Her Camiyi Bir “İnkılâp Merkezi” Yapmalıyız

10 Ekim 2017 Salı

Geçen haftaki “Camide Cem Olup Dirileceğiz” başlıklı yazıma çok ilginç tepkiler geldi: “Hocam, hayâl bu!” diyenlerden tutun da, camilerin boşalmasının faturasını Diyanet’e, din görevlilerine ve “ideolojik”, “modernist” ya da “hurafeci” diye niteledikleri farklı dinî gruplara kesenlere kadar çeşitli görüş ve düşünceler serdedildi. Kıymetli kanaatlerini esirgemeyen okurlarıma teşekkürler ediyorum...

Diyorum ki; sorumluluğu birilerine yıkmak yerine, “Beytullah (Allah’ın Evi)” olan Kâbe’nin şubeleri mesabesindeki camilerimizi yeniden “imar edip” Asr-ı Saadet’teki ideal konumuna yükseltmek için gelin hep beraber ellerimizi taşın altına koyalım ve özellikle de camiye, cemaate ve din görevlisi kardeşlerimize katkı sağlayacaklarını düşünenlerimizle birlikte sorumluluk alalım: Öncelikle, kendi evlerimiz, vakıflarımız, derneklerimiz, dergâhlarımız…dan çıkıp en yakın camide en az günde bir vakit namaz kılalım; camiyi, cemaati, imamı yakından ve özellikle hüsnü zannımızı öne çıkararak tanımaya çalışalım ki, kendi grubumuzun dışındaki Müslüman kardeşlerimizi de görebilelim ve sevebilelim. Son yıllarda eğitim düzeyleri giderek iyileşen ve hizmet içi eğitime de alınan din görevlilerini toplum içinde dahaitibarlı kılacak çalışmalar yapalım. Bir kısmımız cami derneklerinde görev alalım da; camilerin mermerini, çinisini, halısını güzelleştirmek yerine cemaatin sayı vekalitesiniartıralım… Böylece camilerimizi, millet ve ümmet olarak dirilişimizi gerçekleştirecek ‘inkılâp merkezleri’ haline getirelim. 

Yeri gelmişken, Namaz Gönüllüleri Platformu olarak ülke çapında yaptığımız çalışmalar sırasında gördük ki; nice “din gönüllüsü” müftü, imam ve müezzin kardeşimiz, bölgelerindeki manevi değişime gerçek manada öncülük ve önderlik etmek için cemaatin ve halkın her kesiminin kalbine dokunmayı başarabilmişler. Bugün sizlere böyle bir “imam”dan, mahalle halkının gönlüne girmeyi başaran bir “mihrap gönüllüsü” kardeşimden söz etmek istiyorum: Hâfız ve kıraat üstadı Mehmet Pervane Hoca.

On beş yıl önce mahallemizin barakadan ibaret Yunus Emre mescidi/camiinde imam olarak görev aldığında, henüz bıyığı terleyen gencecik bir delikanlıydı o. Yüreklere işleyen davudî sesi, mütebessimçehresi, gayreti ve samimiyeti ile kısa zamanda sadece cami cemaatinin değil tüm mahalle halkının kalbine dokunmayı başardı Mehmet Hoca. Cami derneğini, cemaati ve mahalleliyi gayrete getirerek, onlarla birlikte bizzat tuğla ve kereste taşıyarak, beş yıl gibi kısa bir zaman içinde, o baraka mescidi üç bin kişilik koca bir Osmanlı tarzı cami hatta külliye haline getiren harika organizasyona öncülük etti. 

Şu an, son teknoloji ile donanmış kadın-erkek Kur’ân Kursu, beş-altı yüz kişi kapasiteli çok amaçlı toplantı salonu, kütüphanesi, kıraathanesi, bin kişiye yemek üretebilecek mutfağı, taziye odası vb. ile Yunus Emre Camii ve Külliyesi, sadece İstanbul’un gözde bir manevi mekânı olmakla kalmıyor; ayrıca kıraat, tefsir, hadis, ilmihal derslerinin verildiği, onlarca öğrencinin burs aldığı, Ramazan’da her akşam beş yüz kişinin iftar yemeği yediği, teravih, cuma ve vakit namazlarında kadınların huzurla dolduğu, çocukların hediyelere boğulduğu cıvıl cıvıl bir ilim, irfan ve “yaşam merkezi”ne dönüşmüş bulunuyor. 

Mehmet Pervane Hoca; mahallelinin sadece cenaze ve düğün törenlerine icabet etmekle yetinen bir “din görevlisi” olarak değil, genç yaşına rağmen onların aile sorunları başta olmak üzere her tür maddi ve manevi sıkıntıları ile yakından ilgilenen, fakir-fukaranın, garip-gurabânın imdadına koşan, herkesin ve her kesimin “dert babası” olmayı ve insanların gönüllerine girmeyi başaran “mihrap gönüllüsü” bir “imam” olarak tanıdık ve razı olduk. Yüce Rabbimiz de ondan razı olsun inşaallah.

Ve şimdi Mehmet Pervane Hoca “Medine”sine hicret ediyor; orada onu yeni hizmetler bekliyor…

 

  • Halil Halil 1 ay önce
    Değerli kardeşim neresi orası