William James

William James, pragmatizmin öncüsüdür.

William James, 11 Ocak 1842 tarihinde ABD'nin New York şehrinde zengin ve tanınan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. New York, Boulogne, Cenevre, İngiltere, Almanya ve İtalya’da öğrenim gördü. Babası Henry James'ın felsefe ve ilahiyat alanlarındaki görüşleri William'ın yetişmesine büyük katkı sağladı. Babası, zihinsel özgürlüğün önemine inanıyor ve çocuklarını bu doğrultuda yetiştiriyordu.

James, eleştirel yaklaşımını bu sayede kazandı. Babası çocuklarının meslek edinme ve hayatlarını kazanma zorunluluklarının olmadığı düşünüyordu. Yine de James’in ilgisinin bilime yönelmesi için çabaladı. 15 yaşındayken babası ona bir mikroskop hediye etti. James 18 yaşına geldiğinde ressam olma amacıyla Amerikalı ressam William M. Hunt’ın yanında resim dersleri almaya başladı. Fakat 6 ay sonra bundan vazgeçti.

1861 yılında Harvard Üniversitesi Lawrence Bilim Okulu’na girdi. Bu okulda kimya, anatomi ve benzeri konularda dersler aldı. Daha sonra nörotik bir hastalığa yakalandı. Kısa bir süre sonra kimyadan vazgeçti. Harvard Tıp Okulu’na kayıt oldu. Tıp öğrenimine bir yıl ara vererek ünlü doğa bilimci Louis Agassiz’in Amazon’a yapacağı bir keşif gezisine deniz hayvanları örnekleri toplamak amacıyla asistan olarak katıldı.

Gezi sırasında hastalanan James, bir yarıyıl için yeniden Tıp Okulu’na döndü. Bu dönemde Hermann von Helmholtz, Rudolf Virchow ve Claude Bernard gibi ünlü bilim insanlarının derslerini takip etti. Bunun yanında dönemin öne çıkan psikoloji ve felsefe eserlerini okudu. Charles Bernard Renouvier'yle tanışması James’in kişiliği ve düşünsel hayatının dönüm noktalarından biri oldu.

Haziran 1869’da Harvard Tıp Okulu’nu bitirdikten sonra, ruhsal bunalıma girdi. İntiharı bile düşünmesine yol açan bu bunalım sebebiyle hekimliğe hemen başlayamadı. 1872 yılına kadar babasının evinde çeşitli eserleri okumak ve ara sıra kitap tanıtma yazıları yazmak dışında hiçbir şey yapmaksızın yarı hasta durumda yaşadı. Daha sonra bu durumdan kurtuldu.

Akademik yaşamı

William James, 1861 yılında Harward’da Lawrence Bilim Okuluna girdi. Burada kimya eğitimi alıyordu. Kimya ile olan deneyimi çocukken evde gizemli sıvılarıyla yaptığı bazen tehlikeli patlamalara sebep olabilen deneylerden ibaretti. Kısa bir süre sonra James dikkat ve özen isteyen laboratuvar çalışmalarını ilginç bulmamaya başladı. Hayatına çok büyük etkisi olan nörotik bir rahatsızlığı baş gösterdi. Kısa bir süre sonra kimya eğitimini bıraktı. James hem bilimsel eğitime elverişli olması hem de ekonomik olarak iyi bir gelir sunması açısından 1864’te Harward’da tıp eğitimi almaya başladı.

1865’te zoolog Louis Agassiz deniz hayvanları toplamak amacıyla Brezilya’ya gidiyordu. James bu alanla ilgili yeteneklerini keşfetme umuduyla ücretsiz bir yardımcı olarak bu geziye katıldı. Gezi, James’ın umduğu gibi geçmemişti. Yaptığı işler onu heyecanlandırmıyordu. Yolculuğun büyük bir kısmında deniz tutulması geçiren James, çiçek hastalığına da yakalanmıştı.

James bu alanla uğraşmanın getirdiği yaşam şartlarının kendisine uygun olmadığını gördü. Ayrıca biyolojinin gerektirdiği düzenli sınıflandırmalara tahammül edemezdi. 1865 yılındaki yolculuğun ardından James, isteksiz olarak tıp alanındaki çalışmalarına devam etti. Ancak sağlık sorunları yine kendini göstermeye başlamıştı. Çiçek hastalığı göz zayıflığına neden olmuştu ve sırt ağrıları çekiyordu. Bu nedenle okuması güçleşmişti.

