Koca Hüsrev Mehmed Paşa

Osmanlı'nın büyük devlet adamlarından biri olan Koca Hüsrev Mehmed Paşa kimdir?

Koca Hüsrev Mehmed Paşa, 1769 yılında doğmuştur. Abaza asıllı olduğu bildirilmektedir. Küçük yaşta köle olarak İstanbul'a getirildi. Burada Çavuşbaşı Said Efendi tarafından satın alındı. Daha sonra Enderun'a girerek burada tahsil gördü. III. Selim'in tahta çıkmasından sonra başçuhadarlığa kadar yükseldi. Ardından Osmanlı donanmasında yapılan reformları gerçekleştiren 1792-1803 yılları arasında kaptan-ı derya olarak görev yapan Küçük Hüseyin Paşa'nın yanına girdi. Bir müddet sonra onun mühürdarı ve kethudası oldu. Hüseyin Paşa gibi donanma ve orduda yapılan reformları destekledi. Nizam-ı Cedid ordusunun kurulmasında büyük emeği geçti.

Mart 1801'de Küçük Hüseyin Paşa Osmanlı ve İngiliz donanmasıyla birlikte Mısır'ı Fransız işgalinden kurtarmak için harekete geçti. Haziran 1801'de yapılan anlaşmayla Mısır yeniden Osmanlı hakimiyetine girdi. Osmanlı ordusu bölgeye 6.000 kişilik bir kuvvet çıkardı. Bu birliklerin komutanlığını Koca Hüsrev Mehmed Paşa üstlendi. Buradaki başarılarından dolayı vezirlik rütbesiyle ödüllendirildi ve kendisine İzmit sancak beyliği verildi.

Daha sonra Hüsrev Paşa Mısır Eyalet Valiliği görevine getirildi. Bu dönemde Mısır'a gelen İngiliz donanmasında kölemen asıllı Muhammad Bey al-Alfi bulunmaktaydı. Amacı Mısır'da bir kölemen idaresi kurmaktı. Mayıs 1803'de İngilizler İskenderiye'den ayrılınca Mısır'da ortaya bir iktidar çatışması çıktı. Mısır Valisi Hüsrev Paşa ve Kaptan-ı Derya Küçük Hüseyin Paşa, bölgede kendilerini imtiyazlı olarak gören kölemenleri ortadan kaldırmak için uğraştılar.

Birçok Kölemen lideri yaşanan çarpışmalarda öldürüldü. Fakat Muhammad Bey al-Alfi'nin emri altında bulunan bir grup Kölemen, El Minye'de yuvalandı. Mısır Valisi Hüsrev Paşa vergi toplanması aksadığı için mali problemlerle karşılaştı. İngilizler'le birlikte Fransızlar'a karşı savaşırken Avrupa aş­keri teşkilatı ve harp usulleri hakkında bilgi edinme fırsatı buldu.

Bunları uygulamak için Nizam-ı Cedid Ordusu'nu kurmaya çalıştı. Hüsrev Paşa, mali problemler nedeniyle Osmanlı askerleri arasında bulunan başıbozuk Arnavut asıllı birliklerini tazminat ve ulufe ödemeden terhis etmeye karar verdi. Mısır'ı ulufe ödeyebileceği Osmanlı kapıkulu askeri ve yeni Nizam-ı Cedid askeri ile idare edecekti. Fakat Arnavut asıllı başıbozuk askerler bunu kabul etmeyerek Kahire'de bulunan "defterdar" konağına hücum ettiler. Bunun üzerine Hüsrev Paşa, Arnavut birliklerine karşı, yeni kurulmuş olan Nizam-ı Cedid birliğini gönderdi.

Arnavutlar'ın üzerine gönderilen Nizam-ı Cedid askeri birliği başarısız oldu. Arnavut birliklerinin komutanı olan Tahir Paşa birliklerini surlardaki gediklerden geçirerek Kahire kalesine girdi. Bu kaledeki bataryalardan Vali Hüsrev Paşa'nın ikametini topa tutmaya başladı. Hüsrev Paşa emri altında bulunan kapıkulu birlikleri, maiyeti ve haremi ile birlikte Kahire'den kaçıp Dimyat'a geldi.

