Yıldırım Bayezid

1. Bayezid 1360 senesinde Edirne’de dünyaya geldi. Babası Sultan 1. Murad, annesi Gülçiçek Hatun’dur.

Bayezid, çok küçük yaşlarından itibaren, zamanının seçkin alimlerinden İslami İlimler eğitimi ve önemli komutanlarından askerlik ve komutanlık eğitimi aldı.

Osmanlı tarihi kaynaklarında Bayezid’den ilk kez 1381 senesinde Germiyanoğulları beyi Süleyman Şah’ın kızı Devlet Sultan ile evlendikten sonra bahsedilir.

1381 senesinde evliliğinden sonraki zamanlarda devlet idaresinde yetişmesi maksadıyla Sultanönü Eskişehir ve Germiyan İli Kütahya sancakları beyliğine atandı.

Sancaklarına bağlı askerlerle Anadolu ve Rumeli yakalarındaki savaşlarda babasının yanında yer aldı.

1389 senesinde çoğunluğunu Sırpların oluşturduğu Haçlı ordusuyla yapılan Birinci Kosova Savaşı’na katılan Bayezid, Osmanlı ordusunun sağ kanadının komutanlığını üstlendi. Savaşta büyük bir başarı sağladı ve Sırp ordusunun çökertilmesinde büyük bir rol oynadı.

Babası Sultan Murat savaş sonunda Milos Obilic tarafından şehit edilince, devlet ileri gelenlerinin ortak kararıyla Şehzade Bayezid, Sultan Bayezid oldu.

Sultan Bayezid’in ilk meşguliyetleri Rumeli sorunlarıydı. Sırbistan ile yaşanan problemlerin çözülmesi için İstvan Lazaroviç ile anlaşma yaptı. Bu anlaşmaya göre Sırplar için yıllık vergi ödenmesi ve yeni kralın kız kardeşi Mara Despina’nın Bayezid ile evlenmesi kararlaştırıldı.

Kışı Edirne’de geçiren Padişah, burada Edirne’nin imarı gibi sorunlarla ilgilendi.

Hükümdarlığını kutlamaya gelen elçileri de burada kabul etti. Venedik Cumhuriyeti elçisi Francesko Kuirini’ye Venedik ticari kolonilerine tanınan imtiyazın devamı için güvence sağlandı.

1391 senesinin ilkbaharında, Anadolu'da Kastamonu seferi yapılırken Eflak Voyvodası Mirce, Tuna Nehrini geçip Karinabad'a kadar ilerledi. Bunun üzerine Sultan Bayezid hızla Rumeli'ye yöneldi. Arkus Ovası Muharebesi'nde Mirce komutasındaki Eflak ordusuna karşı çıktı. Savaş, Osmanlı ordusunun mutlak galibiyeti ile sonuçlandı ve Eflak Voyvodası Mirce esir alındı. Mirce, yapılan anlaşmaya göre çok yüksek bir kurtuluş akçesi ödemek zorunda bırakıldı. Bu akçeyi ödedikten sonra ülkesine dönebildi. Eflak Voyvadalığı da Osmanlı devletine bağımlı bir vasal devlet statüsüne girdi.

1394'te Selanik ve Yenişehir'i (Mora) alan Osmanlı orduları, Teselya ve Arnavutluk'a kadar ilerlediler.

 

NİĞBOLU SAVAŞI

Sultan 1. Bayezid’e “Yıldırım” unvanının verilmesinin sebebi, ordusuyla savaş alanına çok hızlı hareket etmesidir. Bu savaşta da Edirne’den Tuna Nehri kıyısında bulunan Niğbolu Kalesine 24 saat gibi kısa bir sürede geldi. Burada divanı topladı ve hemen durum değerlendirmesi yapıldı.

Deneyimli Osmanlı komutanlarından bazıları Haçlı ordusunu korkutarak bozguna uğratmaktan yana tavır takınmış, ellerindeki develeri Balkan halklarının pek görmediğini belirterek bu hayvanları kullanarak haçlıları bozguna uğratabileceklerini savunmuşlardır. Yıldırım Bayezid ise bunu mertçe bulmadığını belirterek reddetmiştir.

25 Eylül 1396 tarihinde, Osmanlı ordusundan oldukça fazla sayıda askere sahip, kendinden emin haçlı ordusu tarihin gördüğü en önemli savaşlardan birinde adeta bozguna uğramıştır.

