Büyük İskender

Doğu efsanelerinin neredeyse tümünde adı geçen Büyük İskender, döneminin bilinen dünyasının yarısını, 13 sene gibi bir sürede fethetmiştir.

Büyük İskender olarak bilinen  III. Aleksandros, MÖ 356 yılında Makedonya'da doğdu. Dönemin ünlü filozofu Aristo'dan dersler aldı. Genç yaşta savaş sanatını iyice öğrendi. Babası seferdeyken ayaklanan Medyalılar’ı bastırarak, henüz 16 yaşında, ilk savaş tecrübesini yaşamış ve ilk zaferini kazanmıştı. M.Ö. 338 yılında yaşanan, Eski Yunan’ın en güçlü iki devleti olan Atina ve Thebes’in ittifakına karşı kazanılan Keronea Savaşı’nda, Makedonya ordusuna İskender komuta ediyordu.

İskender’in tahta çıkışı, babası olan Kral Filip’in suikaste kurban gitmesiyle oldu. Genç hükümdar tahta çıktığında, henüz 20 yaşını bile doldurmamıştı. Kral Filip’in öldürülmesinde, her ne kadar İskender’in payı olduğu düşünülse de, bu asla kanıtlanamadı. Annesi Olimpia’nın bu komploda pay sahibi olduğu fikri de, soru işareti olarak akıllarda kaldı.

İskender kral olduğunda, Thebes’te, İlirya’da ve Teselya’da isyanlar yaşanmaktaydı. Teselyalılar’ın üzerine yürüyen İskender, savaşsız bir zafer kazandı. Teselya’yı aldığı sırada, diğer Yunan devletlerini de ortak paydada buluşturabilen İskender, Korent’te yapılan kongre sonucu, babasının döneminde tasarlanmış olan “Asya’nın fethi” ideasını sağlayabilmek adına, Yunan ordularının baş kumandanlığına getirildi.

İskender, Korent’te (Korinthos) bulunduğu dönemde, ünlü düşünür Diyojen’le karşılaştığında, kendisinden ne istediğini sorduğu Diyojen’den, “Gölge etme, başka ihsan istemem” cevabını aldı. İskender’in, bu diyalog sonucunda yakın çevresine, “İskender olmasaydım eğer, Diyojen olmak isterdim” dediği rivayet edilmekteydi.

İskender, Pers İmparatorluğu’na saldırmak için sefere çıkmadan önce, Trakyalılar isyana kalkışmışlardı. Şipka geçitinde savunmaya geçen Trakyalılar, savaş arabalarını İskender’in ordusunun geçeceği alana yuvarladılar. Ancak İskender, bunun önlemini, piyadelerini olabildiğince ayrık şekilde yürüterek almıştı. Böylece taktik başarılı oldu, geçit ele geçirildi ve bugün Tuna diye bilinen nehrin kıyılarına kadar olan kuzey istikameti açılmış oldu. Pers İmparatorluğu’na saldırı fikri her zaman kafasında olan İskender, ordusunu beslemek ve borçları ödeyebilmek için gereken kaynak nedeniyle, ordusunu sefere hazırlattı. MÖ 334 ilkbaharında, toplamda 30 bin piyade ve 5 binden fazla süvariden oluşan ordusuyla sefere çıktı. Genç hükümdarın ordusuna mühendis, mimar, bilim adamı, saray görevlisi ve tarihçiler de eşlik ediyordu.

Homeros’tan esinlenerek İlion’a (Troya) gelen İskender, Akhilleus’in mezarını ziyaret etti. Pers ordularıyla, tarihte ilk kez Granikos Çarpışması’nda karşı karşıya geldi. İskender’in miğferinin iki yanında beyaz tüyler vardı ve bu nedenle genç kral kolayca tanınmaktaydı. Bu nedenle ani bir saldırıya uğradı, ancak arkadaşı Kleitus, İskender’in hayatını kurtardı. Yakın gelecekte İskender, hayatını kurtaran arkadaşı Kleitus’u kılıçla öldürecekti. Genç hükümdar fethettiği kentleri fiilen kendisine bağlıyor, ancak kendi içlerinde demokrasiler kurmalarına izin veriyordu. İskender gittiği tüm bölgelerde Yunan kültürünü kuruyor ve yayıyordu.

