IV. Murat

17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesi, Fatîh-i Bağdad IV. Murat kimdir?

Sultan I. Ahmet'in Mahpeyker Kösem Sultan'dan 27 Temmuz 1612 tarihinde İstanbul'da dünyaya gelen oğlu olan IV. Murat, tahta çıktığında 11 yaşını 1 ay geçmişti. O kadar genç yaşta tahta çıkmıştır ki; sünnet töreni dahi padişah olduktan sonra yapılmıştır. 

II. Osman (Genç Osman) yeniçeriler tarafından kaçırıldıktan ve Kara Davut Paşa tarafından cânîce infaz edildikten sonra ikinci kez tahta çıkan I. Mustafa, aklî dengesinin yetersiz olması sebebiyle fetva ile tahttan indirildi ve yaklaşık 15 sene sonra Topkapı sarayındaki odasında irtihal etti. 

I. Mustafa'nın hal'inden sonra 11 yaşında tahta çıkan IV. Murat, henüz çocuk yaşta olduğu için devletin idaresini yaklaşık 8 sene Kösem Sultan ve devlet ricâli üstlenmiştir. 

 

KÖSEM SULTAN İKTİDARI ve ANARŞİ DEVRİ

1623 senesinden yaklaşık 1632'ye kadar devam eden bu süre içerisinde yeniçeriler çok fazla şımarmış, padişahın huzurunda devlet adamı katletmeye kadar işi vardırmışlardı. 

Osmanlı'da rüşvet ve yolsuzluk had safhaya ulaşmış, sırf bu yüzden devletin hazinesi bile tükenmiş, ocaklara cülûs bahşişi bile verilemeyecek duruma gelinmişti. Durum o kadar vahimdi ki, Enderûn'daki altın ve gümüşler Darphâneye gönderilerek cülûs bahşişi verilmeye çalışılmıştır.

Yaklaşık üç kıtaya hükmeden Osmanlı'nın itibarı da sarsılmaya başlamıştı. İçeride Abaza Paşa isyanı, dışarıda İran'ın Bağdat'ta çıkardığı ve askerlerle desteklediği isyanlar devleti zor duruma sokmaktaydı. 

Osmanlı İmparatorluğu'nun böylesine sıkıntılı döneminde devlete hükmeden maalesef ki padişah değildi. Lâkin ilerleyen dönemlerde yavaş yavaş yönetimi eline almaya başlayacaktı. 

IV. Murat'ı tahta çıkaran Sadrazam Kemankeş Ali Paşa, bu başarısıyla adeta gururlanmış ve bu forsunu kullanarak suistimallere, devleti sömürmeye başlamıştı. Bu şımarmayı ve suistimalleri fark eden Şeyhülislam Yahya Efendi, padişaha bizzat Sadrazam'ı şikayet etmiş ve zorbalıklarını açıklamıştı. 

İfşa olduğunu öğrenen Sadrazam Kemankeş Ali Paşa, türlü oyunlarla Şeyhülislam Yahya Efendi'yi koltuğundan etmiş ve yerine daha söz geçirilebilir birini oturtmuştu.

İlerleyen zamanlarda bu sadrazam, Bağdad'ın İran tarafından işgal edildiğini de yalan söyleyerek padişahtan gizleyince, IV. Murat'ın sabrı taşmış ve yönetimi yavaş yavaş eline aldığını göstererek Kemankeş Ali'nin idam fermanını vermiştir. Devleti bunca zarara soktuktan sonra idam edilen Kemankeş Ali'nin yerine tecrübeli devlet adamı Kubbealtı veziri Çerkes Mehmet Paşa getirildi. 

Çerkes Mehmet Paşa, Abaza Mehmet Paşa'nın isyanını bastırmak için üzerine hareket ettiği sırada, yolda vefat etti. Böylece yerine Hâfız Ahmet Paşa getirildi. 

Ahmet Paşa, Abaza Mehmet Paşa'nın üstüne gidecekken, Abaza Mehmet Paşa'nın affedilmesi üzerine Bekir Subaşı'nın Bağdat'ta çıkardığı isyanı bastırmak için hareket etti. Lâkin komutanlığının yeterli bulunmaması üzerine görevinden alındı.