O dönemde sırt sorunları için Avrupa’ya maden suyu banyosu almaya gidiliyordu. James de bu nedenle 1867’de Almanya’ya gitmek üzere yola çıktı. Burada gelişmekte olan fizyolojik yönelimli ruh bilimi dikkatini çekiyor, bu alanda okumalar yapıyordu. İlk kez Wundt’un adını duymuş ve Heidelberg’de Wundt’u ve Helmholtz’u ziyaret etme girişiminde bulunmuştu. Berlin’de du Bois-Reymond ‘un derslerine katılmıştı ve yeni düzenekçi ruhbilimin açıklayıcı gücünden etkilenmişti.

James Berlin Üniversitesi'nde fizyoloji alanında dersler aldıktan sonra Cambridge’e döndü. Sağlığı iyileşmişti ancak ruhsal açıdan bir çöküntü halindeydi. Duygusal olarak iyileşmesinde Fransız felsefecisi Charles Renouvier tarafından özgür istenç üzerine yazılan denemenin etkisi büyüktü. 1869 yılında Harward ‘dan tıp diplomasını aldı. 1872 yılında Harward’ın başkanı Charles Eliot, James‘dan fizyoloji dersleri vermesini istedi. James bunalımdan tam olarak kurtulamadığını ve bu dersin getireceği sorumlulukları üstlenemeyeceğini düşünüyordu. Bir yıl izin isteyerek Avrupa gezisine çıktı. Geri döndüğünde görevi kabul etti. James yaşamı boyunca bir Harward profesörü olarak çalıştı.

William James, 26 Ağustos 1910 tarihinde ABD'nin New Hampshire eyaletinin Chocorua bölgesinde öldü.

Felsefi görüşü

William James'e göre her düşünce yaşayışımız için elverişli olduğu ölçüde doğrudur ve bir düşüncenin doğruluğu onun yararlılığına eşittir. Doğru düşünceler yararlı olmadıkça değer taşımazlar. ona göre mutlak bilgi yoktur. Bilgi olayların akışındadır, süreçtedir. Düşünce de bu süreçte belirir. Bilinçle düşüncelerin sıra ve ilişkisiyle, olayların sırası ve nesnelerin ilişkisi birleşirler. Böylece bir yandan olgu kavranırken aynı zamanda gerçek de kavranmış olur. James felsefe tarihinde yaygın ve yerleşik bir tutuma karşı çıkar. Felsefe geleneğinde bilim, bilgi, bilgide doğruluk önemli bir yer tutar. İnsana düşen görev de doğru bilgiye ulaşmaktır. Bunun için önerilen yol kuramdır.

Felsefe tarihi çoğunluğu kuramların egemen olduğu görüşlerden oluşmuştur. Pratik ise hep kuramsal onanın altında ya da ardında yer alır. Çünkü ilkin doğru bilgi elde edilecek, sonra eylem gelecektir. Doğru bilgi olmadan eylem amaçsız ve rastlantısaldır. Eylemin sağlam, doğru, güçlü olması dayandığı bilgiye bağlıdır. James’in görüşünde gerçek ve doğru kavramları ikinci derecedeki kavramlardır; ana kavram eylemdir. Doğru ise eylemin bir türevidir. Her insan kendi doğrusunu yine kendisi bulacaktır. Doğrulan ne gelenekten ne de dinden öğrenebiliriz.

Doğru, belli bir iş yapma, başarı elde etme, verim kazanma, işgörme gücünü kullanma, yani pragma’nın sonucu, tortusudur. Pragmatizm ise bu bağlamda doğrulan eylemlerle ölçen, değerlendiren görüştür. Burada insanın özerkliği büyük bir önem kazanır. Çünkü eylemdeki insan ne belirlenimciliği determinizme, ne yazgıcılığı (kadercilik) ne de mekanikçiliği kabul eder. Onun için tek dayanak olgudur, nesnedir, nesnenin gerçeğidir. İnsan sınırlı bir yaşamanın sürdürücüsü olmamalıdır. James’e göre, insan hep gelecek karşısındadır ve her zaman ona atılmalıdır.

Sözleri

Doğruluğun bir iyilik türü olduğunu ve zannedildiğinin aksine iyiden ayrı bir kategori olmayıp iyi ile koordineli olduğunu söylememe müsaade edin. Doğru kelimesi, inanç alanında iyi olduğunu ispat eden her şeyin adıdır ve atfedebileceğimiz belirli gerekçelerden dolayı iyi olduğunu ispat eden her şeyin adıdır.

