Mehmet Ziya Gökalp

"Türk milliyetçiliğinin babası" olarak anılan Mehmet Ziya Gökalp,25 Ekim 1924 tarihinde İstanbul'da vefat etmiştir.

Mehmet Ziya Gökalp 23 Mart 1876 tarihinde Diyarbakır'ın Çermik beldesinde doğdu. Babası, aslen Suriye Türkmeni olan Vilayet Evrak Memuru Mehmet Tevfik Efendi, annesi Pirinçcizade ailesinden Zeliha Hanım, dayısı dönemin Diyarbakır belediye başkanı olan, 1895'teki Ermenilere yönelik saldırıların örgütleyicilerinden Pirinçcizade Arif Efendi'dir. 16. yüzyıla kadar Arap-Fars egemenliğinde olan Diyarbakır sonradan Türk, Kürt ve Ermeni toplulukların milli çekişmelerine sahne olmuştur.

Öğrencilik yılları

Ziya Gökalp eğitim hayatına doğduğu yer olan Diyarbakır'da başladı. 1886 yılında Mektebi Rüştiye-i Askeriyye’ye girdi. Özgürlük düşüncesini ilk defa bu okuldaki hocası Kolağası İsmail Hakkı Bey aşıladı. Askeri rüştiyenin son sınıfındayken babasını kaybetti. 1890’da amcası Müderris Hacı Hasip Bey’den geleneksel İslam ilimleri ile ilgili ders almaya başladı. Öğrenimine İstanbul’da devam etmek istediyse de bu imkanı bulamayınca 1891’de Diyarbakır’da İdadi Mülkiye’nin ikinci sınıfına kayıt oldu.

Burada son sınıftayken ''Padişahım Çok Yaşa'' yerine ''Milletim Çok Yaşa'' diye bağırması, hakkında soruşturma açılmasına neden oldu. Bu dönemde okul süresinin beş yıldan yedi yıla çıkması üzerine 1894 yılında okuldan ayrıldı.

Liseden ayrıldıktan sonra amcasından Arapça ve Farsça dersleri aldı. Ayrıca tasavvufla da ilgilendi. Daha sonra Fransızca öğrenmeye başladı. Diyarbakır’daki kolera salgını nedeniyle bu şehirde görevlendirilen Doktor Abdullah Cevdet Bey ile tanışarak fikirlerinden etkilendi. Ekonomik sıkıntılar yüzünden öğrenimine devam etmek için İstanbul’a gidememesi, ailesinin evlenmesi için baskı yapması gibi nedenler 18 yaşındaki Ziya Gökalp'ı intihara sürükledi.

İntihar girişiminin sebebi olarak idadideki hocası Dr. Yorgi Efendi’den aldığı felsefe eğitimi ve ailesinin verdiği dini eğitim arasında yaşadığı çatışma da gösterilmektedir. Kafasına sıktığı kurşun, güç koşullar altında yapılan morfinsiz bir ameliyatla çıkarıldı. Ameliyatı gerçekleştiren Dr. Abdullah Cevdet Bey ve Diyarbakır’da bulunan genç bir Rus operatördü. İntihar girişiminin ardından kendisini tekrar okumaya verdi. Özgürlüğe düşman olanlara karşı pek çok şiir yazdı.

1896 yılında, Erzincan Askeri Lisesi’nde öğrenci olan kardeşi Nihat sayesinde harp okulu öğrencileri ile birlikte İstanbul'a giden Gökalp, ücretsiz olduğu için Baytar Mektebi'ne kaydını yaptırdı. Buradaki öğrenimi sırasında ülkedeki özgürlük hareketine katılmış insanlarla tanışmak için gayret gösterdi; İbrahim Temo ve İshak Süküti ile görüştü. Jön Türkler’den etkilenerek İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. Bu dönemde ''Yasak yayınları okumak ve muhalif derneklere üye olmak'' nedeniyle 1898 yılında tutuklandı. Bir yıl cezaevinde kaldı.

Diyarbakır yılları

Mehmet Ziya Gökalp, serbest bırakıldıktan sonra 1900'de Diyarbakır’a sürgüne gönderildi. Yüksek öğrenimini tamamlayamayan Gökalp'in Diyarbakır’daki amcası ölmüş ve kızı Vecihe ile evlenmesini vasiyet etmişti. Amcasının vasiyetini yerine getiren Gökalp'in bu evlilikten bir oğlu (Sedat), 3 kızı (Seniha, Hürriyet, Türkan) olmuştur.