Bu sırada, İran Şahı Şah Abbas Bağdat’ı rahat bırakmıyor, isyanı git gide körüklüyor ve askerlerle teşvik ediyordu. İlerleyen zamanlarda bu isyanı, işgale tebdil eden Şah Abbas’ın üzerine Hüsrev Paşa yürüdü. Gücünü yeniçerilerden alan ve “Ne yapıyorsam emniyeti sağlamak için yapıyorum!” diyerek zulmeden birisiydi. Bu seferi sonucunda da Bağdat’ı alamadı ve azledildi. (Görevinden alındı)

Hafız Ahmet Paşa, Hüsrev Paşa’nın yerine görevlendirdi. Bu sefer sadece Bağdat sorunu ile değil, aynı zamanda Tokat’taki görevinden uzaklaştırılmış sadrazam ve işbirlikçi Damat Recep Paşa ile uğraşmak zorundaydı.

İlk önce Tokat’taki problemleri çözmek isteyen Hafız Ahmet Paşa, Bağdat ile uğraşmaya fırsat bulamayarak şehit düştü. IV. Murat’ın “Zorba Başı” olarak nitelendirdiği Damat Recep Paşa, yeniçeri ve kapıkulu sipahilerine isyan ettirdi ve bazı bilgilere göre bu isyanı Kösem Sultan’da desteklemekteydi. (Ahmet Akgündüz)

Hafız Ahmet Paşa, padişahın gözü önünde isyancılar tarafından katledildi.

Bu olaydan sonra, halen devletin ipleri tam olarak IV. Murat’ta olmadığı için zorba başı Recep Paşa sadrazam oldu. İsyan halen devam etmekteydi ve padişahtan istekleri bitmiyordu. İstekleri üzerine Şeyhülislam görevinden alındı. Veliaht şehzade Bayezid padişah yapılmak istendi ama başarılı olunamadı.

Bu olaylardan sonra artık 21 yaşına gelmiş olan padişah ipleri eline almaya başlamıştır.

18 Mayıs 1632 tarihinde, Recep Paşa’yı idam ettirdi. Bundan sonra, isyancılar Sultanahmet meydanında toplandı ve her zamanki gibi anarşist bir tavır takındılar.

Sultan IV. Murat, devlet ricâlini ve alimleri toplayarak askerlerin huzurunda halka da açık bir şekilde, Prof. Dr. Ahmet Akgündüz’ün tabiriyle “ Tarihî Nutkunu Îrâd Eyledi.”

Devletin her kademesine anarşinin ve düzensizliğin sızdığını, ordunun savaştan soğuduğunu, askerlerin siyaset yapmaması gerektiğini, koskoca Devlet-i Aliyye’yi bir avuç zorbaya yedirmeyeceğini söyleyerek şunları ekledi; “Allah’a, Onun Peygamberine ve sizden olan ûlül emr’e itaat ediniz. (Âyet-i Kerîme) Habeşli bir köle dahi olsa, başınızdaki alimlere itaat ediniz. (Hadîs-i Şerif) Sizin sadakatiniz şu vakit doğrudur ki, aranızda tefrikaya mahal vermeyesiniz. Aranızdaki müfsidleri barındırmayasınız. Allah’ın emrine ve Resûlullah’ın hadisine aykırı hareket edenleri desteklemeyesiniz. Ben ki, halifeyim, bana itaat etmeyip celaliler ve hariciler mesabesindeki eşkıyaları desteklerseniz, memleketin hali ne olur?”

Bu konuşmadan etkilenen halk padişahı destekleyen sloganlar atmış ve Sultan IV. Murat artık resmen devletin iplerini eline almıştır.

 

SULTAN IV. MURAT’IN İKTİDARI ve DEVLETİN TOPARLANMASI

Sultan IV. Murat’ın ilk icraatı II. Osman’ın (Genç Osman) şehadetine sebebiyet veren isyankar anarşistlere son vermek oldu. Birçok eşkıya reisleri, hızlı bir şekilde idam edildi.

1633 senesinde İstanbul’da çıkan ve şehrin önemli bir kısmını mahveden büyük İstanbul yangınından sonra Şeyhülislam Hüseyin Efendi’den fetva alınarak tütün ekmek ve içmek yasaklanmıştır. Bu yasaklara uymayanlar, devlete ihanet ile suçlanmış ve gerçekten katı bir şekilde cezalandırılmıştır. Aynı zamanda alkole tamamen yasaklanmış ve bu yasağa uymayanlar da cezalandırılmıştır.

Sadece tütün ve içki yasak edilmemiş, o dönemde anarşistlerin toplantı yeri haline gelen kahvehâneler yıkılmıştır. Yasaklara rağmen kahvehâne işleten, içki içen ve satan, tütün eken, içen ve satanlar ağır şekilde cezalandırılmıştır. Bu dönemde yaklaşık 20.000 kişinin idam edildiği düşünülmektedir.

