Uluslararası kutsal sınırlar

21 Ağustos 2017 Pazartesi

Terör bu kez, İspanya’nın Barcelona kentini vurdu. Bir minibüs kalabalığın arasında daldı. İspanyol El Pais gazetesi, çok sayıda kişinin yaralandığı olayda minibüsü süren kişinin olay yerinden kaçtığını duyurdu. İspanyol polisi, olayın terör saldırısı olduğunu açıkladı. Katalan yönetimi saldırıda 13 kişinin öldüğünü, 80 kişinin yaralandığını açıkladı. IŞİD, koalisyona katılmaya teşebbüs eden ülkelerin hedef alındığını ve yaşanan saldırının “İslam Emirliği askerleri” tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı.

Terörün dini yoktur. Hiçbir din, insanlığın katledilmesine, savaşlar üzerinden silah pazarlamacılığına onay vermez. Kalbinde insanlık damarı tıkanmamış olan hiçbir kimse de katliama, vahşete ve zulme rıza göstermez. Dinde zorlama yoktur. İnanmayan insan, dinin ilkelerini uygulama ve yerine getirmekle mükellef değildir. Dünyanın tüm ülkelerinde insanlık suçu işleniyor. Son yılların terör saldırılarının hemen hemen hepsinin altından ya PKK, ya IŞİD çıkıyor. Görüldüğü üzere IŞİD, Irak ve Suriye’de yayılmacılığını pekiştirdikten sonra şimdilerde Güneydoğu Asya topraklarında yayılmaya çalışıyor. Avrupa’da da IŞİD’in izlerini görebiliyoruz.

Birilerinin algı operasyonuyla IŞİD’i İslam Emirliği’nin doğuşuna hizmet ediyor gibi göstermeleri, aslında İslam düşmanlığından başka bir şey değildir. Bu proje, bu film eskidi artık. ABD’nin sahneye koyduğu IŞİD, tam bir projedir. Ortadoğu’da gelişen ve hızla ilerleyen İslami dalgayı kırmak için oluşturulan IŞİD, her ne kadar Irak menşeili olsa da arkasındaki küresel güç Amerika’dır. Dolayısıyla Mahsuni Şerif’in ifadesiyle Amerika katildir.

Suriye’deki despot rejimin devrilmesi ve zulmün bitmesi başka bir bahara kaldı. Niye mi? Şam’ın nükleer silahlardan arındırılması, Washington yönetiminden uzaklaşan Irak’ın Moskova’ya yaklaşmasıyla ABD tarafından işgali gündeme gelince, bu işgal Rusya’nın arabuluculuğuyla durduruldu. Ah ah, bu kahpe küresel gücün sahte özgürlük şarkıları ne zaman anlaşılacak? Afganistan, işgalinin 16. yılını yaşıyor. Afganistan’daki Sovyet güçleriyle savaşmak amacıyla Pakistan gizli servisleri üzerinden binlerce mücahitten oluşan bir savaşçı grubuna finansman sağlayan Amerika’nın el atmadığı, burnunu sokmadığı ülke yoktur. Komplo teorisi üretmeyi sevmem lakin filmlerde olacak bir şeytanlık imparatorluğunu elinde tutan Amerika’nın burnu çırpılmaz ise, sonuç felaket olabilir. Suriye’ye; IŞİD’i katalizör güç olarak sokup arkasından terör var diyerek girip ülkeyi sömüren Amerika; hâlâ Afganistan’da olmasının nedeni olarak kamuoyuna kendi eliyle bizzat yetiştirdiği İslam Emirliği’ni devireceğini deklare ediyor.

Amerika, Barcelona’da gerçekleşen katliama timsahın gözyaşlarını döküyor. Trump, geçmişin izlerini sürüyor. Her geçen gün Obama’nın siyasetinin açıklarını arıyor. Trump, 2016 kampanyasında ABD’nin Afganistan savaşını, Libya’dan başlayarak, 2011’de Esat’ı devirmek ve ardından Irak’a saldırmak için Suriye’ye geçirilen IŞİD organizasyonunu nasıl finanse ettiğini, silahlandırıldığını ve operasyonlara nasıl görevlendirildiklerine ilişkin her şeyi çözdü. Hatta daha ileri giderek, “IŞİD’i Obama kurdu. IŞİD’in kurucusu o. Yardımcılığını da ezik Hillary Clinton yaptı” diyor.

Obama ve işbirlikçileri ise suçlanmıştık psikolojisinin verdiği eziklikle Trump’ın otoritesini ve saygınlığını yıkmak için propaganda yürütüyor.

