Ahmet İslamoğlu

İslam Alimi Ahmet İslamoğlu kimdir?

 

Ailesi, Doğumu, Çocukluğu ve Yetiştiği Muhit İslamoğlu ailesi seyyid ve mutasavvıf bir aile olup asırlar öncesinden Arap yarımadasından Anadolu’ya göç etmiş bir ailedir. Muhterem Ahmed İslamoğlu Hocaefendi, 1936 yılında Kayseri- Develi’de dünyaya gelmiştir. Develi Fenese Mahallesi Mehmed Akif Camii’nde yaklaşık kırk sene İmam-Hatiplik vazifesinde bulunmuştur.

Ahamed İslamoğlu Hocaefendi, ömrünü ilme, irfâna ve müslümanların irşâdına adayan, delikanlılığında terzi tezgâhını terk edip kaht-ı ricâl devrinde ilim tahsil etmeye çalışan, hayatı boyunca evini mektep ve medrese edinen, gençlik çağında büyük bir aşk ve heyecanla girdiği tasavvuf mektebinden feyiz alarak yetişen ehli hal sahibi, salih bir âlimdir.

O, senelerdir Mehmed Akif Camii ile evinde ziyaretçilerine ilim ve hikmet öğretmiş, onlara hizmet etmiş ve telefonlar aracılığıyla Müslümanların sorularını cevaplamış,  sohbetlerde ve tavsiyelerde bulunmuştur. Develi Fenese’deki mütavazı evinde Hocaefendiyi ziyaret edenler, onun elinde veya kendine has rahle-masasının üzerinde hep okunan bir kitap görmüş, birkaç dakikalığına da olsa okunan bölümleri dinleme bahtiyarlığına ermiş, dünyası ve âhireti için faydalı bir bilgi, bir ilim, bir hikmet ve bir nasihat almadan yanından ayrılmamıştır. Onu ziyaret edenler, hiç bir zaman ikramsız kalmamışlar, çaylarını veya ayranlarını yudumlarken gönüllerine tesir eden sözlerle, özlerini doyurmuşlardır.

Ayrıca kendisi gezici vâiz gibi Kayseri-Nevşehir, Adana illerinin bazı ilçe ve köylerinde, uzaktan yakından davet edildiği yerlerde, bir ömür vaaz ve sohbetleriyle insanların hizmetinde olmuştur. Davet edildiği yerlere mühim bir mâzereti yoksa mutlaka gitmiş, mü’minlerin neşe ve hüzünlerine ortak olmuş, İslam’ın gür sadâsını ve rahmet dolu tesellîlerini gönüllere ulaştırmak için düğün, dernek, cemiyet, tâziye ve tebrik ziyaretlerini her zaman bir fırsat olarak bilmiştir.

Mü’minlerin Dertleriyle Dertlenen Bir Alim

Ahmed Hocaefendi, kıymetli varlığıyla sıhhati elverdiği ölçüde Müslümanların dertleriyle ilgilenmiş, müşkillerini çözmüş, yaralarına merhem olmuştur. Bir defasında, eşini ve çocuğunu trafik kazasında kaybeden bir mü’minin acısını paylaşmak, onu tesellî edip derdine ortak olmak niyetiyle taziye ziyaretine giderken yanındaki mahdumlarına: “Yavrucuğum; işte, yaşamayı bunun için seviyorum. Bir mü’minin gönül yangınına itfâiye vazifesi görebilir miyim, alev alev yanan ateşlere su serpebilir miyim, diye…”  buyurur. 

Yine düğün tebriki için gittikleri komşularının ziyaretinden dönerlerken “Evet, işte bu!.. Allah için gönüllere hizmet etmek, bir mü’minin gönlünü almak… Çünkü, Cenâb-ı Hakk’ın rızası gönüllere hizmettedir.” buyurmuş ve ziyaretten duyduğu sevinci yanındakilerle paylaşmıştır.

Terzilik Mesleğine Başlaması ve İlim Aşkı

1948’in sonlarında babası onu terzi çırağı olarak usta yanına verdi. 1950 senesinin Nisan ayında on dört yaşının içinde terzilik dükkânı açtı. Terzi çırağı iken Develi Çarşı Camii müezzini ve Asker Hoca namıyla bilinen İbrahim Tuna ile tanıştı. Asker Hocanın, dükkâna gelip-gidip yaptığı sohbetler ve evliyaullahtan bahsetmesi gençliğin de heyecanıyla kendisine çok tesir ediyordu. Artık fırsat buldukça Asker Hoca ve onun imam ve müezzin arkadaşları ile birlikte oluyordu.