Elbette kaygının en etkili ilacı dini inançtır.

Öyle olmasını kabullenin, olayları kabullenmek, hoş olmayan sonuçları önlemeye doğru atılan ilk adımdır. 

Mutlu olduğumuz için gülmeyiz.güldüğümüz için mutluyuzdur.

Yanlış anlayanlar tarafından söylenen bir doğrudan daha kötü hiç bir yalan yoktur.

Asıl fark, dahilerin gayret ve konsantrasyonundadır.

Din insan egoizminin tarihi içerisinde anıtsal bir bölüm oluşturur.

Metafizik, yarar sağladığı sürece doğrudur. Dinler de, manevî tatmin sağladıkları sürece doğrudur.

Bugünün gerçeklerine göre yaşamak zorundayız ve yarın bunları hatalı bulmaya alışmalıyız.

Benim kuşağımın en önemli keşfi, insanların zihinsel tutumlarını değiştirerek, yaşamlarını da değiştirebileceğini öğrenmesidir.

Çoğu insan fiziksel,düşünsel veya ahlaki açıdan olsun kendi potansiyel varlıklarının çok azını kapsayan dar bir çemberde yaşar.hepimiz,içinden hayal bile etmediğimiz şeyleri çekip çıkarabileceğimiz yaşam sarniclarına sahibiz.

Birçok insan düşündüğünü sanır, aslında yaptıkları sadece önyargılarını yeniden düzenlemektir.

İnsan doğasındaki en derin prensip takdir edilme isteğidir.

Bir seçim yapmanız gerektiğinde; seçmemek de bir seçimdir.

Eğer birinin ruhunu görmek istiyorsan, ona hayallerini sor.

Bilge olmak, nelere göz yumulacağını bilmektir.

Olmamız gerekenin ancak yarısı kadar uyanığız. Ateşimiz söndürülüyor, herşeyimiz kontrol ediliyor ve fiziksel ve zihinsel kaynaklarımızın yalnızca küçük bir bölümünü kullanıyoruz.

ESERLERİ

The Principles of Psychology (Psikolojinin İlkeleri) 1890

The Varieties of Religious Experience (Dinsel Yaşama Türleri) 1902

Pragmatizm (1907)

A Pluralistic Universe (Pluralistik Evren) 1909

The Meaning of Truth (Gerçeğin Anlamı) 1909

Esssays in Radical Empricism (Köktenci Deneycilik Üstüne Denemeler) 1912.

Pragmatizm nedir?

Pragmatizm, en basit tabir ile “yararcılık” veya “faydacılık” anlamına gelmektedir. Peki, yararcılıktan kastedilen nedir?

Felsefi anlamda pragmatizm uygulama ya da eyleme dökülmede faydacı bir anlayışın amaçlanması veya bu yönde yorumlanabilmesi anlamında kullanılmaktadır. Bu düşünce tarzı, William James tarafından popüler hale getirilmiştir. Bu bağlamda geliştirilen teoriler, hem iyinin, hem de doğrunun teorisi şeklinde nitelenmektedirler. İyinin teorisi anlamında kullanılan faydacılık, refah odaklıdır. Yani, en fazla faydanın sağlandığı ve zevk ya da tatmin bakımından değerlendirildiğinde en üst seviyede karşılık bulabilen yararların görülmesini amaçlanır.

Doğru teorisi olarak kullanılan faydacılık ise sonuç odaklıdır (neticecidir). Buna bağlı olarak, doğru hareket, bir durumun ya da kavramın, uygulanabildiği ölçüde gerçek olduğu fikrini merkeze almıştır. Yani, bir bilgi günlük ya da sosyal hayatta hiçbir işe yaramıyorsa, o bilgi yanlıştır. Ancak, bilgi işe yarıyorsa, kesinlikle doğrudur. Ampirizm ile de yakın ilgisi olan bu felsefi akımın, teorik düşüncenin tam tersi şeklinde tanımlamak, doğru bir yaklaşım olacaktır. Pragmatizm kelimesinin çıkış noktası, bir felsefi terim olan “pragma”dır. Eski Yunanca olan bu kelime, iş ve eylem anlamına gelmektedir. Pragmatik sözcüğü ise, anlam olarak “işe yönelik, eyleme dönük” demektir. Genel anlamda, Pragmatizm yerine “Faydacılık” terimi kullanılmaktadır.