Burada bulunan Dimyat kalesini savunma için hazırlamaya başladı. Kahire'de bulunan, başıbozuk askerlerin komutanı Tahir Paşa Vali Kaymakamlığı görevine geçti. Tahir Paşa Kahire'de idareyi ele almakla beraber vergi hasılatının gelmemesi üzerine emri altında bulunan birliklere maaş ödeyemez hale geldi. Bu sefer Tahir Paşa'nın emrinde bulunan Türk askerler isyana geçtiler. Askerler Mısır vali konağını basarak Tahir Paşa'yı öldürdüler.

Mısır'da bulunan ordu üçe bölündü. Hüsrev Paşa emri altındaki birlikler savunma için Dimyat kalesine çekilmişlerdi. Kahire çevresinde bulunan Türk asıllı birlikler İskenderiye sancak beyi olan Ahmet Hurşid Paşa'yı Mısır valisi olarak kabul ettiler. Arnavut asıllı olan başıbozuk birlikler aralarında seçimle komutaya, bu birlikler içinde subaylık yapmış olan, Kavalalı Mehmet Ali'yi getirdiler. Bunun yanında geride kalan Kölemenler de ayrı bir grup oluşturup Gize'de yerleşmişlerdi.

Kavalalı Mehmet Ali'nin Arnavut birlikleri ile Kölemenlerden İbrahim Bey ve Osman Bey al-Bardisi anlaştılar. Kavalalı Mehmet Ali, Ahmet Hurşit Paşa'yı Mısır valisi olarak kabul etmiyeceğini bildirdi ve Kahire kalesini merkez olarak aldı.

Ahmet Hurşit Paşa Kahire civarına gelip Fransızların kaleye çevirdikleri el-Zelhir Camii'ne üslendi. Bunun üzerine Kavalalı Mehmet Ali Kahire kalesinden çıkarak bu müstahkem mevkiiyi kuşattı ve eline geçirdi. Ahmet Hurşit Paşa ve emrindeki Türk asıllı birliklerini esir aldı. Bunlardan Tahir Paşa'nın ölümüne neden olanlar idam edildi. Bir kısım Türk asıllılar Hüsrev Paşa'nın kalesi Dimyat'a kaçabildiler. Burada da Koca Hüsrev Paşa mali zorluklarla karşılaştı. Fakat halktan 90.000 riyal vergi topladı ve du­rumunu sağlamlaştırmaya çalıştı.

Kavalalı Mehmet Ali Kahire kalesini müttefiki Kölemenlere teslim etti. Ardından Hüsrev Paşa'nın savunma mevkii seçtiği Dimyat kalesi üzerine yürüdü. Kavalalı Mehmet Ali ve Arnavut birlikler Dimyat'ı ele geçirerek yağmaladılar. Hüsrev Paşa Abaza kalesine kaçmak zorunda kaldı. 1803 yılında bu kale Kölemen beylerinden Bardisi Bey komutasında birlikler tarafından kuşatıldı. Kurtulmak imkansız olduğu için Hüsrev Paşa ve emri altındaki birlikler teslim oldular. Hüsrev Paşa Kahire'ye getirildi. Koca Hüsrev Mehmed Paşa, bir aralık fırsat buldu ve Özbekiye'ye kaçtı. Fakat Arna­vutlar tarafından yakalanarak yeniden Kölemenler'e teslim edildi.

Kavalalı Mehmet Ali 8 ay sonra kölemenler aleyhine döndü ve Hüsrev Paşa'yı esaretten kurtardı. Kendisini Özbekiye vali konağında ağırladıktan sonra serbest bıraktı. Daha sonra Osmanlı Devleti İskenderiye Muhafızı Hursid Paşa'yı Mısır valisi olarak tayin etti. Böylece Hüsrev Paşa İstanbul'a dönebildi. Hüsrev Paşa Mısır'dan ayrılmadan önce Diyarbakır valiliğine atandı. Bir yıl sonra Selanik Valiliği'ne tayin edildi. 1806'da Bosna valisi, 1808'de ikinci kez Sela­nik valisi olarak görev yaptı. Koca Hüsrev Mehmed Paşa, 1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Silistre valisiydi.

Bu dönemde Varna valiliği ve seraskerliği kendisine verildi ve sefere gitmekle görevlendirildi. Hazı­ran 1810'da 6.000 kişilik ordusuylal Varna sınırına gitti. Ordusuna takviye için Avrupa usulerine göre yetiştirilmiş istikham mühendislerini de İstanbul'dan istedi.