1908'e kadar Diyarbakır'da küçük memuriyetler yaptı. Eşinin mal varlığıyla rahat bir yaşam sürdürürken el altından hürriyet çalışmalarını yürüttü. Bu dönemde bölgenin güvenliği için kurulan ve başında Kürt asıllı İbrahim Paşa'nın bulunduğu Hamidiye Alayları hırsızlık ve soygun olaylarına karışınca halkı örgütleyerek eyleme yöneltti. 3 gün boyunca Diyarbakır Telgrafhanesini işgal ederek buradan saraya İbrahim Paşa ve adamlarını cezalandırmaları için telgraflar çekmeye başladı.

Diyarbakır Telgrafhanesinin işgali, işin içine Batılı devletlerin de karışmasına neden oldu. Onların da saraya yaptığı baskı neticesinde bölgeye bir araştırma heyeti gönderildi. Fakat bir süre için sinen İbrahim Paşa ve adamları daha sonra aynı kanunsuzluklara yeniden başlayınca Ziya Gökalp ve arkadaşlarının önderliğindeki halk bu sefer 11 gün süre ile telgrafhaneyi yeniden işgal ettiler. Bu direnişin sonunda İbrahim Paşa ve adamları bölgeden uzaklaştırılmıştır.

1904- 1908 yılları arasında Diyarbakır Gazetesi’nde şiir ve yazılar yazdı. İbrahim Paşa’nın halka yaptığı zulümleri "Şaki İbrahim Destanı" adlı eserinde anlattı.

II. Meşrutiyet sonrası

Mehmet Ziya Gökalp, II. Meşrutiyet’ten sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Diyarbakır şubesini kurarak temsilcisi oldu. Bu dönemde "Peyman" isimli gazeteyi çıkarmaya başladı. Daha sonra 1909 yılında Selanik'te toplanan İttihat ve Terakki Kongresi'ne Diyarbakır delegesi olarak katıldı ve örgütün Selanik’teki merkez yönetim kuruluna üye olarak seçildi. Selanik’te kalmayı sürdürerek çevresinde bir kültür hareketi oluşturmaya çalıştı.

Bunun yanında lise programlarına sosyal bilimler dersi koydurdu. İttihat ve Terakki Selanik Şubesi’ni gençlik işleri ile uğraşan kolunun başına geçen Gökalp, çevresindeki gençlere toplumbilim ve felsefe dersleri verdi. Tevfik Sedat, Demirtaş, Gökalp gibi takma adlar kullanarak Selanik’te yayımlanan bir felsefe dergisinde yazılar yazdı. Dünyadaki Türkleri birleştiren, güçlü bir Türk devleti kurulmasını tasarlayan Ziya Gökalp, bu ülküyü dile getirdiği Altun Destanı’nı 1911’de Genç Kalemler Dergisi’nde yayımladı.

1912'de derneğin merkezi İstanbul’a taşınınca, Ziya Gökalp de buraya gelerek Cerrahpaşa semtine yerleşti. Mart ayında Ergani/Maden (Diyar-ı Bekir) mebusu olarak Meclis-i Mebusan'a seçildi. Meclis dört ay sonra kapatılınca Edebiyat Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı.

1913-1914 yıllarında kendisine önerilen Maârif Nazırlığı (Millî Eğitim Bakanlığı) görevini kabul etmeyerek üniversitedeki görevini sürdürdü. 1915’te İstanbul Üniversitesi’nin Felsefe bölümünde İctimâiyyât müderrisi (Sosyoloji öğretim görevlisi) olarak atandı.

Düşüncelerini Türkçülük görüşü etrafında şekillendiren Mehmet Ziya Gökalp, İstanbul’a gelir gelmez Türk Ocağı'nın kurucuları arasında yer almıştır. Derneğin yayın organı "Türk Yurdu" başta olmak üzere Halka Doğru, İslam Mecmuası, Millî Tetebbûlar Mecmuası, İktisadiyat Mecmuası, İçtimaiyat Mecmuası ve Yeni Mecmua'da yazılar yazdı. Balkan Savaşı öncesinden I. Dünya Savaşı başlarına kadar Türk Yurdu dergisinin yönetim kurulunda yer aldı. Türkleşmek-İslamlaşmak-Muasırlaşmak başlıklı yazı dizisinde önemli konulara yer verdi. Daha sonraki yıllarda Yeni Mecmua’yı çıkardı.

1914’te "Kızıl Elma"; 1918’de ise Türkleşmek, İslAmlaşmak, Muasırlaşmak" adlı eseri ile "Yeni Hayat" isimli şiir kitabını yayımladı.