Tepeden tırnağa ağır zırhlı seçkin Hospitalier Şövalyeleri Osmanlıların öncü birliklerine kayıplar verdirmiş, geri kalan öncü birlikleri de kovalamaya başlamışlardır. Bu kovalamacanın bir tuzak olduğunu anlamadan ilerleyen haçlılar, Türk askerlerinin önceden yere sapladığı kazıkların olduğu bölgeye kadar geldikten sonra mecburen atlarından inmişlerdir. Atlarla ilerlemenin mümkün olmadığı kazıklı alanda yayan bir şekilde yürümeye devam ederken, ağır zırhlarından dolayı çabucak yorulmuşlar ve bu sırada Osmanlı ordusunun asıl gücü savaşa dahil olmuş, şövalyelerin Jean de Vienne gibi ünlü komutanları dahil tamamına yakını imha edilmiştir.

Savaş sonunda, esir alınan bazı haçlı askerleri idam edilirken, çocuk yaştaki askerler de Müslüman olarak yetiştirilmeleri üzere Türk ailelerin yanına verilmiştir. Soylular da fidye karşılığında serbest bırakılmıştır.

Bu savaşta Türkleri ilk defa tanıyan Korkusuz Jean, esaretten kurtulursa bir daha Türklere karşı kılıç çekmeyeceği üzerine yemin etmiş, bunun üzerine Yıldırım Bayezid onu yanına çağırarak;

“Ettiğin yemini sana iade ediyorum. Aksine eğer şerefini koruyan bir adam isen silahını al ve Hristiyanlığın bütün kuvvetlerini aleyhime topla. Böylece bana kazanmak için yeni fırsatlar tanımış olursun. Zira ben ancak Allah'ın dinini yaymak ve Onun rızasına kavuşmak için dünyaya Cihad yapmaya gelmişim.” demiştir.

 

ANKARA SAVAŞI’NA SEBEBİYET VEREN DURUMLAR ve TİMUR

Yıldırım Bayezid 1398 senesinde Karaman ve 1399’da Dulkadirli topraklarına girdikten sonra topraklarını kaybeden Anadolu beyleri Timur’a sığınarak onu Bayezid’e karşı kışkırttılar.

Aynı dönemde, Timur’dan kaçan Karakoyunlu ve Celayirli beyleri de Sultan Bayezid’e sığınmış, onu Timur’a karşı kışkırtıyorlardı. Bu kışkırtmalar bir yana, Timur ordusu Anadolu’da ilerleyerek Osmanlı için bir tehlike haline gelmeye başlamıştı.

Timur’un Sivas’ı alması, Osmanlı ve Timur ordularının Ankara’da karşı karşıya gelmesine sebep oldu.

 

20 TEMMUZ 1402 ANKARA SAVAŞI

Yıldırım Bayezid, 19 Temmuz 1402 tarihinde her zamanki süratiyle Çubuk Ovası’na geldi. Burada Timur ve ordusunu dinlenirken, savaşa hazır olmayan bir vaziyette buldu. Atlar yayılmış, askerler uzanmış, dağınık ve emniyetsiz bir şekilde duruyorlardı.

Hiç vakit kaybetmeden divan toplandı ve bu vaziyette Timur ordusuna saldırma fikirleri ortaya atıldı. Lakin Yıldırım Bayezid hayatının hatasını yaparak böyle bir saldırının mertçe olmadığını dile getirmiş ve konaklamayı tercih etmiştir.

Timur orduları sayı bakımından Osmanlı ordusuna üstün olmakla beraber Bayezid, Timur'a karşı gerçekleştirmiş olduğu bu savaşta muzaffer olmayı umut ediyordu. Bu umudu; Niğbolu’da, kendi ordusunun donanım ve teçhizatı bakımından üstün, Avrupa'nın en elit Haçlı ordusuna karşı kazanmış olduğu zaferin vermiş olduğu güvenden doğuyordu. Timur ise bu savaşı kazanmakla birlikte, sırtını sağlama aldıktan sonra kılıcını Çin'e doğru çevirebilecekti.

20 Temmuz 1402 tarihinde iki ordu sabah namazlarını kıldıktan sonra savaş düzeni aldılar. Kardeşin kardeşi kırdığı Ankara Savaşı, Yıldırım Bayezid’in Niğbolu Savaşı’nda kullanmış olduğu hilal taktiğinin uygulanması için ordusunun en ön safında bulunan Azaplara saldırı emri vermesiyle başlamış oluyordu.