Afganistan’ı uluslararası terörün kuluçka yuvası olarak gören Rusya Amerika’ya Afganistan’daki birliklerini çekmesine yönelik çağrılar yapıyor. Washington Post gazetesinde Nicholas Danfhort imzası taşıyan bir analizde, “Erdoğan, iç isyan olasılıklarını ortadan kaldırmak için iyi silahlandırılmış ve kendisine sadık yeni örgütler kurmaya çalışıyor. Hükümet, darbe girişiminin yaşandığı gecede olduğu gibi orduyla sorun yaşanması durumuna karşı polis ve istihbarat içindeki özel kuvvetlere daha iyi silahlar tahsis ediyor. Erdoğan, parti üyeleri ve Osmanlı Ocakları gibi örgütlerdeki sivillerin silahlandırılması ve organizasyonu için çaba gösteriyor” diyor.

Neymiş Erdoğan’ın, kendisine sadık kuracağı yeni örgütler acaba? 15 Temmuz’da kendi ordusunun içindeki hainlerden zıpkın yiyen bir iktidar elbette, polis ve istihbaratını güçlendirecek, gerekirse yeni birlikler kuracaktır. Bu Türkiye’nin meselesidir. FETÖ’ye destek verip Türkiye’de darbe yapanlar, Erdoğan’ın tedbir almasından rahatsızlar. Kahpenin dölleri, kendi ürettikleri IŞİD, tüm dünyayı kasıp kavururken görmezden gelenler, şimdi Erdoğan’ın yapmak istediği yeni oluşuma işaret ederek, Batı’nın karşı karşıya kaldığı yeni terörün Türkiye kaynaklı olduğunu söyleyecek kadar alçaldılar.

ORTADOĞU’DA NELER YAPILABİLİR?

Uğur Mumcu, yıllar önce şöyle yazmıştı: “Orta Doğu, 16 Mayıs 1916 günlü “Sykes-Picot” anlaşması ile İngiltere ve Fransa arasında paylaşılmış, 24 Nisan 1920 “San Remo” ile de Irak, Ürdün ve Filistin İngiltere, Lübnan da Fransız mandasına bırakılmıştı. 10 Ağustos 1920 “Sevres Anlaşması” ile de Ortadoğu’daki Osmanlı egemenliğine son verilmiş, Musul ve Kerkük petrol kaynaklarını da içine alan bölgede “Özerk Kürt Devleti” kurulması kararlaştırılmıştı.”

Türkiye’nin kısa vadede değilse bile uzun vadede başını ağrıtacak tek konu, Ortadoğu’da kurulacak olan Özerk Kürt Devleti’dir. Bu bölgede asıl çıbanbaşı İsrail’dir. Amerika’yı İsrail lobisi yönetmektedir. İsrail, Orta Doğu’da ABD için bir kaledir, ileri bir üstür, Körfez coğrafyasına açılmak için bir giriş kapısıdır. Kim ne derse desin, gerçek budur. Amerika küresel imparatorluğunun bölgede bulunmasının tek gayesi enerji kaynaklarını ele geçirmek, kontrol etmek, en güvenli yollardan Batı’ya naklini sağlamaktır. Bu sebeple Irak ve Afganistan’ı işgal etmiştir. Enerji yollarındaki engel teşkil eden ülkeleri parçalamak, Amerika için öncelikli bir görevdir. Geçen haftaki yazımızda, eğer Fırat Kalkanı operasyonu ile elde ettiğimiz kazanımlarımızı kaybetmek istemiyorsak, Münbiç ve İdlib’e sahip çıkmamız gerektiğini belirtmiştik. Bölgede Türkiye yalnızlaştırılıyor. Türkiye’yi hedef ülke gösteren ve Doğu’sunda bir “Kürdistan” kurulmasını öngören bu plan, adım adım ilerliyor. Kürdistan, FETÖ ve diğer terör örgütleri defedilmeden rahat ve huzur yok.

Not: Bu konuya haftaya da devam edelim inşallah. 

 

  • İhsan Hocaİhsan Hoca3 ay önce
    Yardımcı Doçentlik Kadrosunun Kaldırılması İle İlgili Öneriler:1-)Yardımcı Doçentlik kadrosunda 5 yıl çalışmış olma süresi de dâhil en az 15 yıl öğretim elemanı olarak üniversitede çalışıp derse girmiş olanlar Doçent yapılmalıdır. 2-)Yardımcı Doçentlik kadrosunda 5 yıl çalışmış olma süresi de dâhil en az 20 yıl öğretim elemanı olarak üniversitede çalışıp derse girmiş olanlar Profesör yapılmalıdır.3-)Yardımcı Doçentlik kadrosunda veya Yardımcı Doçentlik ile Doçentlik kadrosunda toplam 5 yıl çalışmış olma süresi de dâhil 20 yıldan fazla öğretim elemanı olarak üniversitede çalışıp derse girmiş olanlar 3 yıllık profesörlüğünü tamamlamış ve Rektör adayı olabilen kıdemli Profesör yapılmalıdır.4-)Bu şartları taşımayan Yardımcı Doçentler ile Doçentler uygulamadaki mevzuata göre Doçentliğe ve Profesörlüğe başvurmalıdır.