Sarayları değil gönülleri süslüyor

Zümrüt yeşili, mercan kırmızısı, lapis lazuli mavisi ve firuze yeşili... Bu mücevher renklerinin hepsi çini sanatında buluştu. Çini aşığı bir sanatkar olan Mehmet Gürsoy, "Eskiden sanatçılar sarayları süslüyormuş, biz de bugün gönülleri süslüyoruz" diyor.

14 Şubat 2018 Çarşamba 11:45
Sarayları değil gönülleri süslüyor

Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli çini sanatkârlarından birisi olan Mehmet Gürsoy, UNESCO ödüllü bir sanatçımız. Kendi adını taşıyan sanat merkezinde Akit Ailesi'ni ağırlayan sanatçı, çini yolculuğuyla ilgili merak edilen her konuda özel açıklamalarda bulundu. İşte o çok özel röportaj.

Mehmet bey öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

1950 yılında Bekirli’de doğdum. 10 yaşımda iken ailemle ile birlikte Kütahya’ya geldim. Kütahya yakınlarında küçük bir köyde ilkokul öğretmeni olarak çalıştığım 1975 yılında çiniyle tanıştım. Yurtiçi ve yurtdışında 62 sergi açtım. Eserlerim pek çok müze ve koleksiyonda sergiledim. Bugüne kadar yüzden fazla çırak ve öğrenci yetiştirdim.

Çiniyle tanışmanız nasıl oldu?

1975 yılında ince tezhip, ruganî ve desen çalışmalarıyla takdir toplayan Muhsin Demironat ile tanıştım. Onun sayesinde çiniye merak saldım. Gittikçe bu sanata aşık olunca kendi yolumu çizmeye karar verdim. Çinide çizim olmadığı için hayallerin stilize edilmesi vardır. Ben de eserlerimde hayallerimdeki hayvanları ve figürleri stilize ettim. Bugüne kadar pek çok eser ortaya koydum. Bu eseri sergilemek için birçok ülkeye gittim. Bunlar arasında Fransa, Amerika, Japonya, Singapur da var.

Çinide en çok kullandığınız renkler hangileridir?

Zümrüt yeşili, mercan kırmızısı, lapis lazuli mavisi ve firuze yeşili. Bu renklerin özelliği hepsinin mücevher rengi olması. Çiniler bu yüzden sarayları, camileri, konakları han ve hamamları süslemiş. Sarayda Avrupa özentisi başlayınca çini yok tehlikesiyle karşı karşıya kalmış. Bir dönem neredeyse yok denecek kadar azalmış çini üretimi. Günümüzde ise çok şükür çiniye ilgi son derece yoğun. Belediyeler, cezaevleri, üniversiteler ve halk eğitim merkezlerinde çini eğitimi veriliyor. Bu güzel sanat dalı sahip çıktığımız takdirde sonsuza kadar yaşayacaktır.

UNESCO’nun her yıl düzenlenen 'Yaşayan insan hazinesi' ödülüne layık görüldünüz. Bu ödülün size getirdiği sorumluluklar var mı?

2010 yılında İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda ödülümü aldım. Ödülü almadan önce çini için nasıl bir çalışma içindeysem ödülü aldıktan sonra da aynı aşk ve şevkle çalışmaya devam ettim. Bu uğurda 42 yılı geride bıraktım. Eskiden sanatçılar sarayları süslüyormuş, biz de bugün gönülleri süslüyoruz. Bana göre çini bir göz musikisidir. Bu musikinin notaları ise, güller, laleler, karanfillerdir. Diğer bir anlamda çini mücevher renklerini sır altına saklama sanatıdır.

Çini sanatı ve Kütahya UNESCO tarafından koruma altına alındı. Bu yolculuk nasıl başladı?

Çini sanatının onurlandırılması ve yok olmasının önüne geçmek için Kültür Bakanlığı'yla ortak çalışma yaptık. UNESCO'ya başvurduk. 2016 yılının Kasım ayında Etiyopya'da yapılan genel kurulda UNESCO, çiniyi koruma altına aldı. Bunun üzerine Kütahya Belediyesi de harekete geçti ve UNESCO'nun üretici şehirler listesine girmek için başvuruda bulundu. Bu kapsamda listede yer alan şehirlere ziyaretlerde bulunduk. Önce Japonya'ya, daha sonra Güney Kore, ABD'yi ziyaret ettik. İyi niyet mektupları aldık. Yaptığımız başvuru sonrası Kütahya UNESCO üretici şehirler ağına dahil edildi. Bunu başardığımız için çok mutluyum.

 

Yeni Akit Gazetesi

Haber Tarihi: 14 Şubat 2018 Çarşamba 11:45

YORUM YAZ

    Günün Karikatürü

    Yeni Akit Gazetesi - Günün Karikatürü 18.02.2018