THY - İstanbul

İslam ve demokrasi

25 Temmuz 2017 Salı

Son günlerin tartışılan moda kavramları cihat ve demokrasi üzerine konuşup duruyoruz. Meseleye bilimsel ve samimi yaklaşanların yanında, yangına körükle gidercesine, hâlâ eski Türkiye’nin kalıpları ile konuşan, modern dünyada demokrasi ve cihat kavramlarına gerçek anlamları ile bakamayan iki kesimle karşı karşıyayız. Maalesef yine birbirimizi anlamadan, kısır döngü etrafında çırpınıyoruz.

Hürriyet’in haberi şöyle: “Milli Eğitim Bakanlığı yeni Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi müfredat taslağını açıkladı. Buna göre seçmeli dersler ile imam hatip okullarının müfredatına giren ‘cihat’ zorunlu din dersi kapsamında da öğrencilere anlatılacak. Ayrıca yeni din dersi programında Atatürk’e yer verilmezken laiklik konusu da daraltıldı.”

Bu konuyu kaşıyan ve insanımızın kafasını karıştıran Aydın Doğan’ın medya cephesidir. Hürriyet’in İmam-Hatip mezunu olan yazarı Ahmet Hakan’a göre cihadın iki tanımı bulunuyor. Tanımın birisi; üzerine bomba sarıp kendini patlatmak, kendin gibi olmayanları binanın tepesinden atmak, farklılıklara savaş açmak. Diğeri ise insanın kendi hırsları, günahları, bencilliği ve kibriyle savaşması. Zulme ve adaletsizliğe karşı başkaldırmak. Birinci tanımda karşımıza IŞİD’in, ikincisinde İslam uygarlığının çıkacağını söyleyen Hakan, cihat denilince akla kafa kesmenin, vahşetin ve barbarlığın geldiğini söylüyor, bir başka yazısında. Bu cepheden Can Ataklı ise tam bir alem. “Haydi Ahmet Hakan, bir İmam-Hatip mezunu ve cihadın ne anlama geldiğini biliyor, peki ben nasıl anlayacağım? Dercesine, anlamadığı konuda kalem oynatmış. Bakın yazdıklarına: “İktidar “kindar-dindar” bir nesil yaratabilmek ve Türkiye’yi Araplaştırmak uğruna eğitim sistemini temelden sarsmaya devam ediyor.”

Müfredata “cihat” kavramının yerine demokrasinin konulmasını tavsiye eden Ataklı, Ortadoğu ve İslam dünyasının demokrasi ile harmanlanmış, haksızlık ve zulme başkaldırı anlamına gelen cihat kavramını anlamadan yoksun olduğu için, cihat kavramını IŞİD’le özdeşleştiriyor. Oysa kendileri de bilirler ki IŞİD, bir Amerika projesi olup, dünyaya İslam hakkında algı operasyonu çeken bir yapılanmadır. Terörle, IŞİD’le İslam asla bağdaştırılamaz.

Önümüzde maalesef iki seçenek vardır: Demokrasi ve cihat kavramlarını yerli yerine oturtabilirsek, birinin diğerini tekzip etmediğini görürüz. Kısa vadede birbirimizi anlamanın, daha fazla kan dökülmesini önlemenin yolu, kavramların içerisini doldurmaktan geçmektedir. Önümüzdeki süreçte ya İslam’ın demokrasi ile var oluşuna, muhalefet edişine, katılımına ve iktidarına yol vereceğine şahit olacağız ya da İslamiyet’in tekfir, ret ve savaş konseptleri içinde yorumlanarak İslam’ın son kalesi olan Türkiye’nin de küresel güçlere teslim olacağına şahit olacağız. Görünen gerçek odur ki, hem bölgemiz ve hem de Ortadoğu bu iki siyasi kavramın rekabetine şahitlik edecek. Diğer tehlike de mezhep savaşlarıdır. Türkiye’de Atatürkçülüğü savunanlar, müfredata ve iktidarın reformlarına bakarak Kemalizm’in ecelinin yaklaştığını görüyorlar. Bunda yadsınacak bir şey yok. Her sistem gibi Kemalizm de miadını tamamladı. Aynı şekilde Nasırcılık ve Baasçılık da ömürlerini tamamladılar. Feodal yapılar, hanedanlıklar, soğuk savaş ideolojileri ve aşiret düzenlerinin bundan sonraki süreçte insanlığa verecekleri bir şeyleri yok. Bu siyasal yapılarla bölgesel hegemonyalarını sürdüren klasik uluslararası rejimler de krizler yaşıyor. ABD, İngiltere ve Fransa başta olmak üzere Ortadoğu’da hegemonyayı temsil eden devletlerin büyük bir kaos içinde bulunduklarını söyleyebiliriz. Hem yerel siyasal yapılar hem de bunları yöneten uluslararası düzen can çekişiyor. Ortadoğu’yu nefessiz bırakan, hakları isyana sevk eden de bu sistemlerdir. Bundan sonra insanlığın yeniden bu sistemlere döneceğini kimse beklemesin. Haklara ve dünya insanlığına özgürlük, barış ve adalet vaat eden İslam dininin alternatifi yoktur. Dipten gelen dalga, demokrasiyi iyi kullananların ve İslam’dan ödün vermeyenlerin galibiyetini müjdeliyor. 

 

YORUM YAZ