Saudiamerika

22 Aralık 2017 Cuma

Eskiden ARAMCO üzerinden ARAP-ABD ilişkileri sorgulanırdı. Bu “dostluğun” damarlarında dolaşan kan, kuşkusuz “Petrol”dü. İngilizlerin gözünde zaten “Bir damla kan, bir damla petrol” değil mi idi, geçmişte!

Sahi, batılıların gözünde “bir damla gözyaşı” ve “bir damla alınteri”nin değeri nedir?

Biliyor olmalısınız, Osmanlı’ya ihanet eden Arap aşiretlerinin başında Şerif Hüseyin ve Saud ailesi vardı. Aslında Saud ailesi dindar bir aile değil. Kökleri Beni Kurayza’ya kadar gider. Osmanlı’ya ihanet eden aşiretlerin hemen hemen tamamı sorunlu aşiretler.. Ama mesela, yeğeni tarafından 1972 yılında şehid edilen Kral Faysal b. Abdulaziz de bu aileden gelmekle birlikte şeref ve izzet sahibi bir insandı.

ARAMCO’dan ciddi anlamda bir kaynak Şeyh ailesine aktarılıyordu. Şeyh ailesi Vehhabiliğin günümüzdeki temsilcisidir. Her yeniliği bid’ad olarak görür ve reddeder. Bir yandan Sufi geleneğe, öte yandan Şia’ya şiddetle karşıdır. 

Bu hareketin kurucusu Abdulvahhab 1703-1787 tarihleri arasında yaşadı. Muhammed İbn Abdülvehhab’in düşünceleri, Deriye Emiri olan Muhammed bin Suud ile 1744 yılında  tanışmasıyla siyasi bir hareket mahiyeti kazandı. 1811 Vehhabi’lik adına hareket eden Suud Emirliği Halep’ten Hind Okyanusuna, Basra Körfezi ve Irak sınırından Kızıl Deniz’e kadar yayıldı. 

 Vehhabilik hareketinin Osmanlılar için önemli bir sorun durumuna gelmesi üzerine 2.Mahmut, Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşayı sorunu çözmekle görevlendirdi. Mehmet Ali Pasa, oğlu Tosun komutasındaki orduyla 1812-13 arasında Mekke, Medine ve Taif’i Vehhabilerin elinden kurtardı. Daha sonra bizzat Emir Abdülaziz’in üzerine yürüdü. 1814’de Emir Abdülaziz’in ölümü üzerine Vehhabiler yenilgiye uğradı. Nihayet Mehmet Ali Paşa’nın kumandanı İbrahim paşa, Abdülaziz’in yerine geçen oğlu Abdullah ve çocuklarını esir ederek İstanbul’a gönderdi. Bunlar İstanbul’da 17.12.1819 tarihinde idam edildiler. Osmanlı’ya düşmanlıklarının sebeblerinden biri de bu.

Savaş sırasında kaçarak kurtulmayı başaran Suud hanedanından Türki bin Abdullah, Necd bölgesinde yeniden faaliyete geçti ve 1821’den 1891’e kadar sürecek 2. Vehhabi devletini kurmayı başardı. 

Hindistan İngiliz yönetiminin de desteğini sağlayan Abdülaziz bin Suud 26 Aralık 1916 tarihli anlaşma ile İngilizlerce Necd, Hasa, Katif, Cubeyl ve kendisine bağlı diğer bölgelerin hükümdar olarak tanındı. Bu anlaşmaya göre Abdülaziz, bu yerleri kendisinden sonra miras yoluyla çocuklarına bırakacak ve kendisinin seçtiği veliaht da İngilizlere bağlı kalacaktı. 

Osmanlıların yenik düşmesiyle sonuçlanan 1. Dünya Savaşı’nın arkasından 1921-26 arasında Vehhabiler Hail, Taif, Mekke, Medine ve Cidde’yi de ele geçirdiler. Abdülaziz bin Suud, 1926’da Necd ve Hicaz Kralı olarak kabul edildi. 20 Mayıs 1927 tarihinde İngiltere ile yapılan Cidde anlaşmasının arkasından da tam bağımsızlığını ilan etti. Böylece Abdülaziz bin Suud, Suudi Arabistan Kralı olarak Hicaz’ı egemenliği altına altı. 