Savaşta Ruslara karşı gösterdiği başarılar dolayısıyla büyük takdir gördü. 1811'de kaptan-ı deryalığa getirildi. Savaşın 28 Mart 1812'de Bükreş Antlaşması ile sona ermesine kadar Karadeniz'de Osmanlı donanmasına komutanlık yaptı. Savaştan sonra donanma ile Teke-ili bölgesinde çıkan bir isyanı kısa sürede bastırdı. Daha sonra Koca Hüsrev Paşa, kaptan-ı deryalık vazifesinden azledilerek Şubat 1808'de Trabzon valiliğine gönderildi. Ardından Anadolu'da çeşitli bölgelerde eyalet valilikleri yaptı.

1820'de Erzurum valisiyken Osmanlı-İran sınırında aşiretlerin faaliyetleri dolayısıyla çıkabilecek olası bir savaşa karşı hazır olmak için Şark seraskerliği görevine getirildi. Koca Hüsrev Mehmed Paşa'ya takviye olarak Sivas ve Gümüşhane'den yardımcı kuvvetler gönderildi. Bu güçlerle sınır aşiretlerine karşı harekete geçti.

Fakat Bayezid sancağı mutasarrıfını azlederek buraya kendi adamlarından birini tayin etmesi yüzünden bölgede isyan çıktı. Olaya aşiret­lerin de katılmasıyla isyan daha da büyüdü. Bu karışıklıktan istifade eden İran güçleri Osmanlılardan direniş görmeden Beyazid, Bitlis ve Erciş'i ele geçirdiler. Bunun sorumluluğu Babıali tarafından Hüsrev Paşa'nın yetersiz ordu komutanlığında bulundu ve Erzurum valiliği ile Şark seraskerliğinden azledildi. Kasım 1821'de ikinci kez Trabzon valisi yapıldı.

Bu sırada Mora'da Yunan İsyanı çıkmıştı. Koca Hüsrev Mehmed Paşa'nın denizcilik tecrübesi dolayısıyla 1823'de ikinci kez kaptan-ı deryalığa getirildi. Bu vazifesini 1827 yılına kadar sürdürdü. Mora isyancılarının Ege adaları ile bağlantıları başarıyla kesildi. Fakat isyanı bastırmak için Mısır'dan Kavalalı Mehmet Ali Paşa'dan yardım istemişti. Mısır Hidivliği kendi donamasını Mora'ya yolladığı gibi burada serdar olan Resid Paşa emrine 12.000 kişilik bir kara ordusu göndermeye karar verdi. Bu kara güçlerini Mora'ya getrime görevi Hüsrev Paşa'ya verildi.

İskenderiye'ye donanmayla giden Koca Hüsrev Paşa'yı eski rakibi Kavalalı Mehmet Ali Paşa görünüşte gayet iyi karşıladı. Osmanlı donanması İskenderiye'den aldığı Mısır birliklerini Mora'ya getirdi. Böylece Osmanlı-Mısır güçleri üstün duruma geldiler ve Yunanlı isyancıları Missolonghi'de kıstırıp bu kaleyi kuşatmaya aldılar. Fakat kuşatma sırasında Koca Hüsrev Paşa ile Kavalalı İbrahim Paşa'nın arası açıldı. 10 Nisan 1826 tarihinde bu kale düştü. Mısır Valisi olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Sultan II. Mahmud'dan Hüsrev Paşa'nın azledilmesini istedi. Sultan önce buna yanaşmadıysa da Mehmet Ali Paşa'nın ısrar ve tehditleri altında Şubat 1827'de Hüsrev Paşa'yı kaptan-ı deryalıktan azletmek zorunda kaldı.

Daha sonra Hüsrev Paşa Anadolu valiliğine tayin edildi. II. Mahmut Yeniçeri Ocağı'nı Vaka-i Hayriye adı verilen olayla 1826 yılında kaldırdı. Hüsrev Paşa yıllardır askeri reform taraftarı olarak bilinmekteydi. Kap­tan-ı deryalığı sırasında da donanmada bir Fransız öğretmenin idaresinde Batı usul­lerine göre bir nizamiye taburu yetiştir­misti. Bu nedenle Nisan 1827'de yeniçerilerin yerine kurulan ve düzenli bir ordu olan Asakir-i Mansure-i Muhammediye'nin seraskerliğine getirildi.

