II. Bayezid

II. Bâyezîd, Sultân Bayezid-î Velî veya Bayezîd-i Sânî, Osmanlı İmparatorluğu'nun sekizinci padişahıdır.

ŞEHZADELİK DÖNEMİ

II. Bayezid'in doğum tarihi ihtilaflıdır. Elimizdeki en güvenilir kaynaklara göre Aralık 1447 olduğunu söyleyebiliriz.

Doğum yeri, bugün Yunanistan sınırları içindeki, o zamanlarda ise Edirne'ye bağlı bir kaza merkezi olan Dimetoka'daki Dimetoka Sarayı'dır.

İstanbul fethedildikten sonra, Şehzade Bayezid 7 yaşlarındayken Hadım Ali Paşa rehberliğinde Amasya’ya vali oldu.  Burada o dönemin en ünlü âlimlerinden dersler aldı ve padişah olacak şekilde yetiştirildi.

O zamanlarda Amasya, bir eğitim ve kültür merkeziydi. Devrin en meşhur âlimlerinden dersler aldı ve Fıkıh Usûlü, Fıkıh, Tefsir Usûlü, Tefsir, Hadis Usûlü, Hadis, Sarf, Nahiv, Kelam gibi İslâmî ilimlerin pek çoğunu öğrendi. İslâmî ilimler alanında ders aldığı hocalarından birisi de Şeyh Yavsi - Hünkar Şeyhi olarak bilinen aynı zamanda Bayramî tarikat şeyhi de olan meşhur  Muhyiddîn Mehmed-i İskilibî olmuştur.

Şehzade Bayezid, İslâmî ilimlerin yanı sıra matematik ve felsefe eğitimi de aldı. Ayrıca Şeyh Hamdullah'tan da hat dersleri aldı. Arapça ve Farsçanın yanı sıra; Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini de iyi seviyede öğrendi.

Şehzade Beyazid sancakbeyi olarak 27 yıl Amasya'da ikâmet etti. Bu görevde bulunduğu zamanlarda 1473 senesindeki Otlukbeli Savaşı'nda sağ kol kumandanı olarak görev aldı. Ayrıca 1479 senesinde İran'dan gelen tüccarların malları yağmalandıktan sonra üzerine, Şehzade Bayezid’in vali olarak gönderdiği kuvvetler Torul ve çevresini Osmanlı topraklarına kattı.

Fakat genellikle Amasya sarayında Tasavvufî, yarı şairane bir yaşam sürdüğü bildirilip bu arada Afyon şehriyle bağlantısını da kesmediği söylenmektedir.

 

TAHTA GELİŞİ VE CÜLUSU

Fatih Sultan Mehmet'in 4 Mayıs 1481 tarihinde Gebze yakınlarında -kahir ekseriyete göre- zehirlenerek beklenmedik bir şekilde vefat etmesi üzerine Sadrazam Karamanlı Mehmed Paşa, Bayezid ve Bayezid'in kardeşi Cem Sultan'a hızlı bir şekilde ulak gönderdi. Fakat Cem Sultan, kendisine gönderilen haberci yolda, Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından yakalanarak alıkonduğu için babasının ölüm haberini Bayezid’den çok sonra öğrendi. Bu arada Bayezid'in tarafını tutan yeniçeriler, İstanbul'da isyan çıkarmış, Cem Sultan taraftarı Karamanlı Mehmed Paşa'yı 4 Mayıs 1481'de öldürmüş ve Bayezid'in oğlu Şehzade Korkut'u babasına vekâleten tahta çıkarmışlardı.

Babasının vefatını öğrenen ve devlet büyüklerinin acele başkente gelmesi hakkında gönderdikleri mektupları alan II. Bayezid, beraberinde 4.000 kişiyle Amasya'dan yola çıktı ve  9 günde Üsküdar'a ulaştı. Ertesi gün oğlu Şehzade Korkut'tan saltanatı resmen teslim alıp 22 Mayıs1481 tarihinde Osmanlı tahtına çıktı.

