Abdurrahman Dilipak:

Yıllar önce bir “yüzbaşı” ile tanışmıştım.. Fatih’te MGV’de yıllarca çaycılık yapmış..
Ben Maltepe’de otururken, bir grubumuz vardı. Bir gün arkadaşlar dağıldılar. Siyaset küfürdür, müşrik düzene uşaklıktır diyenler oldu.. Bir süre sonra ayrı bir grub oluşturdular. Başlarında da orta yaşlı bir hocaları var. Bir gün sohbetten dönerken, yolda namaz kılmaları gerekiyor. Abdest alırken ceket tutma sırasında adamın cüzdanı düşüyor. İçinden kimliği düşüyor. Adamı bir iyi dövüp bırakmışlar.
Dün böyle idi, bugün durum daha iyi değil.
Hatta haber vereyim, bugün durum çok daha kötü, bana kalırsa..
Cemaat, vakıf, tarikat gibi kurumlara sızmaya çalışıyorlar.. Ve bu onlar için hiç de zor değil.. Kim kimdir, kimin ne zaafı var fişliyorlar..
Balyoz fişlemelerinde gördük. Aynı işlem bugün tarikat çevreleri üzerinde yapılıyor.. Kimin neye zaafı var, onu öğreniyorlar ve adamı ayartmaya çalışıyorlar. Bizimkiler de saf.
Saflıklarının sebeblerinden biri de, Şeyhlerine, liderlerine çok güveniyorlar. Onların gayb bilgisine sahip ya da onun koruması altında olduklarını düşünüyorlar. Bunun böyle olmadığını öğrendiklerinde de zaten iş işten geçmiş oluyor..
Bakın siz Ergenekonu deşifre ediyorsanız, birileri de bir gün sizi deşifre edebilir! Tehditle, şantajla, dinleme yoluyla, izleyerek sizin hakkınızda birçok bilgiye ulaşabilirler.. Kendinize ve ailenize, iş ortaklarınıza dikkat edin! Allah’a sığının, dua edin ve tevbe edin.. O’na tevekkül edin.
Kendi içlerinde bu işlerin bilindiği gibi olmadığını görünce de, zaten onları dine bağlayan bu ince ip kopunca, bu adamların bazılarının yemeyecekleri halt yok.
Anatole France bu işin farklı bir boyutunu Thais isimli romanında anlatır.. Siz başkalarını kurtarmaya çalışırken, Şeytan nefsinize sızıp sizi ayartabilir..
Hani derler ya, “güneş girmeyen yere doktor girer” diye. Açıklık, şeffaflık yoksa, kapalı kapılar arkasında her şey mümkün..
28 Şubat’ta MÜSİAD’ın üye sayısı dörtte bir azalmıştı. Sakalını, bıyığını kesenler oldu.. Şimdi artıyor tabii..
Kaz gelecek yerden tavuk esirgemeyen çok insan vardır. Kimileri yardım edecek cami, cemaat, vakıf, dernek, tarikat arıyordur..
Yerli ve yabancı derin grublar, istihbarat örgütleri cömertçe ikramlarda bulunabilirler. Size arazi, bina, çiftlik hediye edebilirler. Kim bilir, belki kendi para, silah, toz ya da belgelerini oralarda gizlemeye de çalışabilirler..
Erzincan’da hibe edilmek istenen bir öğrenci yurdunun duvarlarına gizlenmiş porno CD’ler, uyuşturucu ve duvarlara ustaca gizlenmiş dinleme cihazları bulunmuştu..
Herkesten şüphelenmeye gerek yok, ama güvenmenin ötesinde kontrol etmek daha da güzeldir..
Dini grublar, kendi mekanlarında çok rahat hareket ediyorlar. Sanıyorlar ki, Şeytan oraya giremez. Aksine Şeytanın meyhanede ne işi var. Zaten onlar Şeytanın misafirleri, onlar “haneye konuk” olmuşlar. Şeytanın sofrasına oturmuşlar. Şeytan bu mahallerde fazla mesai yapıyordur..
Şu habere dikkatinizi çekmek isterim: “Zirve Yayınevi Katliamı davasının tutuklu sanığı Malatya Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürü Binbaşı Haydar Yeşil’e ait harddiskten ilginç bir istihbarat raporu çıktı. Maddeler halinde sıralanan ve ‘İstihbarat Konuları’ başlığını taşıyan raporda, Türkiye’de faaliyet gösteren misyonerler, cemaatler ve terör örgütleri hakkında kapsamlı çalışmalar yapıldığı anlatıldı. ‘Fethullah Gülen’in abi ve ablalar grubu içerisine sızdırılan haber elemanlarıyla örgütlerin üniversiteye yönelik faaliyetleri takip edilerek öğrenci olaylarından önce gerekli tedbirlerin alınması sağlanmıştır’ deniyor.” “Sorumluluk bölgesinde bulunan tarikat liderleri ile örgüt mensuplarının türbe ve anıtmezar haline getirilen mezar yerleri, ziyaret ve sözde anma günleri tespit edilerek söz konusu faaliyetlerden önce gerekli tedbirlerin alındığı mezar ve türbelerin albümleri hazırlanarak, kimler tarafından, ne zaman, ne maksatla, hangi faaliyetlerin yapıldığının haritaya işlendiği görülmüştür. Sorumluluk bölgesinde geçmişte ve günümüzde, faaliyet gösteren dini motifli terör örgütleri, dini gruplar tarikatlar ve misyonerlik faaliyetleriyle ilgili özel bilgi kitapçığının hazırlandığı görülmüştür.”
Bu iş bu kadarla da kalmıyor.. Sadece sızma değil, aynı zamanda içeriden zayıf karakterli kişiler devşirilerek, parlatılıyor ve cemaat içinde etnik konumlara getirilmeye çalışıyor..
Ben uyarayım da.. Ama şuna da hassasiyet göstermemiz gerek. Herkesten şüphelenmenin alemi de yok. Hatta bu ajanlar, bu işi samimi insanlar için de örgütleyebilirler. Buna da dikkat etmek gerek.
Bazan biz ajanları çok aşırı önemsiyoruz.. Hatta onları gözümüze o kadar çok yaklaştırıyoruz ki, arkasında nefsimizi, nefsimize taht kurmuş oturan, bekleyen Şeytanı görmezden geliyoruz..
Sahi biz kendi nefsimiz konusunda ne kadar hassasiyet gösteriyoruz ki, hemen başkalarından şüphe edelim.. Suizan aynı zamanda ihtiyad etmemiz gereken bir konu..
Bu adamların kadrosunda şeyh de var, fahişe de.. Kalkancı hadisesini hatırlayın. Bu olay ne bir ilkti, ne de son olacak! Şeyhini geçin, yarın piyasaya Mehdi ve Mesih sürmeye kalkarlarsa şaşmayın.
Kuşkusuz herkesi hemen damgalamamak esas olmalı. Bizi öldürmeye gelen bizde dirilmeli öte yandan.. Şeytan ne Hz. İbrahim’den, ne Hacer annemizden, ne Hz. İsmail’den vazgeçmedi. Benden de vazgeçmedi, ben niye hemen kardeşlerimden vazgeçeyim ki!
Hz. Yusuf, kendini kuyuya atan kardeşlerinden vazgeçti mi?
Yine de, aman dikkat! Ve münafıklara dikkat! Ve yine dikkat: “Ağuyu altın tas içre sunarlar, bal da onun suç ortağı”
Selâm ve dua ile..
 

turbobitturbobit premiumletitbitletitbit premium