Amerika kazanımlarımızı yok etmek istiyor

14 Ağustos 2017 Pazartesi

Amerika, Ortadoğu’da stratejik ortağı Türkiye’nin bütün çekincelerini ve kırmızıçizgilerini hiçe sayarak, DEAŞ’a karşı yürütülen mücadelede, PYD/ YPG ile yoluna devam ediyor. Türkiye için çok önemli olan FETÖ ile mücadelede istenilen başarı elde edilemeden, İran’dan Akdeniz’e kadar uzanan PKK ve Kürt Koridoru ile de uğraşmaz isek, Fırat Kalkanı ile elde ettiğimiz kazanımlarımızı kaybederiz.

Amerika’nın bir bölgeyi işgal etmek için, önden terör örgütünü katalizör güç olarak gönderdiğini bilmeyen yok. Rakka’daki terör örgütünün DAEŞ olduğunu bilmeyen var mı? Burayı terör örgütünden temizlemek için bir operasyon yapacaksınız ve bir başka terör örgütü olan PYD’yi buraya taşıyacaksınız. Peki, kim inanır hey Amerika, senin samimiyetine? Amerika’nın Suriye politikası işte budur. Türkiye’nin temel olarak karşı çıktığı sorun da bu.

Münbiç denen bölge, Fırat’ın batısına düşen ve Türkiye için kırmızıçizgi olarak belirlenen bölgedir. Burası son olarak DAEŞ işgalindeydi. Türkiye ve Suriye için de önemli bir yerdir Münbiç. Bu nedenle o bölgede DAEŞ ya da PYD gibi terör örgütlerinin olmaması gerekiyor, Türkiye’nin sınır güvenliği için de bu zaten elzemdir. Peki bugün ne alemde burası? Amerika sözüne sadık kaldı mı? Yeni Şafak’tan İbrahim Karagül feryat ediyor ve “bugün dikkat etmezsek yarın dizlerimizi dövebiliriz” . Yerden göğe kadar haklı. Amerika, Münbiç’i PKK’ya teslim etti. Aslında Fırat Kalkanı ile Karagül’ün de altını çizdiği gibi, biz sadece DEAŞ’la değil PKK, PYD ve Amerika ile savaştık. Buradaki kazanımlarımızı; Münbiç ve İdlib’i PKK’ya teslim ederek elimizden almak isteyen Amerika’ya gerçekten dur dememiz gerekiyor. İdlib de PKK’ ya teslim edilirse, 4 milyona yakın mülteciyi topraklarında barındıran Türkiye’nin Ortadoğu politikası zora düştüğü gibi, Kürt koridorunun ülkemizi de kuşatması söz konusu olabilir. Bunlar asla hayal veya komplo teorisi değildir. Maalesef plan bu şekilde işlemektedir.

Amerika’nın Ortadoğu’da yapmaya çalıştığı, Suriye ve Irak’ta Sünni coğrafyanın yapısıyla oynamaktır. Terörle mücadele ediyorum diyerek girdiği coğrafyada, hem tarihi dokuları katlediyor, hem insanlığı katlediyor ve hem de bu yapıları çökertip, bozup, parçalayıp,
bambaşka bir nüfus ortaya çıkarıyor. PYD/YPG’ye ağır silahlar ve mühimmat vermek suretiyle, sahada bir terörist örgüte karşı, başka bir terörist örgütle birlikte mücadele etmek, eşyanın tabiatına uygun mudur Allah aşkına? Kendi çıkarlarını ilahlaştıran bu güce dünya mazlumları daha ne kadar boyun eğecekler?

ABD’nin “Fırat’ın batısında bir PYD/YPG varlığı olmayacak” sözüne rağmen, Münbiç’te bu örgütü korumaya alması, bu bölgeye yapılacak bir operasyonu şimdilik imkânsız kılmakta. Peki ya İdlib? Yine Karagül’ün de belirttiği gibi “Türkiye, Rusya ve İran’ın anlaşmasıyla İdlib’de oluşturulan “çatışmasızlık bölgesi” ABD’nin açık hedefi haline geldi. Oraya müdahale etmeye hazırlanıyorlar. Neden?