II. Bayezid ilk olarak kapıkullarına üçer bin akçe cülus bahşişi dağıttı ve yeniçerilerin ulufelerini 5 akçeye çıkarttı.

CEM SULTAN ve II. BAYEZİD’İN TAHT KAVGASI

Cem Sultan ve diğer adıyla şehzade Cem, ağabeyi Bayezid’in padişahlığını reddetti. Bu olay sonrası Osmanlı Devleti uzun sürecek ve sonunda Avrupa’nın da müdahale edeceği bir kavgaya ev sahipliği yapmış oldu.

II. Bayezid, İstanbul'da tahta çıktıktan sonra Cem Sultan 4.000 askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid'in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusuna savaş açtı. Cem Sultan bu savaşı kazandıktan sonra, Bursa'da kendi adına hutbe okutup ve para bastırdı. Böylece resmen hükümdarlığını ilan etmiş oldu.

Bursa'da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi. Daha sonra II. Bayezid'e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Bu teklife göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan'a verilecekti. Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı. Osmanlı Devleti'nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan’a destek çıktılar.

1481 senesinin Haziran ayında II. Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında savaşıp yenilen Cem Sultan önce Konya'ya kaçtı. Konya'da yeterince destek bulamadıktan sonra Tarsus'a geçti. Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzere  Kahire'ye giden Cem Sultan, Kahire'de büyük ilgi gördü ve orada kaldığı süre içerisinde Mekke'ye giderek hac vazifesini ifa etti. Bu dönemde, ağabeyi II. Bayezid, Cem Sultan’a tahttan vazgeçmesi halinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etse de, o bu teklifi kabul etmedi ve eski Karaman Beylerinden aldığı yardımla tekrar bir ordu toplayıp, 27 Mayıs 1482 tarihinde Konya'yı kuşattı. 

Bu savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara'ya kaçtı. Ankara'da da kalmayıp 1482 senesinde otuz kadar adamıyla birlikte Rodos'a geçti. 29 Temmuz 1482 tarihinde Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d'Aubusson tarafından şaşalı bir törenle karşılandı. 

Burada bir ordu toplayıp hak iddia ettiği tahtı ele geçirme planları yapan Cem Sultan, bir daha hiç eskisi gibi rahat bir hayat süremedi. Avrupa’nın eline düştükten sonra, Osmanlı’yı bitirme arzusunda olan Papa VIII. Innocentius, Cem Sultan’ı kullanmak istiyordu. Cem Sultan, önce Papa’nın isteğiyle Fransa’ya götürüldü. Bir süre sonra Papa VIII. Innocentius’un ölmesiyle nispeten daha rahat hayat yaşamaya başlasa da, bu sefer Fransa kralı Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII. Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495'te Cem Sultan'ı Papa'dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan 25 Şubat 1495'te vefat etti.

Bazı kaynaklar, Cem Sultan'ın elindeki kıymetli rehineyi bırakmak zorunda kaldığı için Papa tarafından zehirletildiğini nakletmektedir.

II. Bayezid, kardeşinin vefat haberi üzerine ülkede üç gün yas ilan etti. Ülkedeki camilerde Cem Sultan için gıyabi cenaze namazı kılındı ve II. Bayezid kardeşinin günahlarının bağışlanması için fakirlere 100 bin akçe sadaka dağıttı.

Cem Sultan Avrupa'dayken, İspanyollar karşısında yenilgiye uğrayan Endülüs'teki Müslümanlar Osmanlı Devleti'nden yardım istemişlerdi. II. Bayezid kardeşi Cem Sultan'ın Avrupa'da esaret altında olması hasebiyle gerekli yardımı tam anlamıyla yapamadıysa da Kemal Reis'i İspanya'ya gönderip İspanya'daki Müslümanları Kuzey Afrikaya, Yahudileri de Selanik ve İstanbul'a taşıdı. 1492 senesinde Müslümanların yanı sıra 150 bin kadar Yahudi de Osmanlı topraklarında yerleştirilmiş oldu.

