THY- Euroleague

Ümmetin Birliği Bizim Birlik Olmamızdan Geçer

02 Ocak 2018 Salı

İslâm ümmetinin Türkiye’nin öncülüğünde ve “Kudüs davası” ekseninde “birlik” olmaya ve “birlikte hareket etmeye” gayret ettiği, bir süreçten geçiyoruz. 

1969’da Mescid-i Aksâ’nın bir Siyonist tarafından yakılması üzerine Müslüman devletlerin ilk kez Rabat’ta bir araya gelerek kurdukları İslâm Konferansı Teşkilatı, daha sonra İslâm İşbirliği Teşkilatı adını almış ve geçtiğimiz ay (13 Aralık 2017) İstanbul’da toplanarak “Kudüs İsrail’in başkenti olamaz; Kudüs Bağımsız Filistin Devleti’nin başkentidir ve Kudüs kırmızı çizgimizdir” kararını almıştı.

Tarihi hakikat şu ki; “Kudüs davamız”, Selahaddin Eyyubi’nin Haçlılara karşı verdiği destansı mücadeleden beri, ümmet olarak bir araya gelmemizi sağlayan bir “uyanış vesilemiz” olmuştur.

Ama bir başka tarihi hakikat de şudur ki; Kudüs, tam da ümmetin bölük pörçük olduğu zamanlarda Haçlıların ve şimdi de Siyonist-Evangelist “modern haçlılar”ın saldırılarına maruz kalmaktadır.

İmdi, Kudüs’ün etrafında yine kara bulutların dolaştığı bir dönemde İslâm ümmetinin “birlik” olmaktan ve “Kudüs davası” ekseninde kenetlenmekten başka bir şansı yoktur.

İşte böylesine nazik bir dönemde; Müslüman devletler, gruplar ve bireyler arasında ne kadar ayrılık ve anlaşmazlık varsa hepsini bir kenara bırakmalı; İslâm’ın ve Müslümanların ortak düşmanları karşısında tek yumruk olmalı, Mescid-i Aksâ ve Kudüs bereketiyle İslâm kardeşliğimizi pekiştirmeliyiz. Birlik olmamızı emreden Kur’ânî ve Nebevî talimatları birbirimize hatırlatmalı, sürekli gündemimizde tutmalı, buna karşılık Müslümanlar arası ayrılıkları körükleyen şer odakların oyunlarına gelmemeliyiz.

Unutmayalım ki; Allah Teâlâ, bütün müminleri “kardeş” kıldı ve “kardeşlerinizin arasını ıslah ediniz” buyurdu (Hucurat 10). Bütün iman edenlere, “hep birlikte/topluca Allah’ın İpine (Kur’ân’a) sımsıkı sarılın ve bölünüp-ayrılmayın (fırka fırka olmayın)!” diye emretti (Âl-i İmran 103). Yine “Allah’a ve Rasûlü’ne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin, sonra feşele düşersiniz (korkuya kapılırsınız, gevşersiniz, aptallaşırsınız) ve rüzgârınız (kuvvetiniz, devletiniz) elden gider. (Öyleyse her konuda ve özellikle birbirinize tahammül gösterip) Sabırlı olun; çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal 46) 

Peygamberimiz de (s.a) buyurdular ki; “Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız…” (Müslim, İman 93-94)

Evet, özellikle de kızıp öfkelendiğimiz; görüşlerini, kanaatlerini, çizgilerini, tavır ve davranışlarını, duruşlarını beğenmediğimiz, eleştirdiğimiz, ötekileştirdiğimiz, neredeyse tekfir etmeye vardığımız Mümin ve Müslüman kardeşlerimizi sevmek, onlara sabır ve tahammül ile katlanmak zorundayız.

“Düşmanlara karşı şiddetli ama kendi aralarında merhametli” (Fetih 29) davranmaları gereken Müslümanlar olarak, tam tersi bir tavır sergiliyor; birbirimizden merhameti esirgeyip düşmanlarımıza karşı kararlı bir duruş ortaya koyamıyorsak, dahası Kitab’ı, Din’i ve diğer işlerimizi kendi aramızda parçalamış, grup grup ayrılmış ve her birimiz kendi görüş, anlayış ve çizgilerimizle övünür ve avunur hale gelmişsek (Enam 19; Hicr 90; Rûm 32; Mü’minûn 53), başkalarından önce kendimizi eleştirmeli değil miyiz?

Evet, Dünya İslâm Birliği’ne giden yol, önce Türkiye Müslümanları olarak bizim birlik olmamızdan; birbirimizi gerçekten sevmemizden, birbirimize merhamet göstermemizden geçiyor, vesselâm.

 

YORUM YAZ