MÖ 334 – MÖ 333 kışında Batı Anadolu’nun fethini tamamlayıp, Akdeniz kıyılarını takip ederek Perge’ye vardı. Gordion’dan Ankry’ya (Ankara) yönelen İskender, ardından sırasıyla Kapadokya ve Kilikya Kapıları (Gülek Boğazı), Misis Köprüsü ve son olarak Miryandros (İskenderun dolayları) civarında kamp kurduğunda, Pers hükümdarı III. Darius da Pinaros Çayı (Deliçay) kıyısında savaş düzeninde beklemekteydi. Darius’un ordusu, İskender’in ordusundan beş kat daha büyüktü.

İki ordu, İskenderun yakınlarındaki İssos’ta karşı karşıya geldi. Ardından yaşanan İssos Çarpışması sonucunda, III. Darius kesin bir yenilgiye uğradı, ailesini bile arkasında bırakarak, savaş alanından kaçtı. İskender ilerlemesini Suriye ve Fenike yönünde sürdürdü. Pers şehirlerini kolayca elde etmesine karşın, Tiros (Sur) önünde beklemediği sertlikte bir direnişle karşılaştı. 7 ay boyunca şehir ele geçirilemedi. Kuşatma sırasında III. Darius, ailesi için fidye niyetine 10 bin talent ödemeyi ve Fırat Nehri’nin batısındaki topraklarının kendisine bırakılmasını önerdi. Bu anektodla ilgili olarak, İskenderun komutanı Parmenion’un “İskender’in yerinde olsam teklifi kabul ederdim” dediği, ancak buna karşılık İskender’in “Parmenion olsaydım, ben de kabul ederdim” şeklinde fikir belirttiği söylenmektedir.

Suriye’yi Parmanion’a bırakıp güney yönüne doğru ilerleyen İskender, Gaza’da (Gazze) yaşanan direnişi bitirdikten sonra, MÖ 332’de Mısır’a girdi. Memphis’te (Memfis), firavunların kullandığı çifte tacını giydi. Daha sonra İskenderiye şehrini kurdurdu. Tiros’a dönüş, yeni yöneticilerin atanması gibi imparatorluk yönetimi ile ilgili işlerinin ardından seferlerini sürdürdü. Tapsakos’a vardı. Gaugamela Savaşı’nda III. Darius’le yeniden karşılaştı ve savaşı kazandı. Güneye inip Babil’i aldı. Ardından İran içlerine doğru harekete geçti. Persepolis’te, I. Kserkses’in sarayını yakarken törenler düzenledi. Bu tören ve yakma işi, aslında bir öç almaydı. Kserkses’in Yunan topraklarında yaptıklarına karşın, İskender böyle bir uygulamaya gitmişti.

MÖ 330’da Media’ya girdi, fethettiği bu son toprakların ardından, Yunan askerlerinin ülkelerine geri dönmesine izin verdi. “Asya’nın efendisi” sıfatını almayı amaçlayan İskender, doğudaki birçok toprağı kapsayan yeni bir sefer başlattı. Hazar kıyılarına, ardından da Afganistan içlerine ulaştı. Makedonyalı ve Pers komutanlardan oluşan yeni yönetim sistemi, beraberinde bir takım sıkıntılar da getirdi. Suikaste niyetlenen komutanları öldüren İskender, ordusunu yeni baştan düzenledi. Tavır ve davranışlarıyla, git gide bir doğu diktatörüne dönüşmeye başlayan İskender, Pers hükümdarları gibi giyiniyordu. Proskinesis (hükümdar karşısında yere kapanarak selamlama) uygulaması gibi doğu geleneklerini de benimsemeye başlayıp uygulatıyordu.

İskender, döneminde fazla bilinmeyen Hindistan’ı da ele geçirmeyi planlıyordu. Fethettiği topraklardaki askerleri de içine alarak gelişmiş ordular kuran İskender, M.Ö. 327 yılında, Baktriane’den ayrıldı. İndus nehrini geçtikten sonra, Porus’un ordusuyla savaşıp, düşmanını da esir aldı. İskender’in, Hindistan’da daha fazla ilerlemesini engelleyen şey, Makedonyalı savaşçılarının artık savaştan yorulmaları ve ana vatanlarına geri dömek istemeleriydi.

