Silah ticareti ve sosyal devlet

26 Haziran 2017 Pazartesi

Dünyada sıkı kurallar altında yapılan silah ticareti DEAŞ’ın eline nasıl geçiyor? Terör örgütlerini katalizör olarak kullanan ABD’nin IŞİD’e karşı düzenlediği sınırlı askeri operasyonun saatlik maliyeti 312 bin dolar. Esed rejiminin silah kaynağı İran ve Rusya’dır. Peki, DEAŞ terör örgütünün silahları nerden gelmektedir?

Fırat Kalkanı Operasyonu ile biz DEAŞ terör örgütüne karşı en etkin mücadeleyi verirken şimdi İncirlik’ten çekilecek olan Almanya’nın Milan marka tanksavar silahları DEAŞ terör örgütünün elinde bizim tankımıza yönelik kullanılmış ve askerlerimiz onun için de şehit düşmüştür. Batı bizlerin aklıyla alay ediyor. Irak’ın, Suriye’nin bu kadim devletlerin 1/3 toprakları bir çapulcu grup tarafından zapt edilecek, 100’den fazla ülkeye mensup, 100’den fazla ülke uyruklu insan ve bunların 80 tanesinden fazlası gayrimüslim ülke. Suriye, savaşın, silah tüccarlarının, enerji ve petrol peşinde olanların cirit attığı bir ülke. Evet bölgede birileri kendi politikalarını hakim kılmak için bir vekalet savaşları yürütüyorlar. IŞİD’i bölgeye proje olarak kim sürdüyse, elindeki silahları da o vermiştir. Türkiye bu bölgede istikrarın en büyük garantisidir. Katar’a ambargo koyanlar, Türkiye’yi dizayn etmeye çalışıyorlar. “Cumhurbaşkanı bütün dünyaya, özellikle bölge ülkelerine sınırın sıfır noktasında şu mesajı vermiştir. Ülkemizin güvenliği için hemen sınırımızın bitişiğinde bir terör devleti kurulmasına asla müsaade etmeyeceğiz.” Terör örgütünün bilgede ciddi manada operasyon yapma kabiliyeti ortadan kaldırılmıştır. Ama devlet bununla da yetinmemiştir. Bölgede açıkladığı sosyal ve ekonomi programıyla bölgeyi adeta bir yatırım cennetine, bir istihdam cennetine getirebilmek için çalışmalar yapıyor. Diyarbakır’da açıklanan kalkınma projesi, cazibe merkezleri ve iş sahalarıyla çok yönlü bir kalkınma projesidir.

Aile Sosyal Politikalar Bakanlığını birkaç gün önce, sosyal yardımlaşma yönetmeliğinde ciddi bir tedbir aldı. Sosyal yardımlar yönetmeliğinde tarihi bir değişikliğe giden Türkiye, sosyal bir devlet olmayı ve fakirine, işsizine kol kanat germeyi önceliyor. Bu bağlamda sosyal yardım almanın şartları yeniden düzenlendi. İşsiz kişi çalışma çağındaysa ve eğer iş görebilir haldeyse, sosyal yardım alıyorsa İŞKUR’a kayıt olacak, yine İŞKUR’a kayıtlı istihdam için talepte bulunan işverenin merkezinde iş teklif edilecek. Belli standartları olan değişiklikte, aynı ilçe merkezinde ya da büyükşehir içerisindeyse iki vasıtayla ulaşabileceği mesafede bir iş teklif edilecek. Bu iş seçiminde 2 tercih kullanma imkânı getiriliyor. Üçüncü teklifte de ben bu işte çalışmam dediği takdirde bütün sosyal yardımları kesilecek. AK Parti iktidarı ile sosyal devlet ilkesinin içeriği dolduruldu. Yoksulluğu azaltan, ihtiyaç sahiplerinin eğitim, sağlık, gıda ve barınma gibi çeşitli ihtiyaçlarını ortadan kaldırmaya yönelik yapılan bütün yardımlar, bugün birçok ailenin ve bireyin sosyal hayatta yer edinmesini sağlamıştır. Türkiye, “Suriyeli ailelere bakıyor ama bizi ihmal ediyor” diyen artniyetli kişiler, devletin bütün fertlerine eşit davrandığını, kendi halkına da çok iyi baktığını bildikleri halde algı operasyonu yapıyorlar. Böylece hem iktidarın Suriye politikasını hem de iktidarın kendisini itibarsızlaştırmayı amaçlıyorlar. Türkiye’yi AB’ye şikâyet ederek Erdoğan’ın Lahey’de yargılanmasını isteyenler de aynı algının peşindeler. FETÖ’yle başarılamayan iç savaş, işgal ve paralel devlet operasyonu, dış güçlerce CHP üzerinden yürütülüyor. AK Parti ne yapsa yaranamıyor? Hükümetler eliyle yoksullukla mücadeleden, engelli haklarına ve kadın haklarına kadar pek çok devrimci düzenlemeye imza atıldı. Devrim niteliğinde reformalar yapıldı. Oto yollar ve sağlıkta kat edilen mesafe, baş döndürücü mahiyette. Türkiye’nin önünü sandıkta ve meşru yollarla kesemeyenler, gayrimeşru yöntemleri kullanıyorlar. Adalet yürüyüşü yapan CHP’nin maksadı ne adalet ve ne de demokrasidir. Kavga ve kaos ortamlarından faydalanarak ülkesini Batı’ya şikayet eden, kendi Cumhurbaşkanını dış güçler nezdinde itibarsızlaştırmaya çalışan bir ana muhalefet partisi, nasıl kalkar da demokrasi ve adaletten bahsedebilir? Gezi olaylarıyla başlayıp 17-25 Aralık, arkasından 15 Temmuzla taçlandırılmaya çalışılan kanlı darbe girişimine bile kontrollü darbe diyen bir şahsiyetin samimiyetine kim inanır?