Cinlerin yazdığı söylenen o gizemli şiir

27 Ağustos 2017 Pazar

Sıradışı insanların çok değişik özellikleri vardır. Bu insanlardan biri de Prof. Dr. Mustafa Erdoğan Sürat… Hem şiir yazıyor, hem kanunî ve birkaç dili semantik detaylarıyla biliyor. Üstelik son on yılda okuduğum en çarpıcı eser “Medine Hikayeleri”nin de müellifi… 

Deha olmak sadece bilgiyle olmuyor modern çağda. Felsefe, şiir, psikoloji ve en az üç dili iyi derecede bilmek, aynı zamanda bir enstrümanı da hakkını vererek çalabilmek gerekiyor. Bu çapta bir dehadır Prof. MES. Beynin hem sağ, hem sol lobunu aynı anda çalıştırdığı için çoğu zaman söylediklerine ben yetişemeden o yeni bir bomba patlatır. 

Bu bombaların her biri kültür mirasımızın dandik yancılarını hedef alıyor. “Çalışkan olmana rağmen başarısız olabilmene katlanabilirim, fakat budalalığa asla” kıvamında bir resim çiziyor ilk tanıyanın belleğine. 

Bünyesinde barındırdığı zıt mizaçlar birbiriyle sürekli çatışıyor ve o fevkinde olduğu disiplinlerin aykırı yönlerinin telkin ettiği karmaşayı dizginleme mücadelesi veriyor. 

Hocayla geçen hafta Ankara’da konuşurken aklıma geldi ve o cinlerin yazdığı iddia edilen şiiri sordum. Yıllar önce hoca o şiiri nasıl ele geçirdiğini de bir sır olarak saklamam şartıyla benimle paylaşmıştı. Kendisinden bahse konu şiiri bu hafta köşemde yayınlamak için izin istediğimde “hikayesini anlatmadan şiiri paylaşmanda bir sakınca yok” dedi. İşte o şiir…

BİZİ KİM BİZİMLE?

Bizim karşılaşmamız lazım, 

fakat ve heyhat

Kış geldi deniz dondu, dondu sazım, 

bizi kim bizimle buluşturacak?

Çünkü biz, burada olan bizi biliriz ancak

Şu an yalnızca burada değiliz

Ama başka yerlerde olan bizleri 

Nasıl bilebiliriz?

Birçok yerde olduğumuz belli

Ne var ki bulunduğumuz diğer yerlerden kalmamış bir iz

İzbe yerlerdeyiz, gözükmüyor saydam deniz

Denizin içinde ne var?

Bilinmiyor, çünkü ufku doldurmuş aha şu arkadaki eşyalar

Kürt metropolü Babil, ey mağrur ve kalabalık Babil

Biz ne çokmuşuz yahu, sayımız belli değil

Üstelik ne çok eşyamız var, denizimizi görünmez kıldı arkasındaki tablo

Yarsam suları gözükür mü yasaklı sular? 

Buhar ve bahar neyse ne babo,

Cam ve su gözükmüyorlar.

 

 

ÖĞLE YEMEĞİNDE NE KONUŞULACAĞI BİLE UZMANLIK KONUSU

¥ Batılı aydınlar içinde beni en çok etkileyenler, kendi kültürlerini dürüst bir şekilde eleştirenler ve bilgi teorilerini sorgulayanlar... R. Pirsig de bunlardan biri. Adam bilgi alanının devasa genişlemesinin ciddi bir sorun olduğunu keşfetmiş. Bizim ukala dingili aydınlara sorsan “Ne var yani? Bilgi alanının bu denli gelişmesi sizin gibi yobazları neden rahatsız ediyor?” diye sorarlar. Çünkü gelişmemişlik bunu gerektirir. Gelişmemiş insan bilgiyle tüm açıkları kapatabileceğini sanır ve her seferinde de çuvallar. İnsanların bilgi alanlarının genişlemesinin neden sorun olduğunu ise şöyle özetliyor üstad: 

“İnsanların bilgi alanı bugün öylesine geniş ki, hepimiz birer uzman konumundayız. Uzmanlık konuları arasındaki açıklık öylesine büyümüş ki; bunlar arasında özgürce dolaşmak isteyen biri çevresindekilere yakınlık kurmaktan neredeyse vazgeçmek zorunda. Öğle yemeğinde ne konuşulacağı bile uzmanlık konusu.”

 

CEP TELEFONUMA GELEN BİR ŞİKÂYET MESAJINA DAİR

¥ “Bir süredir yazdığınız yazıları savcılığa ileteceğim. Gazeteyi arayarak telefonunuzu, çok önemli bir bilgi vereceğimi söyleyerek aldım. Avukatıma telefonunuzu bildirdim. Kimsiniz lütfen, bilgi verin? Mesajı kim atmış, diye aramayın çünkü aleyhime delil olabilecek telefonu açmam.” 

Gelen mesaja şu şekilde bir cevap yazdım:

“Senin (her kimsen) bu mesajından önce korku belası ismini telefon rehberimden çıkartmıştım.”

Yazdıklarımın farklı kafalardaki tuhaf insanları üzerime çekebileceğini biliyordum. Fakat olayın bu boyuta gelebileceğini inanın ben de kestiremezdim. 

 

 ŞİİRİN SİNEMASINA ŞAHİTLİK ETMEK

Kuçi delirmiş gibiydi son gördüğümde “Hemen beni şimdi burada şaşırt, yoksa defol git” dedi.

Yine sinirlenmişti ve cinlerin şiiri olduğu iddia edilen yukarıdaki şiiri geldi aklıma ve onu şaşırtabileceğini düşünerek çıkardım cebimden. Bir kâğıt parçasına yazılıydı, kâğıdın üzerine yapışmış bir pirinç tanesi ve daha önce ıslandığı belli olan bazı bölgelerde su lekeleri vardı. Zorlukla okunan yerlerine rağmen heyecanla elimden aldı kâğıdı. Şiiri bitirdiğinde “sanatçı sezgisinin nirvanası bu” dedi ve devam etti.

“Sanayi Devrimi’nden bu yana büyük kalemler hep görüntülerine dokunabildiğimiz ve koklayabildiğimiz sinema şeritleri sundular. Bu şiir Arapça yahut İngilizce, ne bileyim Fransızca yazılsaydı bugün en azından dünyanın en önemli elli şairi içindeydi bunun müellifi. Çünkü şiirin sinemasında zaman zaman sadece renkli değil, aynı zamanda çiçek kokulu filmler gösterilir.”

  • FerhatFerhat2 ay önce
    Şiirde paralel evren den bahsediyor Sanki