Azapların saldırıya geçtiğini gören Timur karşılık olarak merkezdeki Serbedari piyadelerini kullanarak Azapların üstüne ok yağdırmaya başladı. Bu sırada ağır kayıp veren Azaplar geri çekilmek zorunda kaldı. 

Uyguladığı taktiğin işe yarayamadığını fark eden Bayezid, Yeniçerilere ve Sipahilerine saldırmalarını emretti. 

Bu taarruza karşılık olarak Timur da, komutanı İsenBuga'ya saldırı emri vererek yüksek çam ağaçlarının içerisine gizlemiş olduğu ordusunun en önünde yer alan birbirlerine zincirlerle bağlı savaş fillerini ileri sürmüştür. Bununla birlikte Miran Şah'ı, Süleyman Çelebi komutasındaki birliklerin üzerine saldırtarak Yeniçerilere takviye birlik gelmesini önlemeyi hedeflemiştir. Timur ordusunun ikiye ayrılmış olan merkez kuvvetlerinin önünden sağlı sollu çıkan savaş filleri, Yeniçeriler ve Sipahilerin şaşırmasına neden olmuştur. Çünkü Osmanlılar, o zamana kadar yapılan hiçbir savaşta fillerle karşılaşılmamıştır. Yine de saldırıya devam eden Yeniçeriler, uygulayacakları sahte ricat'ı erken yaparak Sipahilerin fillerle karşı karşıya gelmelerine neden oldular. Savaşın en kanlı ve şiddetlisi olan bu çatışmada savaş filleri, Yeniçerilerin ok atışları ve Sipahilerin yapmış oldukları saldırılar sonucu etkisiz hale getirilmiştir, fakat Osmanlı askerleri de çok ağır kayıplar vermiştir.

Fil hücumundan sonra Timur, merkez kuvvetlerinin Yeniçerilere saldırmalarını emretti. Bunu gören Yıldırım Bayezid, Rumeli birliklerinin saldırı altında olmasından dolayı, ordusunun sağ cenahında bulunan Kara Timurtaş Paşa komutasındaki Anadolu askerlerini ve Kara Tatarları, Yeniçerilere takviye olarak savaş meydanına sürdü. Fakat Timur ile daha önceden anlaşmış olan Kara Tatarlar, taarruz sırasında Bayezid'e ihanet ederek yön değiştirdiler. Kara Tatarlar direkt olarak Rumeli ve Sırp askerlerinin arkasına sarkıp, onlara ok yağdırmak suretiyle saldırıda bulundu. Miranşah ile Süleyman Çelebi arasında geçen çatışma sırasında, Timur tarafında bulunan Anadolu Beylerinin kendi sancaklarını açması sonucu, bunları fark eden Osmanlı ordusundaki Anadolu birlikleri de, kendi beylerinin yanında saf tutarak, Timur tarafına geçtiler. Yeniçeriler ve Rumeli birliklerinin hiç beklemediği bu saldırı karşısında Osmanlı ordusu tam bir bozgun havasına girmiş oldu. Bir tek Rumeli ve Sırp müttefikleriyle Yeniçeriler sırt çevirmeyerek Sultan Bayezid'in yanında sonuna kadar savaştılar. Bu bozgun karşısında ordusuna genel taarruz emri veren Timur, I. Bayezid'in canlı olarak ele geçirilmesini emretti.

SULTAN’IN ESARETİ ve VEFATI

Sultan Bayezid, savaş sırasında sağ olarak ele geçirildikten sonra Timur’un çadırına götürüldü. Bütün tarihi kaynaklarda, Timur’un Yıldırım Bayezid’i iyi karşıladığı belirtilmektedir. Timur ve tümenleri Bursa ve İznik'i ve sonra İzmir'i ele geçirmişler; talan edip yakıp yıkmışlardır. Timur bu seferlerinde ve Anadolu'da bulunduğu sıralarda Bayezid'ı devamlı olarak yakınında tutup ayrılmasına izin vermemiştir.

Yıldırım Bayezid, 8 Mart 1403 tarihinde 43 yaşındayken Akşehir’de esir halde vefat etmiştir. Ölüm sebebi tarihçiler arasında ihtilaflıdır.

İbn Arabşah’a göre eceliyle ölmüşken, bazı kaynaklara göre stres ve aşırı üzüntü sebebiyle hayatını kaybetmiştir. Bazı kaynaklarda da ilerleyen romatizma ve bronşit yüzünden öldüğü söylenirken, bir kısım tarihçilere göre de zehirlenmiştir. Hatta esarete dayanamayarak intihar ettiği yönünde söylentiler de vardır.