THY- Euroleague

İslâm Birliği’nin Zaferi

26 Aralık 2017 Salı

13 Aralık 2017 tarihinde İstanbul’da toplanan İslâm İşbirliği Teşkilatı’nın, 48 üye devletin temsilcilerinin katılımları ve imzalarıyla ABD Başkanı Trump’ın “Kudüs İsrail’in başkentidir” kararını reddederek, “Kudüs Bağımsız Filistin Devleti’nin başkentidir ve kırmızı çizgimizdir” kararını alması, olağanüstü toplantıya çağırılan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun da 21 Aralık 2017 tarihinde aynı doğrultuda karar alması, Müslümanların birlik olmalarının ve birlikte hareket etmelerinin zaferidir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın olağanüstü çabaları ve öncülüğü ile elde edilen bu başarının kıymeti herkes tarafından bilinmeli ve ilk kez bu düzeyde toparlanan “İslâm Birliği” daha da güçlendirilerek, bu birlik ruhunun özellikle İslâm düşmanıçevrelerve güç odaklarınca zayıflatılmasına ve zedelenmesine asla ve kat’a izin verilmemelidir.

Birkaç Müslüman ülkenin İslâm İşbirliği Teşkilatı’nın İstanbul toplantısına katılmaması veya çok düşük düzeyde katılması üzerine yapılan gereksiz ve haddi aşan yorumlara dikkat etmeli ve hele hele toptancı bir yaklaşımla “şu Araplar…” diyerek başlayıp devam eden ve “İslâm kardeşliği” ve “ümmet şuuru” ile hiçbir şekilde bağdaşmayan tehlikeli söylemlerden de kesinlikle uzak durulmalıdır.

Bu bağlamda Sayın Cumhurbaşkanımızın Suudi Arabistan’a yapması planlanan ziyaretin son derece isabetli ve yararlı olacağını düşünüyor, benzer ziyaretlerin de planlanacağını umuyor ve böylesi kritik dönemlerde bir tek Müslüman ülkenin dahi İslâm Birliği’nden kopup ayrılmasına göz yumma lüksümüzün olmadığını hatırlatarak, herkesi bu sorumlulukla hareket etmeye davet ediyoruz.

Son haftalardaki hemen her yazımızda hatırlattığımız, Kudüs’ün ikinci fâtihi, muzaffer komutan Selahaddin Eyyubi’nin “Dostlarıyla uğraşanlar düşmanlarını yenemezler” sözünü bir kez daha İslâmî duyarlık sahibi tüm kardeşlerimizin dikkatlerine sunuyor, herkesi bu şuurla davranmaya çağırıyoruz.

Bilmeliyiz ki, Müslümanlar arasındaki sun’i ve hiç biri de esasa taalluk etmeyen sorunları asgariye indirmeden ve Müslümanlarla birlikte olma ve birlikte hareket etme refleksimizi geliştirmeden “İslâm âlemi” olarak yeniden ayağa kalkamayacağımız gibi, tekrar “tarihin öznesi” de olamayız.

Yine bilmeliyiz ki, “İslâm Birliği”ni ve “ümmet bilinci”ni dünya ölçeğinde canlı ve diri tutmanın yolu da, öncelikle bu birlik çabasında lokomotif ve omurga rolü üstlenen Türkiye’de “iç bütünlüğü” sağlamaktan ve bu bütünlüğü bozarak gerilimüretecek söz ve davranışlardan uzak durmaktan geçer.

Dahası, Kudüs’ün ve Filistin’in “özgürlük mücadelesi” içeride ve dışarıda bu denli ma’kes bulmuş ve Birleşmiş Milletler ile ‘uluslararası toplum’ nezdinde bu kadar geniş çaplı hukuksal destek almış iken, SiyonistveEvangelistşeytani odakların oyununa gelmemeli, çok ama çok dikkatli olmalıyız.

Yeri gelmişken, gerek Kudüs ve Filistin davamız bağlamında ve gerekse ümmet olarak yeniden diriliş mücadelemiz bağlamında “nihai amaçlarımıza” bir çırpıda ulaşmamızın mümkün olmadığını, bilakis İslâm’ın büyük hedeflerine hep birlikte, emin adımlarla yürümemiz gerektiğini unutmamalıyız.

Sonuç olarak; önce İslâm İşbirliği Teşkilâtı, ardından da Birleşmiş Milletler düzeyinde Türkiye’nin öncülüğünde elde edilen diplomatik zaferi; zihinsel, kültürel, iktisadi, siyasi ve askeri tüm alanlarda tahkim etmeli, yaygınlaştırmalı, asla geri adım atmadan daha etkili ve kalıcı hale getirip, bu konuda herkesin yapabileceği bir şeyler olduğunun bilinci içinde hep birlikte taşın altına ellerimizi koymalıyız.

 

YORUM YAZ