Cem sultan olayından sonra İstanbul’u tekrar ele geçirme ümidi yaşayan Avrupalılar yüzünden, II. Bayezid çok dikkatli ve barış yanlısı bir siyaset takip etse de, gerektiğinde savaşmaktan çekinmedi. Hemen hemen babası Fatih Sultan Mehmet kadar tahtta kalmasına rağmen sadece beş defa sefere çıktı.

Padişahların bizzat ordunun başında başkumandan olarak katıldıkları bu seferlere “Sefer-i Hümayûn” denilmektedir.

BİRİNCİ SEFER-İ HÜMAYÛN

Sultan Bayezid 1483 senesinde Edirne, Filibe, ve Sofya üzerinden Sırbistan'a yürüdü. Morava Nehri kıyılarından Belgrad yakınlarına kadar ilerledi. Bu çevredeki tüm kalelere bakım yaptırdı ve  1483 senesinin Kasım’ında İstanbul'a döndü. Bu ilk sefer yaklaşık 7 ay sürdü. Padişahın bu seferi, Macaristan'ı telaşlandırdı. Osmanlı ile bir savaşı göze alamayan Kral Matthias, 1483 senesinin sonlarına doğru Osmanlı Devleti ile bir barış imzaladı.

Sefer sonucunda Hersek Dükalığı Bosna Eyaleti'ne katıldı.

İKİNCİ SEFER-İ HÜMAYÛN

1 Mayıs 1484 tarihinde İstanbul'dan ayrılan padişah, Boğdan üzerine gidip 8 sene sonra tekrar aynı yer üzerine sefere çıkmış oluyordu. Eflak Voyvodasının da 20.000 askerle Osmanlıların tarafında katıldığı bu seferin sonunda Osmanlı devleti bütün hedeflerine ulaşıp ve Karadeniz’i Türk gölü haline getirdi. Bunun yanı sıra Kırım'a da karadan bağlantı sağlanmış oldu.

Sultan II. Bayezid, İstanbul’a doğru yola çıktıktan sonra 24 Temmuz'da ayak üstü Dniester'in Karadeniz'e döküldüğü koyun güneyinde bulunan Akkerman’ı kuşatma altına aldı ve 16 gün sonra 9 Ağustos günü burası ele geçirildi. Çelebi Mehmet ve Fatih Sultan Mehmet’in 3 kez almaya çalışıp alamadığı yeri, II. Bayezid almış oldu.

ÜÇÜNCÜ SEFER-İ HÜMAYÛN

Sultan II. Bayezid, 10 Mart 1492 tarihinde Belgrad'ı fethetmek için İstanbul'dan sefere çıktı, Sofya'ya kadar geldi ve burada karar değiştirip bu görevi Süleyman Paşa'ya bıraktı.  Kendisi Arnavutluk üzerine gidip Güneybatıya doğru yürüyerek Manastır üzerinden Arnavut topraklarına geldi ve Tepedelen'de kaldı. Temmuz aynının sonlarına doğru bu güzergâhta ilerlerken bir Şii fedai tarafından yapılan suikast girişiminden kurtulan Sultan, 1492 senesinin son günlerinde İstanbul'a geri döndü. Takriben 9,5 ay süren bu seferde Osmanlı topraklarından çıkılmadığı için herhangi bir vuruşma olmadı.

Bir süre sonra Belgrad'a ulaşarak kaleyi kuşatan Süleyman Paşa Osmanlı tarihinde II. Murat ve Fatih'ten sonra kaleyi kuşatan üçüncü kişi olmuştur. Kuşatma devam ederken Macarları yıldırmak maksadıyla Erdel'e giren Süleyman Paşa burada kuşatmayı kaybetti. Bu yenilgi ile başarı ihtimali kalmadığını düşünerek kuşatma kaldırıldı ve Kanuni Sultan Süleyman'a kadar bu şehir teslim alınamadı.

