İşte Allah'ın bizzat övdüğü kadınlar

Cenâb-ı Hak, kullarının iffetli bir hayat yaşamasını buyurur. İffetli davranmakla insan, nefsin arzularına esir olmaktan kurtulur ve gerçek hürriyeti elde eder.

10 Kasım 2017 Cuma 20:15
İşte Allah'ın bizzat övdüğü kadınlar

İffet, yeme içme ve şehevî arzular husûsunda ölçülü olmak, aşırı ve süflî arzuları bastırıp dinin ve aklın emri altına almak sûretiyle faziletli bir hayat yaşamaktır.

Cenâb-ı Hak, kullarının iffetli bir hayat yaşamasını arzu buyurur. İffetli davranmakla insan, nefsin arzularına esir olmaktan kurtulur ve gerçek hürriyeti elde eder. Nitekim “İnsanı zillete düşüren asıl kölelik, şehvet köleliğidir” denilmiştir.

İFFET VE HAYA

İffet, insana ait bir husûsiyettir. Diğer mahlûkât için böyle bir durum mevzubahis değildir. Dolayısıyla insanı diğer mahlûkâttan ayıran en fârik vasıf iffettir. Onun kaybedilmesi; insanlık haysiyetini zâyî etmek ve diğer mahlûkâtın seviyesine düşmek demektir. İffetin muhafazası ise daha çok hayâ duygusu ile sağlanır. Hayâ da temel ahlâkî vasıflardandır. Hadîs-i şeriflerde şöyle buyurulur:

 “Hayâ îmandandır ve hayâlı olan kimse cennettedir! Hayâsızlık ise kalbin katılığındandır; kalbi katı olan da cehennemdedir!..” (Buhârî, Îmân, 16)

“Allah çok hayâlı ve çok gizlidir. Bundan dolayı hayâyı ve örtünmeyi sever. O hâlde herhangi biriniz gusledeceği zaman örtünsün.” (Ebû Dâvûd, Hammâm, 1/4012)

“Hayâ ve îman bir aradadır; biri gittiğinde diğeri de gider!” (Taberânî, Evsat, VIII, 174; Beyhakî, Şuab, VI, 140; Buhârî, Edeb, no: 1313)

İnsanı ahlâka aykırı her türlü fenâlıktan ve nefsânî düşüncelerden ancak hayâ fazîleti menedebilir. Mü’mini çirkinliklerden muhafaza husûsunda edep ve hayânın tesiri, yüzlerce kanun ve zâbıta kuvvetinden daha ileridir. İffet ve hayâ sahibi bir insana; “Utanmıyor musun?” demek, onu kötülüklerden uzaklaştırmaya kâfîdir.

KUR’AN’DA ÖVÜLEN KADINLAR

Yüce Rabbimiz, iffet ve hayâ husûsunda zirveye çıkmış olan iki şahsı, mü’minlere örnek olarak gösterir. Bunlar “kıssaların en güzeli” diye Yûsuf Sûresi’nde hikâyesi anlatılan Yûsuf (a.s) ile Kur’ân-ı Kerîm’in 34 yerinde kendisinden övgüyle bahsedilen Hz. Meryem’dir. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“İffetini korumuş olan İmrân kızı Meryem’i de (Allah örnek gösterdi). Biz, ona ruhumuzdan üfledik, o da Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdik etti ve gönülden itaat edenlerden oldu.” (Tahrîm, 12; Enbiyâ, 91)

Yûsuf (a.s) ise, genç ve güzel bir kadın, bütün imkânları sağladıktan sonra kendisini iffetsizliğe çağırdığında; “Allah’a sığınırım, zâlimler iflah olmaz” diyerek oradan hızla uzaklaşmıştır. İffetsizliğe düşmekle zindan arasında tercih yapmak zorunda kaldığında ise hiç tereddüt etmeden:

“Zindan bana, bunların dâvet ettiği şeyden daha sevimlidir” deyip Allah’a sığınmış, Allah da onun iffetini muhafaza buyurmuştur. (Yûsuf, 23-25, 33-34)

