyledi. Daha önce duymadığım bazı duaları okudular ve bana kendilerinin melek olduklarını ve dikkat çekmemek için insan şeklinde iyi niyetli insanlara yardım ettiklerini söylediler. Ardından da bana karınlarının aç olduğunu söylediler. Bu yakındaki bir lokantaya götürdüm. Üzerimde fazla para yoktu ve iki tane çorba söyledim. Tam kalkacakken adamlar iki tane de döner istediler. O anda adamlara  ‘Allah sizin cezanızı versin pis sahtekarlar’ diyerek lokantaya sadece çorbaların parasını ödeyerek çıktım.”

Adam aynen bunları anlattı. Aklıma hemen şu soru geldi:

“İşi ucuza kapatmak olunca adamların melek olduğuna inanıyorsun da o iki sahtekar döner isteyince mi senin aklın başına geliyor?” Bu konuyla ilgili polisin acil bir önlem alması gerekiyor. Söylediğim olayın çözümü çok basit. Oradaki mobese kameraları incelenirse, bu adamların yüzlerinden kimlikleri tespit edilir. Yazıktır, günahtır. Bizim uyanık(!) halkımızı kandırmaya kimsenin hakkı yok. Belediye zabıtaları gariban simitçilerin peşinde koşacağına, biraz da bu tip çakalların peşine düşsün.

Hangi hırsız daha çok çalar?

Bu soruyu ünlü mafya filmi Godfather’daki bir diyalog cevaplıyor; “Eli çantalı bir hırsız, eli silahlı bir hırsızdan daha çok çalar.” Gerçekten de hep öyle olmuştur. Oysa çocukluğumuzda bize anne ve babalarımız olayı böyle basit bir cümleyle anlatmamıştı.

Doğru cümleler bazen en tehlikeli filmlerin, en dengesiz adamların ağzından çıkıveriyor. Doğru sözü nerede bulursak alalım, pekala tamam da, o bize doğru gelen sözün bir başkasına yanlış gelmesi de muhtemel. Doğruyu insan kendi egosuna hoş gelecek yönde değerlendirme fıtratında olduğu için, tam olarak bulma imkanı çok zor.

Bir film önerİsi: Take The Money and Run.

Absürdlüğün sınırlarını zorlayan bir film. “Parayı Al ve Kaç”. Woddy Allen, sabundan yaptığı silahın yağmurda erimesi gibi hüzünlü bir kafaya sahip hırsızın serüvenini anlatıyor.

'Zamana ve olaylara direnmeye devam ediyorum’

“Geçen hafta yazdıklarını okudum beğenmedim” dedi Kuçi. Teşekkür ettim, aksi taktirde “egon yine tavan yapmış kendini aşamayan kimseye ulaşamaz” diyecekti. Onun nerede ne söyleyeceğini ve nasıl bir tepki vereceğini bilmeme rağmen sırf kanun yerini bulsun o söylesin ve ben de yazayım diye bekliyordum.

Başladı konuşmaya;

“Zamana ve olaylara direnmeye devam ediyorum. Kazanmak da kaybetmek de aynı etkiyi yapar. Kazanmakla kaybetmek arasında hiçbir fark yoktur, farklı olan tek şey bu ikisinden uzak durmaktır. Birincisinin peşinden koşulmazsa ikincisi gerçekleşmez, kazanacak bir şeyi olmayanın kaybedecek hiçbir şeyi olmaz, işte huzur budur. Ümitsizlikler ise her şeyin birer imtihan olduğu olgusunu perçinliyor. Her kaybediş (yalnızlık kaybediştir) deneniyor olmanın acıklı ama tutarlı göstergesi. Belki bu; bir teselli değil hakikat.”

Yorgun görünüyordu yine, “dalmaya gidiyorum” dedi ve şöyle tamamladı: “Belki hiç uyanamayacağım bir uykuya.” Cümlelerinden başka tamamlayabileceği hiçbir şeyi olmamıştı.

En korkunç şey insanın hayalinde ürettiği kişinin günün birinde karşısına çıkmasıdır ve belki de o hayali günün birinde karşısına çıkması için üretmiştir bekleyen kişi. İkinci ihtimal her zaman daha korkunç bir bekleme trajedisidir.

YORUM YAZ