İşte Macron'un arkasındaki karanlık güç!

Fransa’da 36 senedir her liderin danışmanlığını yürüten liberal ekonomist Jacques Attali, sonunda “Onu ben yarattım” dediği kişiyi Saray’a yerleştirdi. Emmanuel Macron’un zaferiyle Attali, uluslararası sermayenin bayrağını taşıyan ‘bağımsız’ cumhurbaşkanına kavuştu.

14 Mayıs 2017 Pazar 16:48
İşte Macron'un arkasındaki karanlık güç!

Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan Élysée Sarayı bugün görkemli bir törene tanık oluyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aşırı sağcı Ulusal Cephe’nin adayı Marine Le Pen’i deviren bağımsız Yürüyüşte hareketi lideri Emmanuel Macron, resmen François Hollande’dan görevi devralıyor. Bundan 3 sene öncesine kadar Fransız siyasetinde esamesi bile okunmayan 39 yaşındaki Macron görevi teslim almasının ardından nükleer kodlara sahip olan dünyanın en genç liderlerinden biri haline gelecek. Her ne kadar Macron’un hızlı yükselişi başarı olarak sunulsa da aslında bu, bir siyasal dönüşümün hikayesi.

MİTTERRAND’IN DANIŞMANI

Her şey Cezayir’in bağımsızlığı sonrası Paris’e göçmek zorunda kalan Yahudi bir ailenin çocuğu olan ekonomist Jacques Attali’nin, Fransız sosyal demokratlarının efsanevi lideri François Mitterrand ile tanışmasıyla başladı. Sosyalist Parti Genel Sekreteri’yle bir araya gelen Attali, kısa sürede ‘beyin takımına’ girdi ve Mitterrand’ın kampanya direktörü oldu. Partinin işçi sınıfına dayanan klasik Marksist ekonomi anlayışını yeniden yorumlayan Attali, orta sınıfı da kucaklayan yeni bir dil geliştirdi. 1981 seçimlerine orta sınıfın da problemlerine eğilerek giren Mitterrand, 5. Cumhuriyet’in ilk solcu cumhurbaşkanı seçildi. Mitterand’ın zaferiyle ‘özel danışman’ sıfatına erişerek Élysée’ye yerleşen Attali, böylece Fransız sosyal demokratlarının liberalleşme dönemini başlattı.

FİKRİ HEP İKTİDAR

Avrupa Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası’nın ilk başkanı olarak görev yaptığı yıl olan 1991’e kadar Cumhurbaşkanı’nın yanında kalan Attali, sosyal demokrat kabineye François Hollande ile eşi Ségolène Royal gibi énarque’ların* girmesini sağladı. Ünlü ekonomistin telkinleriyle, kariyerist gençlerden oluşan geniş bir kitle Sosyalist Parti’ye girdi. Yine de partinin sosyal demokrat kökenlerinden uzaklaşması için ‘kurucu babası’nın vefat etmesi gerekiyordu. 1996’da Mitterrand’ın ölümüyle birlikte parti yönetimi tamamıyla énarque’ların eline geçti. Küreselci düşüncenin Avrupa’da ve Fransa’da bayraktarlığını yapan Attali, etkisini sadece sosyal demokratlarla sınırlamadı. 2007’de Sarkozy’nin üniversiteleri şirketlere eleman yetiştiren bir kuruma dönüştüren yüksek öğretim reformunu hazırlayan Attali, 2012’de de Hollande yönetiminin ekonomi alanındaki belirleyicisi haline geldi. Sürekli arka planda kalmayı ve işleri kendisi yokmuş gibi yürütmeyi seven ünlü ekonomist, Rotschild’e soktuğu çırağı Emmanuel Macron’u Hollande kabinesine sokarak ortadan kayboldu.

ÇIRAK SAHNEYE ÇIKIYOR

Sosyalist Parti’nin en sol kanadında yer alan Arnaud Montebourg’un Ekonomi Bakanı iken Hollande’ın liberal yönelimlerine baş kaldırmasıyla başlayan süreç Emmanuel Macron isimli genç siyasetçinin kabineye girmesiyle sonuçlandı. Çiçeği burnunda Bakan’ın ilk icraatı kendi ismiyle anılan ve çalışanların haklarını patronların lehine kesintiye uğratan yeni iş yasasını meclise getirmek oldu. Fransa genelinde gece eylemlerine neden olan yasa kıl payı parlamentodan onay alırken, tuhaf bir biçimde suçlanan Macron değil Sosyalist Parti oldu. Attali sonunda sınırlarını belirlediği küreselci ve Avrupa’cı fikirlerin taşıyıcılığını yapacak medyatik siyasi kişiliğe kavuşmuştu. Attali sadece 3 sene sonra “Macron’u ben yarattım” diyecekti.

‘BAĞIMSIZ’IN ZAFERİ

Macron’un Ekonomi Bakanlığı sadece 2 sene sürdü. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine bir sene kala genç siyasetçi kabineden ayrılarak kendi hareketini kurdu. Zaten iş dünyasında başarısıyla ünlenen genç adam kaynak bulmakta hiç sıkıntı çekmedi ancak isimsiz bağışçılarını da hiç açıklamadı. Dinamik görüntüsüyle ve liberal vaatleriyle gençlerin sevgisini kazandı. Medya tarafından ‘star’ gibi lanse edildi. Yozlaşmış merkez sağ ve merkez sol partilerle ilişkide olmadığı algısını yöneterek kendini akladı. Kampanyası boyunca her adayın suç listesi ortaya dökülürken büyük eylemlere neden olan Macron Yasası bir gün bile gündeme gelmedi. Sonunda ırkçılığından ötürü şeytanlaştırılan Marine Le Pen karşısında kolay bir zafer elde etti. Macron’un Elysée’ye ‘yürümesiyle’ Attali’nin kıvılcımını yaktığı süreç tamamlandı. Devlet başkanlığı, siyasal kökenleri nedeniyle bir türlü doğrudan sermayeyle bağlantı kuramayan liderlerden ‘bağımsız’ birine geçti. Fransız filozof Régis Debray seçimlerden önce Le Monde’a yaptığı değerlendirmede “Avrupa, Amerikan İmparatorluğu’nun bir vilayeti oldu” diyordu. İşte Macron’un zaferiyle Fransa bu küreselci imparatorluğun yeni kalesi haline geldi.

Kaynak: Star Gazetesi

Haber Tarihi: 14 Mayıs 2017 Pazar 16:48
  •  Cihangir Cihangir4 ay önce
    Yahu bu nasıl bir zaman, nasıl bir algı oluşturma. Neden göz göre göre çok karşı olduğumuz şeylere onay veriyoruz. Nasıl beceriyorlarbunu.Adam hem sosyalist parti bakanı olacak hem sermayeye çalışacak hem ülke yangın yerine dönecek hemde tüm bunların sorumlusu bu değil gibi parlatilip sectirilecek. Ayrıca burdan şu sonuç da çıkar.Bizim halkımız hiç de göbeğini kaşıyan adam modeli değil. Tüm bu numaraları yemiyor. Ama öve öve bitiremediğiniz avrupalı gayet yemiş. Sömürü düzenine devam.
  • murat kesermurat keser4 ay önce
    almanyanin kucagina düstü fransa,yine isgal edilince aglayip amerikaya+ingilize kosma. artik sansi kacirdin fransa
  • VatandaşVatandaş4 ay önce
    Rockfellerin damadı.