Aman Ya Rabbi!

10 Temmuz 2017 Pazartesi

15 Temmuz yaklaşırken Suriye üzerinden kışkırtmalar ve Türkiye’nin elini zayıflatmaya çalışanlar hortladı. Olaylara dikkatlice baktığımızda Gezi olaylarının değişik bir versiyonu ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. Türkiye’nin Ortadoğu politikası Batı’yı tedirgin ettiği kadar içimizdeki batıcıları da rahatsız etmektedir. Batılı ülkeler sınırlarını jiletli tellerle koruyup mültecileri ülkelerine almazken Türkiye, yaklaşık 3.5 milyon mülteciyi topraklarında misafir ediyor. Müslüman Türk toplumunun aslında dünyaya verdiği büyük bir mesaj var. Dışlanan, horlanan, evi barkı yıkılmış insanlara sofrasını açan, onları evlerinde konuk eden, çadırkent ve konteyner kentlerde barındıran bir devletin elinden öpülür. Lakin birileri o eli öpmek istemediği gibi, o elin sahibini Batılı mahkemelere şikayet ediyor. Oysa Sakarya’da 10 aylık bebeği ve hamile karısı tecavüze edilerek katledilen acılı baba, “bunu örtbas edin, Türkiye’nin rezil olmasını istemiyorum” diyor. Peki bu ülkeyi terk etmesi gereken, bu ülkenin vatandaşı olduğu halde kendi ülkesini Batı’ya şikayet eden, Türkiye’yi Avrupa kapılarında rezil etmek isteyenler mi, yoksa her şeyini kaybetmiş Suriyeliler mi? Sözün bittiği yerdeyiz. Meselenin ulusal boyutuna gireceğim ancak Sakarya’daki vahşete bir nebze değinmek istiyorum.

Türkiye birkaç gündür Sakarya’daki vahşeti konuşuyor. Sakarya’nın Kaynarca ilçesinde 9 aylık Suriyeli hamile kadına tecavüz ettikten sonra yanındaki 10 aylık bebeğini öldüren şahıslar yakalanarak gözaltına alındı. İyi mi? Acılı babanın acısını dindirir mi acaba? Benim kanıma dokunuyor. Bunu yapan insan olamaz. En vahşi hayvan, en dinsiz bir insan bile bu vahşeti yapmaz. Bu vahşeti alkışlayan ve her şeye rağmen Suriyeliler gitsin diyenlere empati yapmalarını tavsiye ederim. Tavsiyem ve yapmaları gereken empati şu:

Allah muhafaza, ülkeniz işgal edilse ve siz de bir ülkeye sığınsanız. Orada çalışmaya başladığınızda söz konusu ülkenin aynı mekanı, aynı iş yerini paylaştığınız vatandaşı hanımınıza göz koysa ve size dese ki; hanımını boşa, ben evleneyim, sana bir miktar para vereyim” evet böyle deseydi ne yapardınız? İş bununla da kalmayıp, siz işe gittiğinizde o ırz düşmanı evinizi bassa, on aylık bebeğinizi öldürüp, karınızı da hamile olduğu halde darp edip ormana götürse... Zorla tecavüz etse, yetinmeyip sonra da taşla kafasını ezerek öldürüp ormana atsa,  ne yapardınız? Suriyeli dertli babanın başına gelen aynen bu. Ülkelerindeki savaştan ve tecavüze uğramaktan kaçıp bizim ülkemizde her ikisine muhatap olmaları benim kanıma dokunuyor. Sizin dokunmuyor da hâlâ Suriyeliler ülkesine gitsin diyorsanız, sözün bittiği yerdeyiz.

Tüm bunları düşünürken; TRT’ye, Başbakan Yardımcısı Sayın Veysi Kaynak’ın, acılı Suriyeli aile için söylediklerini haber yaptığımda bir kez daha anladım ki, bu bir vicdan meselesidir diyen Reis ne kadar haklı. Evet bu bir vicdan meselesidir. Suriyeli ailelere sofrasını açmak, onları barındırmak bir vicdan meselesidir. Savaşın mağduru olan bu insanlara biz el atmasaydık, kim bilir belki de birçoğu ölmüştü. Zaten Avrupa hayaliyle soğuk sularda can verenler, yollarda telef olanlar, tecavüze uğrayanlar, organ mafyasının eline düşenler… Aman Ya Rabbi! Nasıl bir imtihanla karşı karşıyayız böyle. İçimizdeki beyinsizlerin yüzünden bizi helak eder misin Allah’ım?

Türkiye’de Suriyeliler üzerinden yürütülmeye çalışılan kampanyanın aslında kendilerini Astana’da masadan kaldırmaya yönelik bir uygulama olacağına dikkat çeken Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak; “Evet bizim milletimiz Suriyelilerle ekmeğini, işini, aşını paylaştı. Ancak bu kışkırtmalar hadisenin sonuna geldiğimiz şu süreçte Türkiye’yi Astana’da masadan kaldırtmak amaçlı olabilir. Afrin’de büyük hadiseler var. Afrin’den bize taciz atışları yapılıyor PYD terör örgütü tarafından ve Türkiye, TSK daha önce ilan ettiğimiz angajman kuralları çerçevesinde bunun hemen karşılığını veriyor. Bizim sağduyuyu elden bırakmamamız lazım” dedi.

Sosyal medya üzerinden Suriye politikasını kaşıyan, onların ülkemizden gitmesini isteyenler hakkında Emniyet Genel Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı’nın Siber Suçlar Daire Başkanlığının yaptığı araştırmada, bu tür eylemleri yapanların yarıdan fazlasının yurtdışı menşeili olduğu tespit edildi. Peki bunun anlamı ne? Anlamı şu: Gezi’nin arka planında da benzer şeyler vardı. 

Suriyelilerin suç işleme oranının resmi bilançosu % 1.23’tür. Bunun da çoğunluğu, Suriyelilerin birbirlerine karşı işledikleri suçtur. Sınırlarımızda DEAŞ, FETÖ, PKK, PYD, DEAŞ-KPC terör örgütleri ve Amerika gibi ulusal keferelerle mücadele ederken,  içerde bu tür huzur bozucu hadiselere maruz kalmamız hepimizi üzüyor. Allah münafıklara, Batı’ya, müstekbirlere fırsat vermesin.