Rakka’da ve diğer bölgelerde oynanan oyunun aynısı oynanıyor. Oralarda DEAŞ vardı, mazeret oydu, dünya böyle kandırılıyor, işgal bu görüntü altında sinsice ilerliyordu. Şimdi İdlib’de El Kaide var, Nusra var gerekçesini öne çıkardılar. Çünkü orada DEAŞ yok, bu gerekçe işe yaramıyor.”

Şimdi asıl soru şu: Eğer ABD, Ortadoğu’da PYD, YPG ve PKK ile elde edeceği başarıdan sonra, Türkiye’ye yüzünü dönüp “Cerablus’tan, El Bab’dan çık” der mi? Der elbet.

Cengiz Tomar Hoca’nın güzel bir tespitiyle yazımızı noktalayalım: “Sayıları 10 bini bulan radikal unsurların da İdlib’den çıkarılmasından sonra, Fırat Kalkanı harekâtıyla temizlenmiş el-Bâb’a kadar olan bölgeyle Afrin ve İdlib’in birleşmesinden oluşacak Türkiye nüfuzundaki alan, hükûmetin el-Bâb operasyonunun başlangıcında hedeflediği 5 bin kilometrekarelik güvenlikli bölgenin neredeyse iki katı olacak. Böylece Türkiye’nin güneyinde önemli sayılabilecek bir alan güvenlikli bölge olacağından, hem Türkiye’ye yönelen tehditler azalacak hem de Suriyeli mültecilerin yerleşebileceği, Türkiye’nin kontrol ve koruması altında bir nüfuz bölgesi olacak. İleride siyasi çözüm için masaya oturulduğunda da Türkiye’nin eli ABD, Rusya ve İran kadar güçlü olacak.

Şüphesiz Suriye’de atılacak her adımın riskleri de mevcut. Böyle bir durumdan ABD’nin büyük rahatsızlık duyacağı çok açık. Ayrıca bu operasyon, el-Bâb’da olduğu gibi, terörist olduğu hususunda herkesin mutabık olduğu DEAŞ’a karşı değil, Türkiye’nin terörist olarak gördüğü PYD/YPG üzerine yapılacağından, dünya kamuoyuna “Kürtlere karşı yapılan bir operasyon” şeklinde yansıtılabilir.” 

 

  • İhsan Hocaİhsan Hoca3 ay önce
    Şubat 2017’de Sayın Cumhurbaşkanımıza arz ettiğim aşağıdaki yazıyı dikkate alarak binlerce mağdur Yardımcı Doçente yardımcı olmanızı istirham eder, saygılar sunarım. A-)7 Şubat 2017’de Sayın Cumhurbaşkanımıza arz ettiğim bir yazıyı sizlere sunmak istiyorum:“…Sayın Cumhurbaşkanım;Size, ‘Yardımcı Doçent’ Kadrosunda çalışan binlerce Öğretim Üyesi adına bir mağduriyetimizi arz etmek istiyorum:Emsallerimizin, ölünceye kadar atama işleminin dışında kullanmadıkları, bir ömürde bir defa, bir biçimde, Yabancı Dil Sınavı’ndan aldıkları 65 Puanını gösteren belgeyi alamadığımız için, yıllardır bulunmamız gereken Profesörlük kadrosuna bir türlü geçemedik.Emsallerimizin makaleleri varsa, bizim de var; emsallerimizin kitapları varsa bizim de var; emsallerimizin ‘Bilim Doktoru’ diploması varsa, bizim de var; emsallerimizin 20-30 yıllık üniversite hocalığı hizmeti varsa, bizim de var; ama emsallerimiz Profesör, biz Yardımcı Doçent kadrosundayız ve binlerce Yardımcı Doçent olarak 50 yaşımızı geride bırakmış olarak emekli olmak üzereyiz.Binlerce Yardımcı Doçentin anılan mağduriyetini, sizlerin yardımına ve takdirlerine saygıyla arz ediyorum. 07.02.2017…”B-)Yardımcı Doçentlik Kadrosunun Kaldırılması İle İlgili Öneriler:Yardımcı Doçentlik kadrosunda 5 yıl çalışmış olanlar Doçent yapılmalıdır. Yardımcı Doçentlik kadrosunda 5 yıl çalışmış olma süresi de dâhil en az 20 yıl öğretim elemanı olarak üniversitede çalışıp derse girmiş ve yaşı 50’yi geçmiş olan Yardımcı Doçentler de Profesör yapılmalıdır.