Sultan II. Mahmut bu ordunun kurulması ve eğitimi ile yakından ilgilendi. Hüsrev Paşa donan­mada yetiştirdiği nizamiye taburunu se­rasker kapısına nakledip burada diğer askerlerle birlikte yeni usul talim uygulamaya başladı. Bu talimler sultanın önünde de uygulandı ve padişah tarafından çok beğenilerek bütün orduya uygulanması emri çıkartıldı. Hüsrev Paşa askere başlık olarak kırmızı fes giydirmişti. Bu uygulama yeni ordunun tümünde kabul edildi. Sonradan kırmızı fes halk arasında da yayıldı.

Bu dönemde İngiltere, Fransa ve Rusya Yunanlıların bağımsızlığını istediler. Bu devletlerin gemilerinden oluşan bir filo 20 Ekim 1827 tarihinde gerçekleşen Navarin Deniz Savaşı'nda Osmanlı-Mısır donanmasını yaktı. Hüsrev Paşa kurulmakta olan yeni ordunun Rus ordusuna karşı gücünün yetmeyeceğini bilmekteydi. Bu nedenle Rusya ile savaşa girilmemesi taraftarıydı. Rus saldırısı gelinceye kadar barış siyaseti uygulamayı uygun görmüştü. Fakat Osmanlı Devleti Rus filosunun Navarin Muharebesi'ne katılmasını protesto etmek için Rusya'yla yapılmış olan Akkerman Antlaşması'nı iptal etti ve Çanakkale Boğazı'nı gemi geçişlerine kapattı.

Bunu savaş bahane sayan Rusya, Çar I. Nikolay Haziran 1828'de komutası altındaki ordularıyla Tuna Nehrini geçip Dobruca üzerine yürümeye başladı. Böylece 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı başlamış oldu. Rusya ordusu Şumnu, Varna ve Silistre kalelerini kuşattı. Rus donanmasının Karadeniz filosu desteğiyle 29 Eylül'de Varna Rus birliklerine teslim oldu.

Osmanlı ordusunun bu başarısızlığı Varna cephesi serdar-ı ekremi olan sadarazam Benderli Mehmed Selim Sırrı Paşa'ya atfolundu. 24 Ekim 1828'de Koca Hüsrev Paşa'nın tavsiyesiyle Sırrı Paşa serdar-ı ekremlikten azledildi. Yerine Darendeli Topal İzzet Mehmed Paşa sadrazam oldu. 28 Ocak 1829'de onu da azlettirip kendi yetiştirdiği eski kölelerinden biri olan Reşid Mehmed Paşa'yı sadrazam yaptırdı. Daha sonra Rus cephesi seraskeri olan Ağa Hüseyin Paşa'nın azledilmesini sağladı.

Şumnu Savunması gibi bazı başarılar gösteren Osmanlı ordusu 1829'da Ruslara karşı büyük yenilgilere uğradı. Rus orduları Balkanlarda Silistre'den başlayarak bütün önemli savunma mevkileri eline geçirmeye başladı. 25.000 kişilik bir Rus ordusu tüm Balkanları geçerek Burgaz ve Sliven'i ele geçirip Ağustos 1829'da Edirne'ye kadar geldi. Doğu'da Ruslar Ahıska, Ardahan, Posof, Erivan, Kars ve Erzurum'u ele geçirdiler.

Koca Hüsrev Paşa, Sultan II. Mahmut'a barış yapmaktan başka çare kalmadığını bildirdi. İstanbul'da devletin ileri gelenlerinin katıldığı bir meşveret meclisi yapıldı. Burada Yunanistan'a bağımsızlık verilmesine ve Rusya'ya büyük bir savaş tazminatı ödenmesine karar verildi. Bu sırada Edirne'ye kadar gelen Rus ordusu İstanbul ahalisini korkutmuştu. Koca Hüsrev Paşa İstanbul halkını silahlandırarak karşı koyma planları hazırladı. Savaş tutumuna karşı itirazlarda bulunanları "bozguncu" olarak nitelendirip idam ettirdi. 

