Süfyan

Paralel Yapının tüm iftira ve karalamalara rağmen halkın sahip çıktığı seçilmiş Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı "süfyan" olarak nitelendirerek büyük bir hakarette bulunması ""Âhirzamanda bir adam çıkacak ve ona Süfyan denilecek" hadisin sıhhati nedir? (Hakim en-Nisaburî, Ebû Abdullah Muhammed, Müstedrek, I-IV (Beyrut: Dâru’l-Marife, ts.), 4:520; Kenzü’l-Ummal, 14:272 ) Süfyan kimdir? Deccallerden biri midir?" sorusunu akıllara getirdi. İşte bu sorunun Sorularla İslamiyet sitesinden cevabı...

İşte o sorunun cevabı...

- Evet, Süfyan unvanını taşıyan bir şahıs da deccallerden biridir.
 
Ancak, bu unvanın daha çok İslam deccalı için kullanıldığı belirtilmektedir.
 
Bu unvanın gerçekten bir şahsın “soyadı” gibi açıkça kullanması gerekmez. Önemli olan, İslam deccalının vasıflarını taşıdığı görülen bir şahsın tam da “Süfyan” olduğunun bilinmiş olmasıdır.
 
Mahiyeti ise: Sahih hadislerde bildirildiğine göre âhirzamanda gelecek ve ümmete karanlık günler yaşatacak, şeâir-i İslâmiyeyi tahribe çalışacak dehşetli ve münafık bir şahıstır." (Kenzü'l-Ummal, 11/125; İsmail Hakkı, Ruhu'l-Beyan, İstanbul, 8/197)
 
- Tabii ki, ne deccalı ne de süfyanı herkes tanımaz, onların deccal olduklarını bilemez. Bunlar, ancak büyük bir iman şuuru ve bu şuurdan kaynaklanan iman ferasetiyle bilinebilir. Aksi takdirde sırr-ı imtihan bozulur. Çünkü hadislerde haber verilen 30 kadar deccaller ve özellikle ahirzamanda en büyük deccalı ve bu iki deccalden biri olan süfyanı herkes tanısa, bu takdirde hiç kimse onların arkasından gitmez. Bu ise, İslam dininde önemli bir imtihan kuralı olan “akla kapı açılır, ihtiyarı/özgür seçme hakkı elinden alınmaz” prensibine aykırıdır. Akla“zorunlu isitkamet” göstermek imtihan sırrına aykırıdır.
 
- Önemli bir not:
 
Bu sırr-ı imtihanın bir gereği olarak ahirzamanla alakalı hadisler genellikle müteşabih/manası kapalı/ değişik ihtimaller ihtiva eden hadisler olarak kabul edilmektedir. Örneğin, deccal ve süfyanın Şam, Bağdat ve benzeri yerlerde bulunmasından söz edilmesi o kişilerin farklı zamanlarda farklı yerlerde bulunmalarından kaynaklanmaktadır. Yahut da hadisi rivayet eden raviler Hilafet merkezine yakın vuku bulacağı bildirilen o hadiseleri kendi dönemlerinde var olan Bağdat, Şam gibi şehirlerini adını vererek tevil etmişler ve hadisin mücmel manasını kendi bilgilerine tatbik etmişler.
 
- Bu konuyu Bediüzzaman hazretleri şöyle açıklar:
 
“ Rivayetlerde, vukuat-ı Süfyaniye ve hâdisat-ı istikbaliye Şam'ın etrafında ve Arabistan'da tasvir edilmiş. Allahu a'lem, bunun bir tevili şudur ki: Merkez-i hilafet eski zamanda Irak'ta ve Şam'da ve Medine'de bulunduğundan, râviler kendi içtihadlarıyla -daimî öyle kalacak gibi- mana verip "merkez-i hükûmet-i İslâmiye" yakınlarında tasvir etmişler, Haleb ve Şam demişler. Hadîsin mücmel haberlerini, kendi içtihadlarıyla tafsil etmişler” (Şualar, 585 ).
 
“...Süfyan ve Mehdi hakkındaki hadîslerin ifade ettikleri mana budur ki: Âhirzamanda dinsizliğin iki cereyanı kuvvet bulacak:
 
Birisi: Nifak perdesi altında, risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkâr edecek Süfyan namında müdhiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek, şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır. Ona karşı Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan, ehl-i velayet ve ehl-i kemalin başına geçecek Âl-i Beyt'ten Muhammed Mehdi isminde bir zât-ı nuranî, o Süfyan'ın şahs-ı manevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır.
 
İkinci cereyan ise: Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüd eden bir cereyan-ı Nemrudane, gittikçe âhirzamanda felsefe-i maddiye vasıtasıyla intişar ederek kuvvet bulup, uluhiyeti inkâr edecek bir dereceye gelir… İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlahiyenin semasından nüzul edecek; hâl-i hazır Hristiyanlık dini o hakikata karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye ile birleşecek; manen Hristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılab edecektir.Ve Kur'ana iktida ederek, o İsevîlik şahs-ı manevîsi tâbi' ve İslâmiyet metbu' makamında kalacak; din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır.
 
Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevîlik ve İslâmiyet ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken; âlem-i semavatta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselâm, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i Külli Şey'in va'dine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Şey' va'detmiş, elbette yapacaktır” (Mektubat, 56- 57)

(Sorularla İslamiyet)