İmam Hatipler: Geleneğimiz ve Geleceğimiz

17 Ekim 2017 Salı

13 Ekim tarihi İmam-Hatiplerin kuruluş yıldönümü idi. Bu hafta ise “İmam-Hatipler Haftası”. Milletimizin kadim geleneğinde var olup manevi geleceğini şekillendirmede de öncülük rolünü üstlenmeye aday olan İmam-Hatip okullarının tarihçesini kısaca öğrenmenin tam da zamanı.

İmam Hatip Liselerinin ilk nüvesi; Osmanlı Devleti’nin son döneminde vaiz yetiştirmek amacıyla 28 Aralık 1912’de açılan Medresetü’l-Vaizîn ile imam ve hatip yetiştirmek üzere 1913’te açılan Medresetü’l-Eimme ve’l-Hutebâ’dır. Bu iki medrese 1919’da Medresetü’l-İrşad adıyla birleştirilir. 

1920’de din eğitimi Büyük Millet Meclisi’nde uzun uzun tartışılır. 26 Nisan 1920’de Mustafa Kemal başkanlığında yapılan görüşmelerde Hamdullah Suphi’nin (Tanrıöver) “Tedrisat dünyanın her tarafında muhtelif şubelere ayrılır. Bir kısmı doğrudan doğruya mahiyeti itibariyle dinîdir; diğeri hayata ait vazifeler ile alaka ve temas üzeredir. Fakat ikisi de biri birine karıştırılırsa sonu gelmez, birtakım anlaşmazlıklar zuhur eder” sözleri bugüne kadar süren tartışmaların fitilini ateşler.

Sivas Mebusu Mustafa Tâki Efendi ise bu iki kaynağın birleştirilmesi gerektiğini, İslam’ın bilimsel gelişmelere engel olmadığını dile getirir: “Diğer dinler gibi bizim dinimiz terakkiyat-ı maddiyeye mani bir din değildir. Bizim dinimiz terakkiyat-ı maddiyeyi mütekafildir... Diğer dinler erbabının terakkiyat-ı maddiyeyi kabule dinleri müsait olmadığından, onlar dinden ayrılmaya mecbur kalmışlardır. Din ile dünyayı ayırmasalardı Avrupa terakki etmeyecekti. Fakat biz din ile dünyayı ayırırsak geri kalırız.»

Bu müzakerelerin sonunda 8 Mayıs 1921’de Medâris-i İlmiye Nizamnamesi çıkarılır. Maarif Vekili Rıza Nur, ilk hükümetin programını okurken, “eğitimin amacı dini ve milli eğitim almış nesiller yetiştirmektir” diyerek bu nizamnamenin ana fikrini ortaya koyar. Nizamname, İmam Hatiplerin ilk örneği sayılabilecek olan bu okulların müfredatını, bugünkü İHL müfredatına çok benzer şekilde dini ve müspet ilimleri kaynaştırarak düzenler ve TBMM’ce 465 mektep açılır. Ancak bu okullar, 1924’de Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabulünden bir hafta sonra dönemin Eğitim Bakanı Vasıf Çınar’ın bir emri ile kapatılır. Bu kanunla birlikte ilk kez “imam hatip” ismi de kullanılmaya başlar ve din adamı yetiştirmek üzere İmam Hatip Mekteplerinin açılması öngörülür.

4 yıllık bir okul olarak planlanan İmam Hatip Mektepleri, sadece 29 yerde açılır; ancak 1932’ye kadar bunların hepsi kapatılır. Dahası, din dersleri de öğretim kurumlarının programından çıkarılır.

16 yıl boyu eğitimin ve ülkenin dinden yalıtılması, CHP’yi bile isyan ettirir. 1947 CHP Kurultayı’nda konuşan Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu, “Köylülerin ölülerini gömecek adamları yoktur. Bugün memleketimizde kumar almış yürümüş, içki almış yürümüş. Dinsiz bir milletin memleketinde hiçbir korku kalmaz. Anaya babaya, büyüğe itaat kalmadı. Çocuklar Allah’ın ne olduğunu bilmiyor, tanımıyor” der. 

Ahmet Hamdi Akseki’nin 1950’de Meclis’e sunacağı Din Tedrisatı ve Dinî Müesseseler raporunda ise: “Çocuklarımızın gençlerimizin her türlü yabancı ve menfi tesirlere bundan sonra da mukavemet edebilmeleri için kendilerine İslâm dininin esaslı ve ciddi bir surette talim ve telkin edilmesi artık bir zarurettir” denecektir.

Nihayet, yapılan yeni hukuki düzenlemeyle 1949 yılında İmam Hatip Kursu açılır. Emekli edebiyat öğretmeni Mahmut Celalettin Ökten, uzun süredir hazırladığı İmam Hatip Okulları projesini 1950’de iktidara gelen Demokrat Parti’nin Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri’ye takdim eder.İleri›nin projeyi onaylaması ile İmam Hatip Okulları, 1951-52 döneminde dört yıllık okullar olarak İstanbul, Ankara, Konya, Adana, Isparta, Kayseri ve Kahramanmaraş’ta eğitime başlar. 

1954-1955 ders yılında ise yedi yıllıkİmam Hatip Okulları, eğitim tarihimizdeki yerini alır…

Şu an dini ve müspet ilimleri birleştiren tek örnek olan İmam Hatip Okullarımızın, sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada İslâm’ın yeniden tarihin aktif öznesi haline gelmesi için verilen diriliş mücadelemize öncülük edecek şekilde donatılmaları öncelikli görevimiz olmalıdır. 

 

  • Gelenek evet gelecek hayir turkiye egitimde devrimmi yoksa evrimmi yapmasi gerekiyor