Abdurrahman Sâmî

1879 - 1934 tarihleri arasında yaşamış İslâm Âlimi, mutasavvıf ve postnişin Abdurrahman Sâmî Saruhânî kimdir?

Abdurrahman Sâmî Efendi, 5 Mart 1879 (12 Rebiülevvel 1296) tarihinde Manisa'da doğdu. O zamanlar Manisa, Saruhan olarak bilinmekteydi. 

Mevlid gecesinde babasınının kandilini kutlamaya gelen Çöplü Dede nâmındaki bir Allah dostu, “Efendim! Şimdi dünyâya gelen mahdûmunuzun ismi Abdurrahmân olsun” demesiyle, babası Âsım Efendi oğlunun ismini Sâmî ilâvesiyle "Abdurrahmân Sâmî" koymuştur.

İlk eğitimine memleketinde başlayan Sâmî Efendi sonraları İstanbul'a gelerek Fatih Çifteayak Bahr-ı Sefîd Medresesi'ne devam etmiş, orada Hacı Hüseyin Hüsnü Efendi'den ve zamanın en ünlü âlimi Hüseyin Necmeddin Pürzetî Efendi'den icâzet almışdır. 

Abdurrahman Sâmî Efendi, icazetini aldıktan sonra Kasımpaşa'daki Yahyâ Kethüdâ Dergâhı Postnişînliğine tayin edilir ve tekkeler kapatılıncaya kadar burada vazîfesine devam eder. Ancak buradan aldığı maaşı kendisine harcamaz ve şeyhi Şücâeddin Baba'ya gönderir. Kendi geçimini ise elinin emeği ile karşılamaya çalışır. 

Abdurrahman Sâmî Efendi aynı zamanda  kimyagerdir ve misk üretip kazancını buradan sağlar. Kimya ilmindeki bilgisi yanında Simya ilminde de yed-i tûlâ (geniş bilgi) sahibi olduğu söylenmektedir. Simya ilmine dâir birçok eser yazmış ancak irtihâline (vefatına) yakın ehil olmayan ellere geçer kaygısı ile hepsini imhâ etmiştir. 

Sâmî Efendi aynı zamanda, şiir yazabilecek kadar Arapça ve Farsça dillerine de vâkıftır. 

Birden fazla tarikattan icazetlidir. Bu durumu şu şiirinde açıklamıştır:

"Dîdemiz giryân sînemiz sûzân

Rûhumuz hayrân Halvetîleriz

Cismimiz büryân derdimiz dermân 

Aşkımız burhân Celvetîleriz

Sırr ile seyrân şevk ile devrân

Ederiz her ân Kâdirîleriz

Mahremiz zâre bülbülüz yâre

Hârız ağyâre Rıfâîleriz

Bizdedir halvet yâr ile ülfet

Bulmuşuz vuslat Dussûkîleriz

Zikrimiz esmâ fikr-i müsemmâ 

Seyr-i "ev ednâ" Bedevîleriz

Hakk'ı çün bulduk nûr ile dolduk

Aşkla yoğrulduk Şâzelîleriz

Ölmeden öldük sonra dirildik 

Uçmağa girdik Mevlevîleriz

"Hayy" ü "Bâkî"yiz dost müştâkıyız 

Aşka sâkîyiz Nakşîleriz biz

Bizdedir "Âdem" İse'bni Meryem

Hem "ism-i a'zam" Bayrâmîleriz

On iki seyrân ideriz her ân

Ma'nâda sultân Vefâîleriz

Âşık-ı cânân mahrem-i irfân

Fakr ile pinhân Bektâşîleriz

Vahdete vâkıf kesreti sârif

Kenz-i ma'ârif Şa'bânîleriz

SÂMÎ ko halkı ara bul Hakk'ı

Yoludur aşkı Uşşâkîleriz"

 

Bütün Tarikatlardan icâzetli olsa da, irşad vazifesini Halvetiyyenin bir şubesi olan Uşşâkiyye usûlune göre yaptı. 

Menemen olayında ser-halîfesi Bekir Sıdkı Visâlî ile beraber tutuklandılar. Altı ay tutuklu kaldıkdan sonra berâat etmelerine rağmen hem Şeyh Sâmî Efendi hem de Bekir Sıdkı Efendi hayatlarının sonuna kadar takip altında tutuldular. Osmanlı dersiâmı (müderrislik yetkisi kazanan) olması sebebiyle hayatı boyunca vâizlik yapma hakkı varken, bu hakkı da elinden alındı.

1934 senesinde İstanbul'da dâr-ı bekâya intikal etti.

Kabr-i şerîfi Edirnekapı Şehidliği'nde Mısır Tarlası olarak isimlendirilen bölümdedir.

 

BUGÜNE ULAŞAN YAZMA ESERLERİ

Sırr-ı Tevhîd

Tefsîru'l-Kur'ân Tenvîrü'l-Beyân

Hadîs-i Erbaîn 

Tevcîhü'l-Âyati'l-Muhtelefi'z-Zâhir 

Düstûr-i Bedi

Sırri'l-Kadîr fî Îlmi'l-İksîr

Kenzü'l-Âşıkîn 

Şerhu'l-Emâlî

Şerhu'l-Kâfiye

Fatiha Suresi Tefsiri