Sonunda 14 Eylül 1829 tarihinde Osmanlı Devleti ile Rusya İmparatorluğu arasında Edirne Antlaşması imzalandı. Bu Osmanlı Devleti tarafından Küçük Kaynarca Antlaşması'ndan sonra imzalanmış şartları en ağır antlaşma oldu.

Bunun yanında Osmanlı - Mısır ilişkileri de ters gitmeye başladı. "Mısır Sorunu" adı verilen sorunlar ortaya çıktı. 1822'de Girit'deki Yunan isyanın bastırmak için destek sağlayan Mısır donanması ile bu isyanın bastırılmasından sonra Kavalalı Mehmet Ali Paşa kendisine vaad edilen Suriye valiliğinin verilmemesinden dolayı Babıali'deki Osmanlı hükümetine kırgındı.

Osmanlı hükümeti 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı için Kavalalı Mehmet Ali Paşa'dan takviye kuvvetler göndermesini istedi. Ancak Mehmet Ali Paşa aşırı şartlar ve isteklerde bulunarak bu yardımı sağlamaktan çekindi. Mehmet Ali Paşa, 1827 yılında Mora'da çıkan isyanı bastırmak için bu bölgenin valiliğini kendisine istemişti. 1828'de Mora Yunanistan'a verilince buraya karşılık Suriye valiliğini istedi. Mehmet Ali Paşa'nın genişleme siyasetinden çekinen Osmanlı Hükümeti bu isteği reddetti. Bu durum Mehmet Ali Paşa'nın Suriye'yi elne geçirmek bir bahane oldu. İstanbul'da Koca Hüsrev Paşa tavsiyesiyle sadrazam Topal İzzet Mehmed Paşa azledildi ve 28 Ocak 1829'da Reşid Mehmed Paşa sadrazam yapıldı.

1831 yılında Osmanlı Devleti Akka valisi olan Abdullah Paşa bu şehirde bulunan 6.000 kişinin askerlik yapmamak için Mısır'a kaçtığını ileri sürdü ve bunların Mısır Valisi olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa'dan iadesini istedi. Bu durumu Suriye'yi eline geçirmek için bir bahane sayan Kavalalı Mehmet Ali Paşa Akka'ya asker gönderdi. Mısır ordusu kaleyi 3 Kasım 1831'de kuşatmaya aldı. 1831'de Kavalalı Mehmet Paşa oğlu İbrahim Paşa komutası altında Mısır ordusunu Suriye'ye hücuma yolladı. Mısır donanması da İbrahim Yakan Paşa komutasında Yafa'ya çıkartma yaptı ve Kudüs'e yürüyüp bu şehri işgal etti.

Mısır ordusu çok geçmeden Filistin ve Lübnan'ın Akdeniz kıyılarını, Akka haricinde ele geçirdi.

Osmanlı Valisi Abdullah Paşa komutasında bulunan Akka Mısır güçlerinin kuşatmasına direnmeye başladı. Nisan 1832'de Hüsrev Paşa, Ağa Hüseyin Paşa'yı Anadolu serdar-ı ekremliğine tayin ettirdi ve emrine 45.000 kişilik bir ordu verildi. Bundan sonra Mısır ordusuna karşı yapılan her mücadelenin genel hatları İstanbul'da Serasker olan Koca Hüsrev Paşa tarafından organize edildi. 6 ay süren bir kuşatmadan sonra 27 Mayıs 1832'de Akka kalesi Mısır birliklerinin eline geçti. İbrahim Paşa ordusu daha sonra Şam'ı aldı. 8 Haziran'da Humus'ta bir Osmanlı ordusunu yenilgiye uğrattı. 17 Temmuz'da Halep'i ele geçirdi. 29 Temmuz 1832'de serdar-ı ekrem Ağa Hüseyin Paşa'nın ordusuna karşı Belen Geçidi'nde yapılan muharebede zafer kazandı.

30 Nisan günü Belen Geçidi Mısır ordusunun eline geçti. Ardından Mısır güçleri Çukurova'ya girdiler; 31 Temmuz'da Tarsus ve Adana düştü. Böylece Mısır ordusu Suriye'yi tamamen ele geçirdi. İbrahim Paşa Kahire'de bulunan babası Kavalalı Mehmet Ali Paşa'dan gelecek emirleri beklemek için ordusunun harekatını durdurdu.