DÖRDÜNCÜ SEFER-İ HÜMAYÛN

Sultan II. Bayezid, Venedik seferini başlatmak için 31 Mayıs 1499 tarihinde İstanbul'dan ayrıldı. Donanmayı o sıralarda Venedik hâkimiyetinde olan Kıbrıs Adası'nın üzerine göndermek suretiyle, Kıbrıs'ın tehdit altında olduğu izlenimini verdirerek Venediklilerin kuvvetlerini dağıtmayı amaçladı ve bunu başardı.

Amiral Melchior Trevisano, Mora'daki Venedik üslerinin başkumandanı ilan edildi ve yoğun bir müdafaa hazırlığına başlandı.

Sapienza Deniz Savaşı

200 parçalık dev bir Venedik Donanması, Osmanlı Donanması'nı Mora sularından kovmak  için Modon açıklarına gelmişti.

Mora'nın güneybatı ucundaki Gallo Burnu'nun açıklarında iki dev donanma karşı karşıya geldi. Osmanlı Donanması Donanmayı Hümayun'u Kemal Reis komuta ediyordu.

Sağ kanadın kumandanı Barak Reis, kendi gemisini Venedik donanmasının en yoğun olduğu bölgeye sürdü ve bazı kaynaklara göre burada kendi gemisinin barut bölümünü ateşe verdi. Büyük bir patlama sonrasında Venedik donanması inanılmaz bir kayıp vermiş oldu. Barak Reis’te 500 kadar levendiyle beraber şehit düştü.

Barak Reis’in bu kahramanlığından dolayı Sapienza Adası’na “Barak Reis Adası” ismi verildi.

Bu olay sonrasında daha sıkı bir taarruza kalkışan Osmanlı, Venedik’e tarihte unutamayacağı bir yenilgi yaşatmış oldu. Bu galibiyet aynı zamanda Osmanlıların açık denizde kazanmış oldukları ilk deniz savaşıdır.

BEŞİNCİ SEFER-İ HÜMAYÛN

30 Ağustos 1499 tarihinde, Sapienza Deniz Savaşı'ndan yalnız 33 gün sonra İnebahtı kalesi de Osmanlı'nın eline geçmişti. Bölgedeki büyük Venedik Amirali'nin donanması ile geri çekilmesi kaledekilerin maneviyatını ve moralini bozmuş, kale kumandanı kaleyi teslim etmişti.

Osmanlı Ordusu için sıra, Mora'daki 3 büyük Venedik üssü olan Koron, Modon ve Navarin'e gelmişti.

Ancak bu sıralarda 1479'dan itibaren Osmanlı egemenliğinde olan Kefalonya adasına Venedik asker çıkarıp işgal etmişti. Ardından önceleri kendi hâkimiyetlerinde olan Preveze'de ki Osmanlı tersanelerini basıp, kızaktaki gemileri yakmış fakat geri püskürtülmüşlerdi.

1499 senesinin sonlarında Edirne'ye dönen II. Bayezid, birkaç aylık bir dinlenmeden sonra 7 Nisan 1500 tarihinde Edirne'den ayrıldı. Bu hareketinden dolayı bu sefer, 5. Sefer-i Hümayûn olarak değerlendirilmiştir.

7 Temmuz günü donanmanın geldiği Modon'a ardından bizzat padişah komutasındaki ordu gelerek kaleyi kuşatmaya başladı. 24 Temmuz'da Venedik donanması atağa geçse de Kemal Reis tarafından geri püskürtüldüler. Kale Venediklilere mahsus olan bir şekilde savunulmuş, lakin 10 Ağustos 1500'de kaybedilmişti. Modon'un çetin direnişine rağmen kaybedilmesi, bu kalenin yakınlarında bulunan Koron ve Navarin kalelerinin de sonunu gösteriyordu.

