Ortadoğu kaynıyor

18 Aralık 2017 Pazartesi

Ortadoğu’da Suriye iç savaşıyla başlayan, içerde FETÖ, PKK terörü ile zirve yapan, sınırlarımızda PYD, YPG ve 7 düvel ile savaşırken, Amerika’da Zarrab ve akabinde ABD tarafından Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak açıklanması, Türkiye’nin dört bir yandan kuşatılmışlığını göstermektedir. Eğer Kudüs düşerse, sırada Mekke ve Medine, sonrasında Türkiye vardır. Adım adım küresel bir yayılmacılıkla karşı karşıyayız. Bu ateş çemberinin içerisinden nasıl çıkacağımızı, önümüzdeki günlerdeki stratejimiz belirleyecek.

Amerika’nın ikiyüzlü hareket ettiğini biliyoruz. Konjonktürel gereği ittifak yaptığımız Rusya ve İran da masum değil. Suriye’de katledilen yüzbinlerce insanın sorumlusu sadece Amerika değil, Rusya ve İran’dır. Biraz geriye giderek, Ortadoğu’da olup bitenleri anlamaya çalışalım. Bilindiği üzere; Obama dış politikada Trump’ın aksine, Rusya ve İsrail’e mesafeli dururken, İran ve PYD’ye yakın politika izledi. Bu dönemde Türkiye’nin Kürt siyaseti ve açılım politikası tutmuş olsaydı belki durum daha farklı olurdu. İran’a yakın, İsrail’e mesafeli Obama döneminden sonra ABD seçimlerinde küresel güçler Trump’ı iktidara getirdi. Trump, İran ve Rusya’ya mesafeli, İsrail’e ise dostane bir tutumla hem destek veriyor hem de İslam dünyasının kalbine hançeri sokmayı planlıyor. Bu planında yalnız değil tabi. Arab ülkelerinin de desteğini alarak Kuzey Irak’tan Suriye ve Akdeniz’e kadar Kürt koridorunun tamamlanması için mücadele eden Trump, hain planını gerçekleştirmek için bölgede PKK ve PYD’den faydalanıyor. Trump, PYD’ye mesafe koymadığı gibi Türkiye’nin FETÖ elebaşısı Gülen’in iadesi talebine de sıcak bakmadı. Bilakis Zarrab ve Kudüs meselesinde açıkça tavır koyması, Türkiye’yi gözden çıkardığı anlamına geliyor. Bu Turmp keferesinin Obama ile tek ortak noktası PYD’dir. Bir fark var ki, Obama döneminde Türkiye’nin PYD karşıtlığı ve FETÖ terörü hususundaki tavrı küresel dünyada daha az sorunluyken, şimdi FETÖ ve PYD hususunda öncekine nazaran daha zor durumdayız. Türkiye’nin iki düşmanı olan FETÖ ve PYD, ABD tarafından desteklenirken, hem içerde ve hem de Afrin’de elimizi zayıflatıyor. ABD-İran yakınlaşması Suriye’de hareket alanımızı genişletiyordu. İsrail’e tam gaz destek veren ve Kudüs’ün başkentliğine sahip çıkan bir Trump var karşımızda. Müttefikimiz İran ve Rusya mert ve net duruş sergilese belki yine bir şekilde işin içinden çıkabiliriz. Lakin karşımızda hem Trump ile ilişkilerini iyi sürdürmeye çalışan hem de Türkiye’yi ABD ile karşı karşıya getirmeye çalışan bir Rusya’nın varlığını unutmayalım. Ne yazık ki Rusya ve İran’ın yürüttüğü stratejiye mahkûm olduk. Başka çare var mı peki? Kısa vadede yok gibi.

Ortadoğu fotoğrafına baktığımız zaman, Türkiye başta olmak üzere, bütün alem-i İslam’ın küresel güçler tarafından dehşet bir bölünme ve parçalanma tehlikesi ile karşı karşıya kaldığını söyleyebiliriz. İran’dan Suudi Arabistan’a, BAE’den Mısır’a kadar uzanan bölgenin yok edilmesi planlanıyor. Mezhep savaşları ve terör, Ortadoğu’yu kasıp kavuruyor. Türkiye’nin gerçek anlamda sahip çıktığı Kudüs, Allah muhafaza, Arap liderlerinin onayı ile İsrail’e bağlanırsa eğer, bunun sonu felaket olur. Dünya Müslümanları olarak eğer bu oyunu bozmak isek, sıranın bize de geleceği muhakkaktır. Bugün sokaklarda ter dökmez isek, gün gelir küresel kefereler hepimizin kanını döker. Recep Tayyip Erdoğan bu kutlu mücadelesinde asla yalnız bırakılmamalı ve tüm İslam ülkeleri çok güçlü bir İslam paktı oluşturmalıdırlar. 

 

  • FatihFatih29 gün önce
    Asıl Suriye'ye geç giridgimiz için bu durumdayız daha erken girmiş olsak suriye sınırındaki abd tarafından pkk/pyd ye verilen yerleri cerablu da olduğu gibi biz kontrol ediyor okurduk.