Hüsrev Paşa yeni bir Osmanlı ordusuna serdar-ı ekrem olarak Sadrazam Resid Mehmet Paşa komutasında Anadolu'ya gönderdi. Bunun üzerine harekete geçen İbrahim Paşa, ordusuyla birlikte Torosları geçerek Anadolu'ya geldi. İki ordu 21 Aralık 1832 tarihinde Konya ovasında karşılaştılar. Konya Muharebesi'nde Osmanlı Ordusu ağır bir yenilgi aldı ve sadrazam Reşid Mehmed Paşa esir düştü.

Osmanlı ordusundan kalanlar Kütahya'ya çekildi. Osmanlı Devleti aldığı yenilgilerin ardından Büyük Britanya ve Fransa'dan yardım istemek zorunda kaldı. Fransa Mehmet Ali Paşa'yı desteklemekteydi. İngiltere ise Osmanlı'nın iç işlerine karışmak istemediğini belirtip beklenen yardımı yapmadı. Bunun üzerine Ruslardan yardım istendi. 8 Temmuz 1833 tarihinde Ruslarla karşılıklı yardımlaşma ve saldırmazlık antlaşması mahiyetindeki Hünkâr İskelesi Antlaşması imzalandı. Rus donanması İstanbul'a gelip Büyükdere'de demir attı. Sultan II. Mahmud Büyükdere'de demir atan Rus donanmasını gezmeye gittiği zaman geceyi Koca Hüsrev Paşa'nın Emirgân'daki yalısında geçirerek kendisine büyük iltifatta bulundu.

Rusya'nın bu antlaşmayla kazandığı haklar ve bu antlaşmanın gizli maddeleri Büyük Britanya ve Fransa hükümetlerini çok kuşkulandırdı. "Büyük Güçler" devletleri olarak doğrudan doğruya Osmanlı Devleti ile ona hala hukuken tabi olan Mısır valisi arasında "dürüst arabulucu" rolü oynamaya başladılar. Kütahya'da yapılan müzakerelerden sonra 14 Mayıs 1833'de Kütahya Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma her iki tarafı da memnun etmemişti.

Mısır ordusu karşısında alınan ağır yenilgilerin ardından Serasker Koca Hüsrev Paşa sorunu ortadan kaldırmak için çareyi Avrupa'dan as­keri öğretmenler ve müşavirler getirme­kte buldu. Prusya ordusundan İstanbul'a gelen müşavirler arasında o zaman genç bir subay olan, Karl Bernhard von Moltke de bulunuyordu. Moltke 1835-1839 yılları arasında Osmanlı ordusunda öğretmenlik ve müşavirlik yaptı.

Bu dönemde hatıralarını Moltke Briefe aus der Türkei (Türkiye'den Mektuplar) adı ile yazıp bastırmıştır. Bu kitapta Koca Hüsrev Paşa ile ilgili geniş bilgiler de verilmektedir. Haziran 1837'de Sultan II. Mahmut Koca Hüsrev Paşa'yı seraskerlik görevinden azletti. Bunun Koca Hüsrev Paşa'nın kendisinin yanında küçükten yetiştirdiği ve onun vasıtasıyla sultanın damatları olan Damat Gürcü Halil Rifat Paşa ile Damad Mehmed Said Paşa tarafından hazırlanan entrikalarla planlanıp uygulandığı kabul edilmektedir. Emirgan'da bulunan sahil yalisında inzivaya çekilen Koca Hüsrev Paşa'ya 60.000 kuruş emeklilik maaşı bağlandı. Fakat çok geçmeden yeniden devlet idaresine döndü. Kendisine şeyh-ül vüzera unvanı verildi. 1838'de Meclis'i Vala-i Ahkam-ı Adliye reisliğine tayin edildi.