Vehhabiliğin Afrika ve Asya’da yayılması için İngilizler büyük destek verdiler.. Aynı şekilde, bugünkü Vehhabi, Sufi, Şii çatışmasının temelini atmak için, diğer grublardan birileri ile temas kurarak hepsini birbirine karşı kışkırttılar..

Bugün biz Kudüs’ün kurtuluşunu konuşuyoruz ama, unutmayalım ki, Kudüs’ü Yahudilere veren İngiltere’dir. Hicaz bölgesini de Saud ve Şeyh ailesine veren İngiltere’dir. Ve bugün kurtarılması gereken sadece Kudüs değil, Mekke ve Medine’dir..

ABD, Afganistan’da Rusya’ya karşı direnişi Vehhabiler üzerinden El Kaide yapılanması ile geçirdi. Daha sonra ABD, DAEŞ üzerinden Musul’u ele geçirdi, Suriye’ye yerleşmek için DAEŞ’i kullandı.

Bugün Dahlan, Arap yarımadasındaki İngiliz siyasenin bir Truva atı olarak Mısır, Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve İsrail arasında mekik dokuyor.

Bugün Suudi Arabistan, ABD ve İsrail’le kol kola, İran’a ve Türkiye’ye karşı.

Bugüne kadar, Türk Yahudileri, Kürt Yahudileri, Pakradun’lar, Fars Yahudileri, Safarad, Eşkenazi’ler hep konuşuldu ama Arap Yahudilerden pek söz edilmedi. 

Bu arada Yahudilerin o malum kollarından ibaret değil, kendi aralarındaki bölünmüşlükleri. Yahudiler de, Hristiyanlar da 40 parçadırlar. Ve “Dinleri” artık gerçek bir din olmaktan çok kültürel bir aidiyeti, bir geleneği, bir ideolojiyi ve bir kan birliğini ifade eder.. Kan birliği sadece Yahudilerde değil, mesela Ermeni, Rum, Süryaniler için de geçerli. Kiliseleri, Patriklikleri ayrıdır.

Bugünki Suudi rejimi artık Türkiye’den çok ABD ve İsrail’le beraberdir. Mısır rejimi de öyle. Kudüs’ün İsrail’e ait olduğu fikrindedirler..

Bakın, Meymonedes’in düşünce dünyasının şekillenmesinde nasıl Endülüs etkisi, Arabi etkisi varsa aynı şekilde, Rönesansın şekillenmesinde olduğu gibi, Hint Mistisizmi’nin ve Safevi Şiası’nın şekillenmesinde de Meymonedes etkisi vardır.. Modern İslamcılık düşüncesi üzerindeki batı etkisini de görmemezlikten gelmemek gerek. İdeolojik olarak çok farklı gibi gözüken düşüncelerin metodik açıdan birbirine benzeyebileceklerini de not etmek gerek.

Mesela komünizm ile faşizm birbirine karşı/düşman ideolojiler değil mi? Ama, zıtların benzeşmesi gibi, komünizm işçi sınıfını yüceltirken, faşizm kendi ırkını yüceltir.. Birinde her şey Alman ırkı için Alman ırkı tarafından, Alman ırkına göre olacaktır. Öbür tarafta ise her şey işçi sınıfı tarafından, işçi sınıfı için ve işçi sınıfına göre olacaktır..

Gelinen noktada Suudiler ve Mısır diktatörü Müslüman halkın temsilcisi değil, uluslararası sistemin Truva atı olarak orada durmaktadırlar. 22 Arap ülkesinin sınır, rejim ve iktidar yapıları, Haçlılarla işbirliği yaparak Osmanlı’ya ihanet eden Arap aşiretlerinin çocuklarına armağan olarak verilmiştir büyük ölçüde.

Yaşanan süreç gizlenen derin gerçeğin ortaya çıkmasına sebeb oldu. En katı, radikal İslamcı gibi gözüken bir rejimin, aslında ABD, İngiltere ve İsrail’in dümen suyunda hareket eden kuklaları olduğu gerçeği ortaya çıktı. Bu da bir kazanım. Selâm ve dua ile.. 

 

YORUM YAZ