Bir sabun gibi kayan gençliğimiz üzerine notlar

26 Nisan 2017 Çarşamba

20 yıl önce body yapan bir arkadaşım vardı. Vücut hatları normal yaşıtlarından çok daha kaslı ve şişkindi. Aklının ötesine geçmişti vücudu ve bu şekilde kendini tolere (tatmin mi demeliydim?) edebiliyordu. Uzun süredir görmediğim o arkadaşımla karşılaştım geçen gün, çok zayıflamıştı. Kasları erimiş avurtları çökmüştü. Üstelik “Kör Baykuş”un ihtiyarı gibi kamburlaşmıştı “Neden böyle eridin?” diye sormak geldi içimden. Sanki aradan hiç zaman geçmemişti de, bir anda o eski zamanın içinde bir sanrıya dönüşmüştüm. 

Fakat soramazdım çünkü genel ahlak kuralları çerçevesinde böyle bir soru uzun süredir görmediğim arkadaşımı öfkelendirebilirdi. “Seni iyi gördüm. Hiç değişmemişsin” dedi birden. Yani bana “ben de seni iyi gördüm” dememi ister gibi bir ifadeyle söylemişti bunu. Ben onun, bunu bana o ifadeyle söylediğini hissettiğimi anlamamış gibi yaptım. Ve sağol dedim. Sonra ne demem gerektiğini bilemediğim için, zihnimdeki sorularla vedalaştım. Zihnimdeki soruları soramayışımın altında benim de aynı şekilde belki duymak istemeyeceğim şeylerin olabilme ihtimali vardı diye düşündüm, ondan ayrıldıktan sonra.

Spor olayında yaşın etkisi vardı elbette. 18 yasındayken (kaderi Allah’tan başkası bilemez ama) önünde yıllar olduğunu düşünüyor ve yukarıda bahsettiğim arkadaş gibi gerekli görüyorsun sporu. Fakat belli bir yaştan sonra ümidi kesiliyor, umutları kayboluyor insanın. Hayata karşı şevkin giderek azalıyor. Zamanın değişmesi de yaşın ilerlemesi de etken burada. Yaş ve zaman bizi değiştiriyor fakat bir yandan da peşinden koştuğumuz şey de değişiyor. Hiçbir şey sabit değil, şu an kurduğum cümle de dahil. Sabit olmayan evren, sanki bir kaos tılsımı gibi zıtlıkları aynı çorbaya lezzet veren bir baharat gibi kullanıyor.  

Yaşadığım ve bende tuhaf bir algı oluşturan bu hadiseyi yazmamın etik olup olmadığını düşündüm. Böyle bir karşılaşmanın mahremiyet çerçevesinde kalması gerekiyordu ikilemi, peşimi bırakmadı. Yazdığımı bilmiyordu ve en azından bu beni rahatlatmak için bir neden olabilirdi. Fakat karşılaşmamızla birlikte merak edip gazeteyi alabilir ve yazıyı okuyabilirdi. O halde yazacaklarımı da itinayla seçmeliydim diye düşündüm. Bunu düşünürken bir yandan da düşündüklerimi yazıyordum ve yazımın sonuna geldiğimi fark ettim. Vazgeçmemin artık çok geç olduğunu, çünkü yazıyı teslim etmem için bana verilen sürenin sonuna geldiğimi düşündüm. Ya da böyle düşünerek kendime bir haklılık alanı oluşturdum. 

Sonra 20 yıl önce balık yerken, aklıma hiç kılçığın gelmediğini düşündüm. Yerdik ve boğazımıza takılması o zamanlar komik bir şeydi. Şimdiyse birçok yaşıtımda küçücük bir şeyin bizi öldürebileceği kanaati var. Ufacık mikrobik bir hastalığın git gide bünyeyi sarması ve insanları yavaş yavaş ve büyük bir acıyla öldürdüğünü görmüş olmanızın da belki buna bir etkisi vardır. Yani bu yaşlılıkla mı ilgili yoksa zamanın ruhu dedikleri şeyle mi? Acaba zaman da bizi paranoyak etmiş olabilir mi? Yani hiçbir kötü hadise yaşamamış olsak bile zamanın kendi akışının bir paranoya oluşturduğu söylenebilir gibi. Başka bir ihtimalde olası. 