24 Haziran 1839 tarihinde yaşanan Nizip Muharebesi'nde Osmanlı Devleti'nin yenildiği haberini ölüm döşeğinde alan II. Mahmud, 1 Temmuz 1839'da vefat etti. 2 Temmuz 1839'da Koca Hüsrev Mehmed Paşa sadrazam oldu. 2 Temmuz 1839 - 8 Haziran 1840 arasında 11 ay 7 gün sadrazamlik yapmıştır. Fakat Hüsrtev Paşa'nın sadrazam oluşu Osmanlı Devleti'nin durumunu daha da kötüleştirdi. Mısır ordusu tüm Filistin ve Suriye kıyılarını ele geçirdi. Osmanlı donanması kaptan-ı deryası olan Ahmet Fevzi Paşa ile Hüsrev Paşa birbirlerine düşmandılar. Donanmayla Ege Denizi'nde olan Ahmet Fevzi Paşa İstanbul'a çağrıldı.Kaptan-ı derya İstanbul'a vardığında katledileceğinden korktu. Emrindekilere nereye gideceğini söylemeden tüm Osmanlı donanmasını Mısır'a yöneltti. Temmuz 1839'da İskenderiye'de demirleyerek tüm donanmayı Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya teslim etti. Bunun sonucunda Osmanlı-Mısır ilişkileri daha da gerildi.

Daha sonra Avrupa Büyük güç (Devlet-i Muazzama) devletleri arasında yapılan toplantıda Osmanlı Devleti'ne ortak bir nota verildi. Ayrıca Mısır Sorunu'nun kendilerine danışılmadan çözümlenmeye çalışılmamasını istediler. Osmanlı Devleti hariciye nazırı Koca Mustafa Reşid Paşa'ydı. Reşid Paşa, Mısır Sorunu'nun çözümü için Avrupa devletleri ile görüşmeler gerçekleştirdi.

Görüşmeler sonucunda Osmanlı Devleti hizmetlerinin ıslah edilerek bir reform paketi uygulanması gerektiği ortaya çıktı. Tutucu olan sadrazam Koca Hüsrev Paşa reformlar aleyhindeydi. Mustafa Resid Paşa yeni tahta geçmiş olan genç padişah Abdülmecid'i yeni reformları uygulamaya ikna etti. 3 Kasım 1839 tarihinde Koca Mustafa Resid Paşa Gülhane Parkı'nda ''Tanzimat Fermanı'' veya "Gülhane Hatt-ı Şerif-î'ni okuyarak "Tanzimat-i Hayriye (Hayırlı Düzenlemeler)" olarak anılmaya başlayan reform paketini açıkladı. Böylece Tanzimat Dönemi başlamış oldu. Bu uygulamalardan rahatsız olan Koca Hüsrev Paşa 8 Haziran 1840'da sadrazamlık görevinden azledildi. Yerine üçüncü kez Mehmet Emin Rauf Paşa sadrazam oldu.

Koca Hüsrev Paşa sadrazamlıktan ayrıldıktan sonra Emirgan'da olan yalısında mecburi olarak ikamete mecbur edildi. Hakkında çeşitli konularda, genellikle rüşvet almak yüzünden, davalar açıldı. Bu davalarda çeşitli konularda suçlu bulundu. Devlet işlerinin kendisine verilmemesi; vezirlik rütbesinin geri alınması ve iki yıl süreyle Tekirdağ'da iç sürgüne gönderilmesi gibi cezalar aldı.

Koca Hüsrev Paşa 1 yıl Tekirdağ'da sürgünde kaldıktan sonra 1841 yılında yaşlılığı nedeniyle Sultan Abdülmecid tarafından affedildi. 30 Aralık 1845'de Abdülmecid huzurunda yapılan yeni yıl merasimine davet edildi. Yaşına hürmeten kendisine sadrazamlara verilen bir nisan takdim edildi. Devlet protokolünde sadrazam ve şeyhülislam sırasında durmasına izin verildi. Ocak 1846'da Meclis-i Aliye'ye alındı ve seraskerlik görevi ikinci kez kendisine verildi.

Koca Hüsrev Paşa önce Rıza Paşa'ya yakın olan kimseleri ayıklayıp görevlerinden almaya başladı. Üsküdar'a nakledimiş bulunan seraskerlik binasını yeniden Bayezid'deki eski saraya (günümüzdeki İstanbul Üniversitesi merkez binasına) nak­lettirdi. Seraskerliği yine Hassa müşirliğiyle birleştirdi. Devlet memurluklarında önemli değişiklikler yapmaya koyuldu. Kendisinin ilk seraskerlikten azledildikten sonra kendisine rüşvet suçu yükleyenlerden intikam almak istemekteydi. Bu nedenle seraskerlikten ayrı kaldığı yıllara ait kamu hesaplarını ayrıntıları ile incelemeye koydurdu. Bu incelemeler sonucunda özellikle eski rakiplerinin mesul olduğu hesaplardaki büyük yolsuzlukları ortaya çıkardı.