Bu arada birlikte olduğu zâtlar da ilme başlamışlardı. Mehmed Bilici ve Numan Cebeci (Karamüftü) Hocalardan Tefsir-Hadis-Fıkıh-Akaid okuyorlardı. Genç Ahmed de, arkadaşları ve Asker Hocanın teşvikleri ile ilim öğrenmeye başladı. Fakat esnaflıkla bu iş yürümemektedir. Makinenin bir tarafında kitap, bir tarafında müşterinin dikişi… Böyle devam ederken emsile-bina biter fakat o artık ilmin tadını almıştır. Yaşı on yediye basınca ilim aşkı, ilimden haz aldıkça daha da artar. Fakat bir koltukta iki karpuzu taşımanın bilenler için cidden müşkil olduğunu idrak zor değildir. Gündüz-gece, hem müşterinin dikim işleri ile meşgul olup, hem de ilme çalışmak... Makinenin ağzında dikilen kumaş, bir ucunda da bakılan kitap... Buradan sonrasını kendisi şöyle anlatır:

“1953 yılıydı, terziliğimiz devam ederken, Cenâb-ı Hakk, ilim tarafına ağırlıklı aşk verdi. Bir gün makineyi çevirmeye ayağımın gücü yetmedi. Mânâ maddeye galebe çaldı. İlim aşkı sardı, on yedi yaşındayım. Tutsam demiri koparırım Allah’ın izniyle, fakat ayaklarım makineyi çeviremiyordu. Burada dünya bitti... Artık faaliyetimiz burada bitmişti. Tamamen kendimi ilmî çalışmalara vereyim istiyorum ama kim bırakır? 1953 Haziran ayı idi. O devirde medreseli hafız efendiler, hocaefendiler vardı. Bazı dünyalık medreseli vesâir Hocaefendiler merhum pederimi menfi yönden tahrik ediyorlardı. Babama şunu diyorlar.

“Hocalık dilenciliktir, cerciliktir (Maaş olmadığı için halktan para toplayarak görev yapmak zorunda kalıyorlardı) - hâşâ- okuyup da ne yapacak? Sanatkâr olmuş, dükkân, tezgâh sahibi olmuş, esnaf olmuş ne güzel! Hoca olup da cercilik yapıp millete el açıncaya kadar çalışsın, para kazansın, adam olsun…”

Bir taraftan da dükkânın ve işimizin Ankara’ya taşınması düşünülüyordu. Pederimizin niyeti ciddi idi. Nihayet takımı, tezgâhı ve bizi olduğu gibi Ankara’ya taşımaya karar verdiler. Dükkânı toplamaya başladık…

Ankara Yolculuğu Başlıyor

Çok sürmeden apar topar Ankara’ya hareket edilir. Ankara’da kendimize göre, itfaiye meydanında bir iş yerinde çalışmaya başladık. Fakat ilim aşkıyla yanıp kavruluyor, hep ağlayıp duruyordum. Evimizle dükkân arası bir saatlik yolu, her gün yaya gidip geliyordum. İtfaiye Meydanı Camiinde, namazlarımızı gündüz vakti cemaatle kılıp fırsat buldukça Kur’an-ı Kerim ezberlemeye çalışıyordum.

1953 yılının Temmuz, Ağustos ve Eylül ayları terzilikle hem de ilim hasreti ile kavrularak geçti. Eylül ayında Pederim Develi’ye gitmişti. Rüyasında İki Cihan güneşi Rasûl-i Ekrem Efendimiz “Çocuğun yakasını bırak!” buyururlar.

Rasûlullah Efendimizin, “çocuğun yakasını bırak” ikazıyla her şeyi orada bıraktık ve Develiye geldik.

Sevgili Peygamberimizin şefaatiyle bırakılan yakamıza bir daha sarılan olmadı. Yetmiş sene oldu Elhamdülillah yakamız bırakılalı. İşi tamamen bırakıp kendimizi Arapça ve ulûm-u şer’iyyeye verdik ve Mehmed Bilici Hoca’dan okumaya devam ettik.