İskender'in ölümü

İskender, MÖ 323 yılında sıtma hastalığı sonucu Babil'de henüz 32 yaşındayken hayatını kaybetti. Cenazesi önce Memfis'e, oradan İskenderiye'ye götürüldü ve burada altın bir tabuta konuldu. Öte yandan İskender’in büyük bir fatih olacağını başlarda kimse düşünmüyordu. Babası Philip’in aksine genç hükümdar nazik ve hoş geçimli bir kişiydi. Herkes ülkesini demir yumrukla yöneten Philip’ten sonra bir kuzunun tahta geçtiğine inandı. Halbuki tahta geçer geçmez kundaktaki üvey kardeşini ve birçok devlet adamını öldürmüştür.

İmparatorluğun dağılışı

İskenderin ölümünün ardından imparatorluk 4 parçaya bölündü. Cassander Yunanistan'a, Creatus ve Antigonos Batı Asya'ya, Selevkos Doğuya, Ptolemaios ise Mısır'a hükümdar oldu. Cassander, 7 yıl sonra İskender'in annesi Olimpias'ı idam ettirdi. 12. yılın sonunda ise İskenderin karısı Roksana ve oğlunu zehirletti. Bunun yanında İskender'in metresi Barsine'den doğan oğlu Herakles'i de zehirletti. Öte yandan Cassander'in İskender'in ölümünden sorumlu olduğu da iddia edilmektedir.

Katkıları

Genç yaşta ölmesine karşın 12 yıl 8 ay süren hükümdarlık dönemine büyük çaplı seferleri sığdıran İskender'in kurduğu geniş imparatorluk temelde Perslerden kalma yönetim sistemine dayanıyordu. Bununla birlikte yerel satraplara bağlı olmayan tahsildarlardan oluşan merkezî bir vergi toplama mekanizması kurarak yeni bir mali sistemin temelini attığı bilinmektedir.

Görevlilerin yolsuzlukları nedeniyle bu sistemi iyi işletememekle birlikte, sikke çıkarma hakkını tekeline alarak ve Pers hazinelerinde birikmiş gümüş ile altını para biçiminde piyasaya sürerek ticaret ve para ekonomisini geliştirdiği söylenebilir.

Öte yandan İskender'in yeni kentler kurması (Plutarkhos bu kentlerin sayısının 70'in üzerinde olduğunu söyler) Yunan yayılmasında yeni bir dönem açtı. Askeri birer üs olarak kurulan, ama zamanla birer kültür ve ticaret merkezine dönüşen bu kentler Eski Yunan etkisinin Hindistan'a kadar yayılmasında önemli rol oynadı.

Pers-Makedonya karışımıyla yeni bir ırk oluşturma girişimi sonuçsuz kaldıysa da, Yunan kültürüne yatkın, ama Doğu'ya özgü yeni bir soylu sınıfı ortaya çıktı. Kendisini ve askerlerini en güç işlere yöneltmeyi başaran güçlü bir irade ve yetenekle esnek bir düşünce yapısını birleştiren İskender, koşullar gerektirdiğinde geri çekilmeyi ve değişiklikler yapmayı bilen bir kişiydi.

Güvenmediği kişileri hiç sorgulamadan öldürmekten çekinmemesine karşın, adamları onun peşinden gidiyor, ona bağlı kalıyor ve güçlüklere katlanıyordu. Dünyanın en büyük askeri dehaları arasında sayılan İskender, değişik kuvvetleri bir arada kullanmada ve düşmanın yeni savaş biçimlerine yeni taktiklerle karşı koymada son derece ustaydı.

İskender'in kısa süren hükümdarlığı, Avrupa ve Asya tarihi açısından önemli bir dönüm noktası sayılır. Seferleri ve bilimsel araştırmalara merakı, coğrafya-doğa tarihi gibi konulardaki bilgilerin gelişmesine katkıda bulunmuş, ayrıca büyük uygarlık merkezlerinin geliştirdiği bilgi birikiminin ortak bir potada kaynaşmasına zemin hazırlamıştır.