Kazım Koyuncu

Karadenizli şarkıcı Kazım Koyuncu kimdir?

Kazım Koyuncu 7 Kasım 1971 tarihinde Artvin'in Hopa ilçesinde dünyaya geldi. 

1980 senesinde İstanbul'a taşınan Koyuncu, çok küçük yaşlarında müzik ile ilgilenmeye başladı.

Müzik kariyerinin başlarında, amatör olarak Rock müzik yapmaya başladı. 

Lise mezuniyetinden sonra, İstanbul Üniversitesi'nde eğitimini sürüren koyuncu, Siyasal Bilgiler Fakültesi'ndeki eğitimini müzik kariyerine yoğunlaşabilmek için noktaladı. 

1990'lı yılların başında, bir grup arkadaşıyla birlikte, küçük mekanlarda konserler vermeye başladı.

1990 yılında Çağdaş Sanat Atölyesi’nin etkinliklerinde yer aldı. Burada sahneye konan "Faşizmin Korku ve Sefaleti" adlı oyunun müziklerini yaptı.

1991 senesinde Ali Elver ile birlikte kurduğu ve müziğe başladığını söylediği "Grup Dinmeyen" dönemini de yine bir röportajında: "Özgün müzik denen, protest denen tarzda müzik yapmayı amaç edinen bir grup kurduk ama kısa zamanda elektrik gitarı sokmaya başladık. Dağıldık, toplandık falan çok uzun sürdü." diyerek dile getirdi.

Grup dağıldıktan sonra kariyerine solo şekilde devam eden Koyuncu'ya, 2004 senesinin Aralık ayında testis kanseri teşhisi kondu. 25 Haziran 2005 tarihinde tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. 

Sözleri:

-Trabzonspor’u tutmak sadece o yörenin çocuğu olmakla açıklanabilecek milliyetçi bir davranış değildir. Benim için Trabzonspor, en güçlülere karşı koyan ve herkesi yenen hayali kahramandı. Öyle bir kahramandı ki statükoyu bile devirmişti.

-Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar 'a, ateş hırsızlarına, Ernesto "Çe" Guevara'ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya."

-Devrimi düşlüyorsan ona göre yaşarsın. Yürüyüşün farklı olur. Bakkala, manava başka türlü davranırsın. Bunun için sana kimse puan yazmaz tabii; ama anlarlar. Orada birisi farklı yürüyordur.

-Bir şey ürettim ben, üç beş kişilik şey değil, sevgi denen şey herhalde.

-Bütün dünyanın, bütün toprakları hepimizindir. Bütün şarkılar, dünyadaki tüm insanlarındır. Tüm topraklarda memleketimizdir.

-Ben bir müzisyenim, ondan sonra biraz Karadenizliyim; ama hepsinin ötesinde ben bir devrimciyim. Ve gerçekten doğru bildiğim bir şeyi en azından çok zorlanırsam ortaya koymaktan çekinmem.

-O çayı içen biri geri zekâlıdır... Ben kendi zekâmla ve felsefemle ölümü, hayatı uzatabilirim, kısaltabilirim, her şeyi yapabilirim. Peki benim köyümdekiler, anasının kuzusu çocuklar, 16 yaşındaki kız o neyi düşünsün, hangi felsefeyi düşünsün? Onun annesi hangi felsefeyle acısını yumuşatsın? Sen kimsin, o acıları onlara tattırabiliyorsun? Bu ülkenin politikacılara, yalancılara ihtiyacı yok. Kendi onuruna sahip çıkmış, kendi kişiliğine sahip çıkmış haline ihtiyacı var.

-Beni radyasyon değil, Türkiye'deki sistem kanser etti.

-Çok fiyakalı bir hastalığa yakalandım baba...

-Her şeye rağmen yeryüzünde şarkılar söyledik...

 

Albümleri

Viya! 

Hayde

Dünyada Bir Yerdeyim