Son yılları

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin yenilmesinin ardından tüm görevlerinden alındı. 1919 yılında üniversite içinde İngilizler tarafından tutuklandı. Dört ay Bekirağa Bölüğü’nde tutuklu kaldıktan sonra Ermeni soykırımı iddiaları ile ilgili işgal mahkemesi tarafından yargılandı. Mahkeme sürecinde soykırım iddialarını kesinlikle reddetmiş ve Mukatele (karşılıklı öldürme) tezini savunmuştur.

Yargılama sonucu diğer İttihatçılarla birlikte Malta’ya sürgüne gönderilen Ziya Gökalp, burada arkadaşlarına toplumbilim ve felsefe dersleri verdi. Sürgün hayatı sırasında ailesiyle yaptığı mektuplaşmalar daha sonra Limni ve Malta Mektupları adıyla kitaplaştırılmıştır.

Ziya Gökalp, 2 yıllık sürgün döneminden sonra İstanbul’a döndüğünde üniversitede ders vermeye devam etmek istediyse de bu isteği kabul edilmedi. Bir ay kadar Ankara’da yaşadıktan sonra ailesiyle Diyarbakır'a gitti. Ahmet Ağaoğlu’nun desteğiyle Küçük Mecmua'yı çıkardı. Burada yazdığı yazılarıyla Kurtuluş Savaşı'na destek verdi.

1923 yılında Maarif Vekaleti Telif ve Tercüme Heyeti Başkanlığı'na atanarak Ankara'ya gitti. Aynı yıl Türkçülüğün Esasları isimli ünlü eserini yayımladı. Ağustos’ta İkinci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Atatürk tarafından Diyarbakır mebusu olarak seçildi. Ankara’ya yerleşen Ziya Gökalp, kültürel ve düşünsel çalışmalarını ara vermeden sürdürdü.

Ayrıca dünya klasiklerinin Türkçeye çevrilip yayımlanması ile uğraştı. 1924 yılında kısa süren bir hastalığın ardından dinlenmek için gittiği İstanbul'da 25 Ekim 1924 günü vefat etti. Cenazesi Divanyolu'ndaki II. Mahmud Türbesi haziresine defnedildi.

Görüşleri

Osmanlı Devleti'nin parçalanma sürecinde yeni bir ulusal kimlik arayışına girdi. Düşüncesinin temelinde, Türk toplumunun kendine özgü ahlaki ve kültürel değerleriyle, Batı'dan aldığı bazı değerleri kaynaştırarak bir senteze ulaşma çabası yatıyordu.

Bu sebepten zaman zaman batı edebiyatı ve düşüncesinin tesirinde kalmıştır. "Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak" diye özetlediği bu yaklaşımın kültürel öğesi Türkçülük, ahlaki öğesi de İslamdı. Uluslararası kültürün yapıcı öğesinin ulusal kültürler olduğunu savundu. Saray edebiyatının karşısına halk edebiyatını koydu. Batı'nın teknolojik ve bilimsel gelişmesini sağlayan pozitif bilim anlayışını benimsedi. Dini, toplumsal birliğin sağlanmasında yardımcı bir öğe olarak değerlendirdi.

Toplumsal modeli, Emile Durkheim'in teorik temellerini kurduğu "dayanışmacılık" temelinde şekillendi. Bireyi temel alan liberalizm ve kapitalist toplumun sınıf mücadelesiyle yıkılarak sınıfsız toplumun kurulmasını hedefleyen Marksizm'e karşı; sınıfsal ayrımları değil mesleki ayrımları gören, mesleki örgütleri temel toplum birimi olarak kabul eden, meslek örgütlerinin dayanışmasıyla toplumsal huzurun kurulabileceğini savunan solidarizmde karar kıldı.

Toplumsal ve siyasi görüşlerini anlattığı sayısız makale yazdı. "Türkçülük" düşüncesini sistemleştirdi. Milli edebiyatın kurulması ve gelişmesinde büyüki rol oynadı. Ziya Gökalp önce Turancılık sonrasında Oğuzculuk daha sonra ise Türkiye Türkçülüğü fikirlerini desteklemiştir.

Eserleri

Limni ve Malta Mektupları

Kızıl Elma (1914)

Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak (1929)

Yeni Hayat (1930)

Altın Işık (1927)

Türk Töresi (1923)

Doğru Yol (1923)

Türkçülüğün Esasları (1923)

Türk Medeniyet Tarihi (1926, Ölümünden sonra)

Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler (Ölümünden sonra)

Altın Destan

Üç Cereyan

Hars ve Medeniyet

Kuğular

Felsefe Dersleri (2006)