Bu yol­suzluklar dolayısıyla eski rakiplerini ve taraftarlarını elimine etmekteyken, kendisini tutan kişileri devlet içinde önemli mevkilere getirtti. İstanbul muhafızlığı o zamana kadar seraskerliğe bağlıydı. Bu kurum yerine zaptiye müşirliği kurumunu kurdurdu. Temmuz 1846'da Osmanlı devletinin Mısır valisi olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın İstanbul ziyareti sırasında Koca Hüsrev Paşa onunla çok samimi görüşme yaptı.

28 Eylül 1846 tarihinde sadrazam Mehmed Emin Rauf Paşa'nın azliyle Koca Mustafa Reşit Paşa sadrazamlığa getirildiği zaman seraskerlik görevleri alındı ve sadece Meclis-i Aliye üyeliğinde kaldı. Son yıllarını Emirgan'daki sahil konağında geçiren Koca Hüsrev Mehmed Paşa, 3 Mart 1855 tarihinde 86 yaşında hayatını kaybetti.

Evlatlık yetiştirmesi

Koca Hüsrev Mehmed Paşa, aralarında sonradan sadrazam olacak İbrahim Ethem Paşa'nın da bulunduğu yüz kadar çocuğu küçük yaşta evlatlık alarak yetiştirmiş ve önemli mevkilere getirmiştir.

1827 yılında 27.000 asker sayısına ulaşan Asakir-i Mansure-i Muhammediyye Ordusu'nun subay kadrosu içinde Hüsrev Paşa'nın 70-80 kadar evlatlığı çekirdek bir grup oluşturmaktaydı. Himayesinde yetiştirdiği çocuklardan biri olan Topal İzzet Paşa sonradan Kaptan-ı Derya olmuştur.

Eserleri

Koca Hüsrev Paşa'nın seraskerlik döneminde Mekteb-i Harbiye, Sultan II. Mahmud'un fermanıyla 1834 yılında kurulmaya başlandı. Bu eğitim kurumu 1 Temmuz 1835'te Maçka'da padişahın da katıldığı bir törenle eğitim ve öğretime başladı.

Yine seraskerlik döneminde Silistre ve İstanbul'da iki süvari alayı oluşturdu ve bunların eğitimine büyük paralar harcandı. Koca Hüsrev Paşa aynı zamanda, bir Tunus-Cezayir yolculuğu sırasında ahalide gördüğü fes giyme adetini Osmanlı Devleti'ne tanıtan ve fesin kabulünü sağlayan kişidir.

Hüsrev Paşa büyük servet sahibi olmuştu ve 1854'de tanzim edilen vakfiyesi göre bu servetinde 1 milyon kuruşluk bir fon ayırarak çeşitli vakıf ve hayır kurumlarına vermişti. Bu fonun faiz gelirinin yaptırdığı hayrat için bakım, tamir masrafları ve bu hayratlarda görevlilerin maaşlarına harçedilmesi öngörülmüştü.

Bu vakıfların başında Istanbul Eyüp ilçesinin "Merkez Mahallesi" "Bostan Iskelesi Sokağı" ile "Boyacı sokağı" üzerinde bulunan şahsi türbesi, tekke, "Hüsrev Paşa Kütüphanesi" ve "Hüsrev Paşa Külliyesi" gelmektedir. Külliyenin değişik kısımları değişik tarihlerde yapılmıştır.

Hüsrev Paşa; Çengelköy, Baklalı Köy, Has Köy ve Küçükçekmece'de dört çeşme yaptırmıştır.

Vakfiye faiz gelirinden muhtelif camilerdeki imam, müezzin ve vaizlere, Edirnekapı dışındaki Nakşıbendi tekkesi dervişlerine ve bazı kendi ka­pı halkına maaş bağlanmıştı.
Koca Hüsrev Paşa'nın gönderdiği bazı mektuplar özel sekreteri olan "Çobanzade Halil" tarafından toplanmış ve Muntehabat-Müftide-i Müktatebe adı ile yazma eser olarak yayınlanmıştır.