Bir yıl sonra 15 Temmuz Kıyâmı

11 Temmuz 2017 Salı

15 Temmuz 2016 Kıyâmı’nın üzerinden bir yıl geçti… Cumartesi günü 15 Temmuz’un yıldönümü…

Öncelikle Türkiye Müslümanları olarak hepimizi dilhûn eden, Suriyeli Emanikardeşimizin on aylık bebeği ile hunharca şehid edilmesi karşısında öfkemizi dillendirmeye kelimelerin yetmediğini ifade edelim. İçimizdeki bazı varlıkların insanlıktan ne denli uzaklaştığını ve vahşileştiğini resmeden bu kan dondurucu olayı çok iyi tahlil etmeli ve “onlara hangi günahtan dolayı öldürüldükleri sorulduğunda” (Tekvir 8-9), onların hesabının bize de sorulacağını bilmeli ve cevabımızın kolay olmayacağını da unutmamalıyız. Ve şimdi üzerimize düşen sorumlulukları da… 

Şeytani Medya odaklarının “Suriyeliler evine dönsün” kampanyalarının bu vahşete nasıl zemin hazırladığına tanık olan bizler, Müslüman kimliği iyiden iyiye örselenmiş de olsa insanımızın kahir ekseriyetinin mültecilere ensarlık yaparak dünyaya “kardeşlik” ve “merhamet” örnekliği sergileyebildiğini de göz ardı etmeden bu erdemlerimizi onarıp beslemeli ve hep diri tutmalıyız…

Bu meyanda birliğimizi, kardeşliğimizi, ümmet bilincimizi ve kötülük odaklarına karşı direnişimizi sürekli diri tutmamızın önemli imkânlarından biri olan “15 Temmuz Kıyâmı”nın ve “ruh”unun zedelenmesine de, içinin boşaltılmasına da asla izin vermemeliyiz…

İmdi, bugün 15 Temmuz ruhunu geleceğe taşımak ve geleceğimizi bu diri ruhla inşa etmek için neler yapılması gerektiğinin ve geçen bir yıl içinde neler yapabildiğimizin ciddi bir muhasebesini hiçbir komplekse kapılmadan ve başkalarını suçlama kolaycılığına sığınmadan yapmamızın tam zamanıdır.

Evet, 15 Temmuz kıyâmı; milletimizin 300 yıllık ma’kûs talihini yendiği; son haçlı saldırısını da geri püskürttüğü, istiklâline ve istikbaline sahip çıktığı gündür.

15 Temmuz kıyâmı; “Çanakkale ruhu”nun, “millet ve ümmet şuuru”nun tekrar dirildiği gündür.

15 Temmuz kıyâmı; yenilgilerin, kendine güvensizliğin, kendi değerlerine yabancılaşmanın, mandacılığın, batılılaşmanın mîâdı; kendine gelişin, kendi özüne dönüşün, kadim İslâmî değerleri ile tekrar buluşma azim ve kararlılığının mîlâdı olmuştur.

15 Temmuzkıyâmının ruh kökü ve heyecan kaynağı Salâ-Ezan, Tekbir ve Şehadet olmuştur.

15 Temmuz gecesi milletimiz, İsrailoğullarının Hz. Musa’ya “Sen ve Rabbin, gidin de savaşın; biz ise burada oturacağız” (Maide/24) dediğini demeyip; abdestlerini alarak evlerinden meydanlara çıkmış, tankların altına yatmış, kurşunlara göğüs germiştir.

Bu yönüyle 15 Temmuz Kıyâmı unutulmamalı, unutturulmamalı ama sadece hamaset üreterek15 Temmuzruhu“tüketilmemeli”, kalıcı bir “enerji kaynağı” ve “kalkış noktası” olarak pekiştirilmelidir.

FETÖ gibi; İslâmî motifleri akla ziyan biçimde istismar ederek insanları sözde ‘cemaat’ dedikleri örgüt yapılarına “körü körüne”bağlayan anlayışlar mahkûm edilmelidir.

FETÖ gibi; aklını, fikrini, zihnini, kalbini, imanını, iz’anını, iradesini ‘kutsal’ liderlerine teslim eden “mankurt” tiplerin yetişmesine izin verilmemelidir.

FETÖ gibi; kendilerini İslâm’a nispet eden, ama İslâm Dini’ne “İslâm düşmanları”ndan daha fazla zarar veren arızalı ve patolojik yapılanmalar artık icra-i faaliyet alanı bulamamalıdır.

Bunun için de Aziz Din’imiz, istismara açık her tür hurafe ve esatirden, ifrat ve tefritten, tekfirci ve te’vilci yaklaşımdan, kişi ve kurumları kutsayıcı ve uçuk anlayıştan uzak, Kur’ân ve Sünnete dayalı, dengeli, kuşatıcı ve özgün muhtevası ile insanlığın ve insanımızın idrakine sunulmalıdır.

“Müminin mümine karşı durumu, bir parçası diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir.» hadisi (Buharî, Salât 88) gereği kenetlenen bu millete gereği gibi ve doğru öncülük yapılmalıdır.

Siyasetçilerimiz, kanaat önderlerimiz, davetçilerimiz, ilim ve fikir adamlarımız tarz-ı siyasetleri, dilleri, üslûpları, gündemleri, öncelikleri, yaklaşım biçimleri ile daha kuşatıcı, kucaklayıcı ve daha kolaylaştırıcı olmalı; asla itici, öteleyici, ötekileştirici, eleştirici, yargılayıcı, suçlayıcı olmamalıdırlar.

Diyanet teşkilatımız, Din’i tebliğ ve temsil edenlerimiz “hikmetle ve güzel öğütle Rabbimizin yoluna” (Nahl 125) davet etmeli, hakkı ve hakikati dosdoğru anlatmalı; “Müjdeleyin, nefret ettirmeyin; kolaylaştırın zorlaştırmayın” (Müslim, Cihâd, 1732) hadisini, her zamankinden daha çok öncelemelidir.

Özetle: Allah’ın bu asil millete merhamet ve inayetinin eseri olan 15 Temmuz Kıyâmı; millet ve ümmet olarak topyekûn dirilişimiz için eşsiz bir fırsat olarak değerlendirilmeli ve heba edilmemelidir.