Faydacılık, 18. yüzyılda, İngiltere’de, ilk olarak Jeremy Bentham ve aynı doğrultudaki bir takım düşünce adamları tarafından ortaya sürülmüştür. Ancak, fikrin temelinde bağdaştığı yer olarak ele alındığında, Epikür (Aipikuros) gibi antik Yunan filozoflarına kadar araştırılması ve bağlantı bulunabilmesi mümkündür. Faydacılık, ilk olarak belirli çevreler tarafından tartışıldığında, “en fazla mutluluk” temelinde analizler dile getirilmiştir. İlerleyen zamanda Bentham, “en büyük mutluluk prensibi” şekline yeni ve özgün bir tanımlama getirmiştir.

Bentham ve Epikürün yorum farkları, temelde çok basitti. Epikür tarafından getirilen faydacılık tanımında, “kişiyi en mutlu eden şeyin yapılması” anlamı varken; Bentham ise “herkesi en mutlu yapacak şeyin yapılması ve konuşulması gerektiğini” savundu. Yani, Benthamın kuramında, kişisel olmayan bir hedonizm vardı.John Stuart Mill, ünlü ve kısa bir yapıtı olan “Utilitarianism” kitabında, bir faydacı olmasına karşın “bütün zevklerin aynı değerde olmadığını” ileri sürmüştür. Bu savını da, o ünlü karşılaştırmasıyla desteklemiştir: “Mutsuz bir Sokrat (Sokrates) olmak, mutlu bir domuz olmaktan yeğdir.”

Farklı insanların zevklerinin ve buna bağlı olarak faydalarının karşılaştırılması çok zordur. Bu söylem de, faydacılık anlayışını eleştirenlerce sıklıkla söylenen bir argümandır. Bununla ilgili olarak, ilk faydacıların fayda analizini sayısal değerlere dökerek hesap edilebileceği fikri öne sürülmüş olsa da, bu asla gerçekleşmemiştir. Çünkü, birbirinden farklı insanların zevklerinin kıyas edilebilmesi ve hesaplanabilmesi, sadece pratikte değil, prensipte de imkansıza yakındır. Yıllar boyunca faydacılık, çeşitli yönlerden eleştirilmiştir. Bunlardan biri de, sağduyu ile faydacılığın çeliştiği önermesidir. Buna örnek olarak, kişinin kendi çocuğunu kurtarmasının, iki yabancıyı kurtarmasına tercih edileceği düşünüldüğünde, faydacıların iki yabancının kurtarılmasının gelecekte daha fazla mutluluk ve fayda potansiyeli taşıdığı savıyla çeliştiği anlatılmaktadır. Yani, kişi sağduyusuyla karar verince çocuğuna yönelecek, ancak faydacılıkla çelişecektir.

“Bir şey, uygulanabildiği ölçüde doğrudur”; şeklinde literatürde yerini alan faydacı önerme, bahsedilen şeyin herhangi bir özden yoksun olsa bile başarılı olabileceği ihtimali üzerinden de çokça eleştirilmiştir. Bunu anlamak için verilen örnekte, birbirinden farklı seçeneklere sahip çoktan seçmeli bir soru, hiçbir bilgi sahibi olmayan kişi tarafından bilerek ve isteyerek değil de rastgele cevaplandığında, cevabın doğru yanıtlanma ihtimalinde, faydacı anlayışa göre, o şey artık mutlaklık kazanmıştır. Yani, soruyu doğru ancak rastgele cevaplayan kişinin bilgili, eğitimli veya zeki olması, faydacılık anlamında pek de önemli unsurlar olmamaktadır.

Örneklerden çıkarılacak durum, faydacılıkta önemli olanın öz değil, biçim olduğu eleştirisidir. Olayların teorik akışından ziyade, pratikteki başarının mutlaklığına dayanan bir akım olma özelliği eleştirilmektedir. Pragmatizm, birçok alanda tartışılmış, teorik ve pratik olarak örneklendirilmiştir. Sonuç olarak, her türlü düşünce tarzına mensup fikir adamlarının, kendinden bir parça bulabildiği bu akım, savunucularına göre en uygulanabilir düşünce tarzlarından biri iken, eleştirenlerce de paradoks ve çelişkilerle dolu haldedir. Ne olursa olsun, faydacı anlayışın fikir dünyasına kattığı pek çok yenilik ve tartışma konusu bulunduğu, su götürmez bir gerçektir.