Fetihten iki gün sonra, yani 12 Ağustos'ta, Navarin, etrafındaki Milona ve Fener kaleleri ile beraber teslim olmuştu. Avar Türkleri tarafından kurulan bu şehrin ismi de Avar'dan gelmektedir. Venedikliler Osmanlıların izniyle bütün asker ve mühimmatları ile Venedik'e geri dönmüşlerdi.

16 Ağustos'ta ise Koron'nun yine karşı koymadan teslim olması ile Venedik'in Yunanistan ile hiçbir bağlantısı kalmadı. 3 Aralık 1500 tarihinde Venedik donanması Navarin önlerine kadar geldi. Venediklilerce ele geçirilen bir Hıristiyan Arnavut kale kapısını onlara açtı. Venedikliler böylece Navarin'i ele geçirdiklerini zannederken Kemal Reis 30 savaş gemisi ile limana girdi ve 8 Venedik gemisini ele geçirdi.

1509 İSTANBUL DEPREMİ (KÜÇÜK KIYAMET (Kıyamet-i Suğra))

10 Eylül 1509 tarihinde Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve buraların çevre muhitlerinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, iki ay kadar çadırlarda yaşamak zorunda kaldı.

Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne'de de meydana geldi. 14 Eylül 1509 tarihinde İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet olarak anılan bu deprem sonucunda, İstanbul'da 109 cami ve mescit ile 1.070 ev kullanılamaz hâle geldi. Halk içinden de yaklaşık 5.000 kadar insan hayatını kaybetti. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülerek mahsur kaldı. Köpüren deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan ve ufak çaplı tsunami meydana getirdi. Bu arada eski su bentleri de yıkılmış oldu.

Sultan II. Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden sarayın bahçesinde bir çadır kurdurarak on gün kadar orada ikamet etti.

45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının üçte ikisi, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden hayatını kaybetti. Bu sırada Gelibolu istihkâmları da yıkılırken, Sultan II. Bayezid'in doğduğu şehir Dimetoka bir toprak yığını haline geldi.

Sultan Bayezid, bu deprem yüzünden ikinci başkent olan Edirne'ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne'de İstanbul'daki ile aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne'de ahşap bir ev inşa ettirdi. Padişah, bu ahşap evde yaşamaya başladı. Aynı sene Edirne'de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu. Tunca Nehri taştı ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. Üç gün geçit vermeyen Tunca'nın taşmasıyla da birçok insan hayatını kaybetti.

Bundan sonra II. Bayezid İstanbul'un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda işin ehli olan insanlarla bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul'da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için yirmi evden bir kişi ve ev başına yirmi ikişer akçe toplandı. Bu şekilde Anadolu'dan 37.000, Rumeli'den de 29.000 ücretli amele çıkarılıp 3.000 kadar mimar ve marangoz görevlendirildi. Bunlardan başka Yayalardan 8.000, Müsellemlerden de 3.000 kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510 tarihinde başlayan imar faaliyetleri 65 gün içerisinde tamamlandı. Bu süre içerisinde, İstanbul surlarından başka Galata'daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de tamir edildi. Sultan II. Bayezid'in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin'in denetimi altında yapıldı.

İnşaatlar bittikten sonra hükümdarın emri üzerine üç gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı. 

II. BAYEZİD’İN TAHTI BIRAKIŞI VE VEFATI

24 Nisan 1512 tarihinde II. Bayezid, oğlu Selim namına tahtan çekildiğini açıkladı.

Taht koltuğunu bıraktığı oğluna şu tavsiyelerde bulundu:

“Adaletten ayrılma, acizlere ve biçarelere karşı merhametli ol. Kimsesizlere şefkat göster, herkesin sana ram olmasını istiyorsan ulemaya çok saygı göster, zaruret olmadıkça kimseye sert davranma.”

Sultan Selim'e Dimetoka'da çekilmek istediğini söyleyen II. Bayezid, oğlunun cülusundan 11 gün sonra kalabalık bir grup ile İstanbul'dan Dimetoka'ya doğru yola çıktı. Yola çıktığında da çok hasta ve bitkin olan II. Bayezid ata binemedi, ancak tahtırevan ile seyahate devam edebildi.