Gençken bir şeylere ulaşmak istiyorduk evet ama o şeyin ne olduğunu aslında tam olarak bilmiyorduk. Zamanın geçmesiyle o şeyi kavradık fakat bu defa o gençlikteki enerjimiz kalmadı. “Gençler bilebilse, yaşlılar yapabilseydi” söyleminde olduğu gibi fasit bir dairenin içine girdik. Paradokslarla dolu her düşüncenin bizi tarumar etmesini engelleyemez olduk. Müslüman, Ateist, Marksist, Taoist, Deist, Hristiyan veya Yahudi fark etmedi hepimiz zamanla birlikte paradoksun kucağına düşüyorduk. Bu paradokslar kendi içimizde infilak ediyor ve şairin deyimiyle “Ezelden beri mi göçüyorum ben?” sorusunun fitilini ateşliyordu. Tercih edilmeyen ya da edilemeyen bir acıya dönüşüyordu insanın hayat serüveni. Tıpkı ince bir ip gibi bağlı olduğumuz hayattan yumuşak bir darbeyle kopuyorduk. Ne tutunamama üzerine yazılan kitaplar ne de şuurun telkin ettiği paradokslar teskin etmiyor insanı. Her şekilde bu oyunu yalnız bitirmek gerekiyordu. Katlanamayan bazıları bu yüzden erken bitirdi.

 

  • osman özkanosman özkan6 ay önce
    bu dünyada huzur arayanın huzuru kaçar arkadaş, bu dünya imtihan yeridir ve bu imtihanın sırrına erenler rahat eder rahat bir yaşam sürebilir gerisi lafu güzaf veya teferruaattır.
  • esenesen6 ay önce
    buna ilaveten yaş ilerledikce zaman daha hızlı akıtor sanki...
  • hakhak6 ay önce
    Evet mobbing diye bir zulüm turu olan davranış şekli var bunlar bilinçli olarak yapıyor. Mobbing i araştırabilirsiniz...
  • murselsmursels6 ay önce
    bu yazıyı okurken 2 anı canlandı hatrimdailki: hocamızın bize genç ler geleceği siz değiş tirebilirsiniz( aklimdan suanki tutum gençleri engellemese değiştirebiliriz desim içimden ) keşke sesli soyleseydim.ikincisi ise: subniminal mesaj konusu. yaşlılar ergin insanlar subniminal mesaj dami vermek zor. hep kötüye kullanilirda iyiye neden kullanilamaz. aslinda yaslanan insanlarda bir bakima gençtir sonucta tutumlarının eksik olduğunu söylesende inanmazlar gençlik gibi
  • hakhak6 ay önce
    Belli bir yaştan sonra umutları kayboluyor,şevki azalıyor insanin belki (doğru dürüst gerektiği gibi yaşanırsa boyle olacağını yinede düşünmem).Peki tüm bu olumsuz düşüncelerin olmaması gereken yaşlarda, birileri sanki bilinçli,ısrarla bilinçaltına bu olumsuz duyguları yerleştirmek için çaba gösteriyor sa bunlara ne demeli? Birde bunlar üstelik din adına kullanmak istedikleri adama bu kötülükleri yapıyorlar sa? Bunlara din hizmetkârı mi derim müslüman içine sızmış bu şekilde zarar vermeye çalışan akrep mi derim,gerçi hicbir mesrulugu olmayan şia ya kim müslüman demiş ki? Gerçi bunlar bu kötülükleri yapmasalarda yanlışlârını hep söyledim, çoğu konuda onlar gibi düşünmedim,zaten bilinçli hep karşıma çıktılar, bilerek onları tercih etmedim,etmem zaten ancak şimdide uğraşıyorlar,sanki illaki onlar gibi düşünmek,onlardan olmak zorundaymisim gibi.Belki de bu yüzden zarar vermeye çalıştılar ,calisiyolar.Yada çok cahil olduklarından onlardan beklenir zaten....
  • enesenes6 ay önce
    ahmet hocam güzel yazı katılıyorum ancak, body yapmayı neye bağlayacağımızı pek anlamadım. Böyle şeyler yapmayalım mı ne yani???
  • asas6 ay önce
    Güzel yazı olmuş teşekkürler
  • YAVUZ MAHMUTOĞLUYAVUZ MAHMUTOĞLU6 ay önce
    Hayat ancak yaşarken öğrenilen bir olgu. ''Gençler bilebilse, yaşlılar yapabilseydi” Siz ne kadar anlatırsanız anlatın bir insana; hiç yemediği bir yemeğin tadını tarif etmek gibi. Damağında ne kadar hissedebilir ne kadar anlayabilir hiç yemediği yemeğin tadını. Hayat bu, yaşanacak ve yaşarken öğrenilecek sonuçta bitecek bir gün. Önemli olan yaşadığımız anın kıymetini bilerek ve Yaradanın gözetiminde olduğunu hissederek. Şükür ve hamd ile.
  • Kosovalı KıraçKosovalı Kıraç6 ay önce
    Moda adı altındaki toplumun ve özellikle de gençliği bozan programlar da unutulmamalı. RTÜK unutuyor ama Allah da görüyor.