Yeni Akit - M&S Asistans

Türklük-Kürtlük İçin Değil “Allah İçin”...

06 Şubat 2018 Salı

Geçen hafta, ‘millet ve ümmet aleyhindeki şer plânları bozmaya’ yönelik Zeytin Dalı harekâtının “cihad ve şehadet bilincimizi” kuvveden fiile çıkardığını söylemiş ve müminleri cihada teşvik eden Kur’ân âyetlerinden bir bölümünü sıralamıştık. Ayrıca, böylesine nazik ve duygusal bir ortamda İslâm birliğimizi, iman kardeşliğimizi ve ümmetşuurumuzu zedeleyici söylemlerden ısrarla kaçınmamız gerektiğini de hatırlatmıştık. İşte bugün, bu oldukça hassas konu üzerinde konuşacağız.

Öncelikle, şunun altını kalınca çizelim: Zeytin Dalı Harekâtı, PKK-PYD-YPG terör üçlüsünün ötesinde gerçekte ABD ve Siyonizm’e karşı yürütülen büyük çaplı ve uzun soluklu mücadelenin önemli bir adımıdır ve bu meşru mücadele -ilan edildiği gibi- Afrin’le sınırlı kalmayacaktır... 

İşte böyle netameli bir süreçte Afrin harekâtını kasıtlı olarak “Kürtlere karşı savaş” şeklinde lanse eden şeytani güçlerin sinsi planlarına karşı son derece dikkatli olmalı, onlara malzeme vermemeliyiz. Zira mesele sadece Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın... değil, bütün İslâm âleminin varlık-yokluk kavgasıdır. Yegâne “Din” olarak “İslâm”ı (Maide, 3), tek “isim” olarak da “Müslüman” kimliğini (Hac, 78) seçen bizler, “Türklük”-“Kürtlük” söylemleriyle kendi bindiğimiz dalı kesme gafletine düşmemeliyiz.

Bu bağlamda çok önemli bir uyarı niteliği taşıyan bazı hadis-i şerifleri Türk, Kürt, Arap, Acem veya başka etnik kimliğe sahip bütün “mümin kardeşlerimizin” dikkatlerine sunalım: 

“Irkçılığa (asabiyete) çağıran Bizden değildir; ırkçılık için savaşan Bizden değildir; ırkçılık üzere, asabiye uğruna ölen Bizden değildir.” (Müslim, İmare 53)

“Kim hevâsına uyarak bâtıl yolda cenk eder, kavmiyetçiliğe (asabiyete) çağrıda bulunur veya kavmiyetçiliğin sevkiyle öfke ve tehevvüre kapılırsa, cahiliye ölümü üzere ölür.” (İbn Mâce, Fiten 7)

Peygamberimizin (s.a) yanına bir bedevî geldi ve: 

“Yâ Rasûlallah! Bir adam ganimet için savaşıyor; bir başkası kendinden bahsedilsin diye savaşıyor (bir rivayette: kahramanlık taslamak ve ırkının üstünlüğünü göstermek için savaşıyor”; bir başka rivayette: öfkesinden dolayı savaşıyor!”); şimdi kim Allah yolundadır?” diye sordu. Rasûlüllah (s.a):

“Kim Allah’ın dini daha yüce olsun diye savaşırsa, sadece o Allah yolundadır” buyurdu (Buhârî, Cihâd 15; Müslim, İmâre 149-151).

Bir başka hadiste; Rab olarak Allah’a, Din olarak İslâm’a, Rasûl olarak Hz. Muhammed’e (s.a) razı olan ve Allah yolunda cihad edip şehid olanların Cennette çok yüce derecelerinin olacağı belirtiliyor: 

Ebû Saîd el-Hudrî’den (r.a) rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü (s.a) şöyle buyurdu:

“Rab olarak Allah’a, din olarak İslâm’a, rasûl olarak Muhammed’e (s.a) inanıp razı olan kimse cenneti hak eder.” 

Bu söz Ebû Saîd’in çok hoşuna gitti ve: “Yâ Rasûlallah! Bu sözü bana tekrarlasanız”, dedi. 

Peygamberimiz (s.a) aynı sözünü tekrarladı; sonra da şöyle buyurdu:

“Bir başka haslet daha vardır ki, onun sayesinde Allah kulunu cennette yüz derece yükseltir. Her bir derecenin arası da yerle gök arası kadardır.” 

Ebû Saîd: O haslet nedir, yâ Rasûlallah?” diye sorunca, Peygamber (s.a) şöyle buyurdu:

“Allah yolunda cihad, Allah yolunda cihaddır” (Müslim, İmâre 116).

Evet, cihad “Allah yolunda” yapılır; bu uğurda ölen “şehid”dir; şehadet ise çok yüce makamdır.

Efendimiz (s.a) şöyle buyurdu: “Cennete giren hiçbir kimse, yeryüzündeki her şey kendisinin olsa bile dünyaya geri dönmeyi arzu etmez. Sadece şehid, gördüğü aşırı itibar ve ikram sebebiyle (bir rivayette: “Şehidliğin faziletini gördüğü için”) tekrar dünyaya dönmeyi ve on defa şehid olmayı ister.” (Buhârî, Cihâd 21; Müslim, İmâre 109)

Bu sebeple Müslümanları cihada özendiren Peygamberimiz (s.a) şöyle buyurdu:

“Ey Müslümanlar! Düşmanla karşılaşmayı istemeyiniz; Allah’tan afiyet dileyiniz. Fakat düşmanla karşılaşınca da sabrediniz. Biliniz ki cennet kılıçların gölgesi altındadır.” 

Sonra şöyle dua etti (biz de öyle dua edelim):

“Ey Kur’ân’ı indiren, bulutları gökyüzünde gezdiren ve düşman saflarını darmadağın eden Allah’ım! Şu düşmanları perişan et ve bizi onlara karşı muzaffer kıl.”(Buhârî, Cihâd 112; Müslim, Cihâd 20)

 

YORUM YAZ