Yolculuk esnasında Dimetoka'ya ulaşmaya ömrü vefa etmeyen II. Bayezid, yola çıkışından 32 gün sonra 26 Mayıs 1512 tarihinde 62 yaşındayken Edirne- Havsa’daki Abalar köyünde hakka yürüdü.

II. Bayezid'in cenazesi İstanbul'a getirildi ve Fatih Camii'nde kılınan cenaze namazından sonra kendi yaptırdığı Bayezid Camii'ndeki türbesine defnedildi.

II. Bayezid’in vefat haberi alındıktan sonra, bütün İslâm dünyasında gıyâbî cenaze namazı kılındı.

 

II. Bayezid'in Sözleri:

-Kendi kendine ettiğin âdem,
 Bir yere gelse edemez âlem.

-Adaletten ayrılma, acizlere ve biçarelere karşı merhametli ol. Kimsesizlere şefkat göster, herkesin sana ram olmasını  istiyorsan ulemaya çok saygı göster, zaruret olmadıkça kimseye sert davranma. (Tahtı devrederken)

-Benim Bosnâ beyî dervîş Yâ'kuub
 Hudâ avniyle erdim bû cihânda 

Her kim ömrü boyunca ikindi ve akşam namazlarının sünnetlerini terk etmemiş ise, ilk Cuma namazında imam olsun. (Cami inşası sonrası)

 

Sultan II. Bayezid’in yaptırdığı eserlerden günümüzde hâlâ varlığını sürdürenler arasında:

Bayezid Camii

Bayezid Medresesi

II. Bayezid suyolu [30]

Hatuniye Camii (Tokat)

Hatuniye Camii (Amasya)

Atik Ali Paşa Camii

İkinci Beyazıt Külliyesi

İkinci Beyazıt Külliyesi

İkinci Beyazıt Köprüsü

İkinci Beyazıt Köprüsü

İkinci Beyazıt Köprüsü

Koza Hanı

Pirinç Han

 

II. Bayezid’in Eşleri:

-Nigâr Hatun - Şehzade Korkut ile Fatma Sultan’ın annesi ve Abdullah Vehbi’nin kızı.

-Şirin Hatun - Abdullah kızı ve Şehzade Abdullah ile Ayn-i Şah Sultan’ın annesi.

-Bülbül Hatun - Abdullah kızı ve Şehzade Ahmed ile Hundi Sultan’ın annesi.

-I. Ayşe Hâtûn - Zülkadiroğlu Alaaüd-devle Bozkurd Bey’in kızı ve Yavuz Sultan Selim’in annesi

-Gülruh Hatun - Abdülhay’ın kızı ve Şehzade Alemşah ile Kamer Sultan’ın annesi.

-Hüsnüşah Hatun - Karamanoğlu Nasuh Bey’in kızı.

-Gülfem Hânım

-Gül-Bahar Hatun - Abdüssamed’in kızı ve Yavuz Sultan Selim’in annesi.[1][36]

-Ferahşad Hatun - Kefe sancak Beyi Şehzade Mehmed’in annesi.

-Kaptan-ı Derya Damat Güveği Sinan Paşa’nın kızı

-Muhterem Hânım

 

Erkek Evlatları:

Şehzade Ahmed

Şehzade Korkut

Şehzade Selim

Şehzade Mahmud

Şehzade Mehmed, Kırım'ın Kefe şehrinde sancak beyliği yapan Şehzade Mehmed, 1504'te vefat etmiştir.

Şehzade Alemşah

Şehzade Abdullah

Şehzade Şehenşah, (1471-1511), Annesinin Karamanoğlu olması nedeniyle babası tarafından Konya sancak beyi yapılmıştır.

 

Kız Evlatları:

Gevher Müluk Hatun

Selçuk Hatun

Hatice Hatun

Ayşe Hatun

Hundi Hatun

Aynışah Hatun

Fatma Hatun

Hüma Hatun

Kamerşah Hatun