THY-TR Çıkışlı % 10 İndirim

Çerkes Ethem

Kurtuluş Savaşı yıllarında Kuvayi Milliye grupları içerisinde yer alan Çerkes Ethem düşman kuvvetlerine karşı büyük başarılar kazanmıştır. Ancak Batı Cephesi komutanı olarak İsmet İnönü göreve geldiğinde hükümet ile aralarında anlaşmazlıklar baş göstermeye başlamıştır.

Çerkes Ethem, 1886 yılında Balıkesir'in Bandırma ilçesinin Emre köyünde doğdu. Balkan Savaşları'na katılarak yaralandı. I. Dünya Savaşı sırasında Sencer Eşref Bey'in yönetimi altında bulunan Teşkilat-ı Mahsusa'da görev yaptı. Daha sonra İran ve Irak'a giderek burada faaliyetlerde bulundu. Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında Mondros Ateşkes anlaşmasının imzalanmasının ardından başlayan Yunan işgalinde Kuvayi Milliye grupları arasında yer aldı.

Düşman kuvvetlerinin Milen Hattı'nda durdurulmasında büyük rol oynadı. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin emrindeki en önemli komutanlardan birisi oldu. Kendisine meclis tarafından Milli Kahraman ünvanı verildi. Ancak Batı Cephesi komutanı olarak İsmet İnönü göreve geldiğinde hükümet ile aralarında anlaşmazlıklar baş göstermeye başladı. 1920 senesinin sonlarına doğru Mustafa Kemal Atatürk'ün Çerkez Ethem kuvvetlerinin üzerine birlik gönderince, zor bir durumda kalan ve öldürüleceğini düşünen Çerkes Ethem Yunanlılara sığınmak zorunda kaldı.

Bu durum TBMM tarafından şiddetle karşılandı. Lozan Anlaşması'nın ardından devlet düşmanları için hazırlanan 150'lik listesine ismi eklendi. Bunun üzerine önce Mısır'a sonra da Ürdün'e kaçtı. Savaş sonrasında çıkartılan genel af yasasına rağmen ülkesine geri dönmedi ve 1948 yılında Amman'da hayatını kaybetti.

Çerkes Ethem, Hatıratı'nda "hainlik" ile ilgili suçlamalara şöyle cevap veriyor:

"Suçlular affedilmeyi kabul eder, ben suçlu değilim. Aziz vatan için herkesten önce yola çıktım, mevki ve şeref düşünmedim. Bu durumda dönmektense iftiraya uğramış bir mağdur olarak ölmeyi tercih ederim. Bugün dahi sebeplerini bilmediğim için izahtan mahrum olduğum sebeplerle memleketim, vatandaşlarım ve tarih huzurunda ihanetle tescil edilmiş durumdayım. Kesinlikle ithamların ağır mesuliyetine layık bir günahkar değilim; fakat gerçekleri tarafsız bir mahkeme huzurunda izah edebilecek miyim? Hayır. O halde gurbette devam edecek ve gurbette öleceğim. Ta ki akıbetim günün birinde o ilk günlerin tarihini yazmak isteyen kimselerin dikkatini çeksin ve meseleyi baştan sona ele alsınlar. Belki çok hatalarım olduğunu, fakat asla vatan haini olmadığımı tespit etsinler."