İlk Resmi Vazifesi

1955’te Develi Meteris Camii’ne resmen imam olur. Hatta “Nüfus kaydına göre yaşın dolmadı” diye, üç ay da maaş verilmez.  İlk kürsüye çıkışı ve vaaz vermeye başlaması ise Merhum Hacı Hasan Efendi’nin teşvikleri ile bizzat onun da bulunduğu Yahyalı Yerköy Camii’nde başlar. Develi’deki ilk vaazı ise Çarşı Camii’nde bir Kurban Bayramı vaazıdır. Kurban Bayramı vaazı için, Ahmed Hamdi Aksekili’nin İslam Dini’ni gözden geçirir. Öğüt tarafı için Oflu Yoğurtçuzade M. Emin Efendinin “Mecâlis-i İrşadiye”sinden yararlanır.

O dönem ne de olsa kaht-ı rical devridir. 18-19 yaşlarında genç bir vaizin kürside olması halk için oldukça heyecan vericidir. Gençlerin önünü açmaya ve onları yetiştirmeye çalışan Develili âlim Kara Müftü Hoca vaazları takip eder, vaazdan sonra ayağa kalkarak:

“İşte vaaz böyle olur” diye genç Ahmed Hoca’ya cesaret verir. Bazen da ibâreyi çıkaramadığı yerlerde aşağıdan hemen önünü açar, ibareleri çözmesine destek verir.

Sabahlara Kadar Devam Eden Kandil Gecesi Vaazları

Ahmed İslamoğlu Hocaefendi, cami kürsülerinde ve ev sohbetlerinde, samimiyeti, üslûbunun güzelliği, gönülleri ve kulakları okşayan tok sesi, görenlerin unutamadığı nûr sîmâsı, sohbetlerindeki mevzûların sürükleyiciliği ve tatlılığı ile iz bırakmıştır. Özellikle kış mevsimlerinde üç-dört saat süren kandil gecesi sohbetlerini ve Ramazan-ı Şeriflerdeki sahur vaazlarını, merkezî sistemle camilerden, evlerinde radyolardan ve yerel televizyonlardan dinleyen Müslümanlar bunun canlı şahidi olmuştur.

İmam Hatip Okulları ve Öğrencilerine Hizmeti

1960’lardan sonra Kayseri İmam Hatip’de okuyan talebeler için Develi’de Merhum Asker Hoca ile Ahmed İslamoğlu Hocaefendinin öncülüğünde yaz kursları başlatılır. 1967-1968 yıllarında iki yaz bu kurslar yemekli ve yatılı hale gelir. Buradaki talebe sayısı bir ara 100’ü geçer. 1965’te Develi İmam Hatip Yaptırma ve Yaşatma Derneği kurulur. Derneği kurarken her sınıftan, esnaftan, farklı siyâsî tercih sahibi kimseleri de üye olarak alırlar. Bir öğretmenin vakfedilen arsası üzerine Develi imam hatip okulu inşa edilir. O tarihte temel atmakla tebeşir tutmak arası 150 gün sürer. 18 derslikli ve 3 kat olarak bina edilen okul, 800.000 liraya mal olur. Canla başla bir azim, gayret, ihlâs şevk içinde okul binası tamamlanır. Daha sonra da yurt binası inşa edilir.

1980 öncesinde okul idaresi her Perşembe akşamı Ahmed İslamoğlu Hocaefendiden talebelere sohbet etmesini ister. Okul mescidinde yatsıyı müteakiben başlayan ve halka da açık olan bu sohbetler aylarca devam eder. Bundan sonra Hocaefendinin imam-hatip okulunun mescidindeki sohbeti, öğretmen odalarında öğretmenlere nasihat gibi irtibatı hiç kesilmez.

Hafta sonları yurtta kalıp köyüne ve kasabasına gidemeyenler için ise özellikle her cuma akşamı talebe sohbeti olurdu.  Pazar günleri de ikindi namazını müteakip her hafta devam eden Pazar sohbetine bir çok talebe iştirak ederdi. O sohbetlerde nice imam hatipli gençler yetişti. Sohbetlerin mânevî havasından müteessir olarak imam hatiplilik bilinci kazandı. Okulda ilim tahsil ederken, camideki ve Hocaefendinin evindeki sohbet meclislerinde irfan ve hikmete kapı araladı, ahlak ve edep öğrendi.

Şimdi, onun rahle-i tedrisinden ve derslerinden istifade eden yüzlerce talebesi, sohbetlerini ve vaazlarını dinleyen mü’minler, uzaktan ve yakından ziyaretine gelerek onunla tanışma şerefine nail olanlar, müşkillerini arzedip tavsiylerini alma bahtiyarlığına eren kimseler ve hayır dualarını alanlar onu rahmetle ve hayırla yâd etmektedirler.