Devletin içine saplandığı anarşi pisliğini temizlemek için atılan bu adımlarda, maalesef bazı masum insanların da canı yanmıştır. Sultan IV. Murat’ın tahta çıktığı dönemin şartlarını, devletin ahvâlini göz önünde bulundurduğumuzda, anarşiye karşı bu kadar sert tedbirlerin alınması normal karşılanmalıdır.

 

BAĞDAT FATİHİ SULTAN IV. MURAT

Sadrazamların Şah Abbas üzerine yürüyüp de Bağdat sorununu çözememesinden dolayı, Sultan IV. Murat bizzat Bağdat üzerine iki sefer düzenlemiştir. Düzenlediği seferlerin ilki, Revan Seferi olarak bilinmektedir. 1635 senesinde düzenlenen bu sefer sonrasında, Revan alınmış, Tebriz dolaylarına da seferler düzenlenmiş ve on ay sonra memlekete dönülmüştür.

İkinci sefer ise Bağdat Seferi olarak bilinmektedir. 1638 senesinde düzenlenen bu sefer sonrasında Bağdat Şah Abbas işgalinden kurtarılmış ve tekrar Osmanlı devletine katılmıştır. Yürütülen görüşmeler sonrasında Kasr-ı Şirin Antlaşması imzalanmış ve Tebriz ile Azerbaycan İran’da, Bağdat ve civarı Osmanlı’da kalmıştır.

 

IV. MURAT’IN KİŞİLİĞİ

IV. Murat uzun boylu, kalın kemikli, biraz şişman olsa da çevikti. Birçok tarihçinin ittifakıyla, yayını çektiği ok, tüfek mermisi kadar hızlı ve sert giderdi. Hammer demektedir ki; “Attığı ciridin delemeyeceği madde yoktur.”

Hastalık derecesinde atlara düşkündü. En sevdiği hayvan atlardı.

Devrinin en önemli üstadlarından okçuluk öğrendi. Kendisine hediye gelen “kurşun ve kılıç kâr eylemez” denilen gergedan derisiyle kaplanmış kalkanı, hediyeyi getiren elçinin gözleri önünde mızrak ve ok atışlarıyla iki yerinden deldi.

Bir gün, İstanbul Üniversitesi Merkez Binası civarından attığı bir ciritle, Bayezid Camii minarelerinin altındaki hedefi vurduğu da yine tarih kaynaklarında geçmektedir.

Sultan IV. Murat, devletin iplerini eline aldıktan sonra ecdadın koyduğu kural  ve kanunlara tam anlamıyla bağlı kalmadı. Çoğu konuda kendi kanunlarını koydu. Yaygınlaşan zulümleri ve zalimleri ortadan kaldırmak için çok sert davrandı. Maalesef, eşkıyayı bitirmek için hareket ederken, bazen mazlumları üzdü.

Hem askerlik, hem de siyasî açıdan büyük galebe kazandı. Büyük bir asker ve diplomat olduğunu söylemek mümkündür. Prof. Dr. İlber Ortaylı’ya göre, 17. yüzyılın en büyük mareşaliydi.

Her ne kadar hiddetli bir hükümdar olsa da, haklı söze kızmazdı. Özellikle ilim adamlarının haklı tenkidlerine sevinirdi.

Sultan IV. Murat, Cumhuriyet dönemi kulaktan dolma tarihçilerinin dediği gibi içki ve kadın düşkünü değildir. Gençlik döneminde etrafında bulunan ve sürekli kendisini kışkırtan arkadaşları yüzünden içki içmiş olabileceği, lâkin ilerleyen safhalarda tevbe edip bu hataya bir daha düşmediği tarihçiler arasındaki yaygın kanıdır.

 

VEFATI

Sultan IV. Murat, Revan Seferi sırasında rahatsızlandı. Savaş’tan galip gelen padişah, İstanbul’da halk tarafından büyük ve coşkulu bir şekilde karşılandı. Nikris hastalığına tutulmuş olan padişah, bütün tedavilere rağmen Ramazan Bayramı’nın ikinci günü yatağa düştü ve 8 Şubat 1640 tarihinde henüz 28 yaşındayken hayatını kaybederek Rabb’ine yürüdü.

Yerine Sultan I. Ahmet’in oğlu, IV. Murat’ın kardeşi I. İbrahim geçti.