Bir iffet timsâli şahıs da Hz. İbrahim’in zevcesi Sâre vâlidemizdir: Mısır ülkesini Firavun âilesi idâre ediyordu. Bunlar zâlim ve kibirli kimselerdi. Huduttan yabancı ve güzel bir kadın şehre girdiği zaman hemen Firavun’a bildirilirdi. Evli ise kocası öldürülür, eğer erkek kardeşi varsa, kadın ondan istenirdi. İbrâhim (a.s), yanında Sâre vâlidemiz olduğu hâlde huduttan geçince yine saraya haber gitti. Cemâl sahibi bir kadının Mısır’a girdiği bildirildi. Sâre vâlidemizi alıp saraya götürdüler. Bu hususla alâkalı olarak bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulur:

“Sâre saraya girince, hemen abdest aldı ve iki rekât namaz kılmak üzere huzûr-i ilâhîye durdu. Namazı bitirince Cenâb-ı Hakk’a şöyle ilticâ etti:

«Allah’ım! Ben, sana ve senin peygamberine inanmış, iffetimi de zevcimden başkasına karşı titizlikle korumuş bir kulun isem, şu kâfiri bana musallat etme!»” (Buhârî, Büyû’, 100)

Firavun, Sâre’nin yanına yaklaşmak istedi. Birden nefesi kesildi. Felç oldu. Bu durum birkaç defa tekerrür etti. Nihayet Firavun, korkusundan onu serbest bıraktı. Câriyesi Hâcer’i de ona hediye etti. (Müslim, Fedâil, 154)

Peygamber Efendimiz ve onun hanımları da bizim için en güzel iffet nümûneleridir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

Ey Peygamber hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer (Allah’tan)korkuyorsanız, (yabancı erkeklere karşı) çekici bir edâ ile konuşmayın! Sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Mâruf üzere, uygun, ciddî ve ağır başlı bir şekilde konuşun! Evlerinizde oturun, eski câhiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın! Namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin! Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.” (Ahzâb, 32-33)

Âişe c bu âyet-i ke­rîmeyi okuduğu zaman, başörtüsünü ıslatıncaya kadar ağlarmış. (Kurtubî, el-Câmi,[Ahzâb, 33]) Herhalde bu âyetleri okuyunca Cemel Vak‘ası’nı hatırlıyor ve o hâdiseye karıştığı için üzülüyordu.

Evinden pek fazla dışarı çıkmayan Hz. Sevde vâlidemize:

“–Niçin diğer kardeşlerinin yaptığı gi­bi haccetmiyor, umreye gitmiyorsun?” diye sorulmuştu. O da:

“–Daha önce haccımı ve umremi yaptım. Allah da bana evimde oturmamı emrediyor. O hâlde neden çıkayım ki?!” karşılığını verdi.

Hâdiseyi nakleden râvî der ki:

“Allah’a yemin ederim ki, odasının kapısından ce­nazesi çıkarılıncaya kadar dışarı çıkmadı.” (Kurtubî, el-Câmi, [Ahzâb, 33])

İffet ve hayâ husûsunda zirveye çıkmış şahsiyetlerden biri de Hz. Osman’dır. Resûlullah (s.a.v), meleklerin bile ondan hayâ ettiğini haber vermiştir. (Ahmed, I, 71; VI, 155)

Hz. Osman (r.a) şöyle buyurur:

“Vallahi ben câhiliye devrinde de İslâm dönemin­de de hiç zinâ etmedim. Câhiliyede tiksindiğim için, Müslüman olduktan sonra ise iffetimden dolayı zinâya yaklaşmadım.” (Bkz. Ebû Dâvûd, Diyât, 3/4502; Ahmed, I, 163)

BAKIŞLARDA VE KONUŞMADA İFFET

Erkekler ile kadınlar arasında hayâ, iffet, nezâhet ve nezâketin hâkim olması îcâb eder. Erkek ve kadının gayr-i meşrû alâka ve muhabbeti, “bakış”la başlar. Bu sebeple Müslüman erkek ve kadınların lüzumsuz bakışlardan sakınmaları, konuşacakları zaman da başlarını önlerine eğerek konuşmaları emredilmiştir:

(Resûlüm!) Mü’min erkeklere söyle: Gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır.

Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; nâmus ve iffetlerini muhafaza etsinler. Görünen kısımları müstesnâ, zînetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler… Gizlemekte oldukları zînetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (dikkat çekecek şekilde yürümesin, dışarı çıkarken câzip kokular sürünmesinler). Ey mü’minler! Hep birden Allah’a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” (Nûr, 30-31)

Bu âyet-i kerîme nâzil olunca mesciddeki hanım sahâbîler, evlerine gitmeyi beklemeden hemen orada elbiselerinin fazla kısımlarını keserek başlarını ve yakalarını emre uygun şekilde örttüler. (Buhârî, Tefsîr, 24/12; Ebû Dâvûd, Libâs, 31-33/4102)

Erkekler de evlerine dönüp hanımlarına, kızlarına, kızkardeşlerine ve bütün arkabalarına bu âyetleri okudular. Bunun üzerine bütün kadınlar, baştan aşağıya güzelce örtündüler. Böylece Allah Teâlâ’nın indirmiş olduğu hükümleri derhal tasdik ettiklerini ve onlara gönülden inandıklarını gösterdiler. Sabah namazda Allah Resûlü’nün arkasında güzelce örtünmüş olarak safa durdular. Takındıkları siyah örtüleri sebebiyle sanki başlarının üzerinde kargalar varmış gibi görünüyordu. (İbn-i Kesîr, Tefsîr, [Nûr, 31])

HARAM OLAN ŞEYİ ANSIZIN GÖRMENİN HÜKMÜ NEDİR?

Cerîr (r.a) şöyle der: Peygamber Efendimiz’e bakılması haram olan şeyi ansızın görmenin hükmünü sordum:

“–Hemen gözünü başka tarafa çevir!” buyurdu. (Müslim, Âdâb 45; Ebû Davûd, Nikâh, 43; Tirmizî, Edeb, 28)

Çünkü bakmak gözlerin zinası olmaktadır ve günahtır. Aynı şekilde kulakların zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası dokunmak, ayakların zinası yürümek, kalbin ve nefsin zinası da arzu etmektir. (Buhârî, İsti’zân 12, Kader 9; Müslim, Kader 20-21; Ebû Dâvûd, Nikâh, 43)

Resûlullah (s.a.v) lüzumsuz bakışların kalp için ne derece zararlı olduğunu şöyle ifade buyurur:

“Harama bakış, iblisin zehirli oklarından bir oktur. Her kim Allah korkusu sebebiyle bunu terk ederse Allah ona kalbinde halâvetini hissedeceği bir iman bahşeder.” (Hâkim, IV, 349/7875)

“Kimin gözü bir kadının güzelliğine takılır da hemen gözünü ondan çevirirse, Allah ona, kalbinde halâvetini hissedeceği bir ibadet sevâbı ihsân eder.” (Ahmed, V, 264; Heysemî, VIII, 63)

Harama bakmak yasaklandığı gibi insanların dikkatini çekecek şekilde parfüm ve kokular sürünmek ve farklı davranışlarda bulunmak da yasaktır. Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurur:

Her göz (harama bakmakla) zina eder. Kadın koku sürünüp (erkeklerin bulunduğu) bir meclisten geçtiği zaman, o da zina etmiş sayılır.” (Tirmizî, Edeb, 35/2786; Ebû Dâvud, Tereccül, 7/4173; Nesâî, Zînet, 35)

“Bir kadın koku süründüyse, yatsı namazında bizimle birlikte bulunmasın!” (Müslim, Salât, 143; Ebû Dâvûd, Tereccül, 7; Nesâî, Zînet, 37,38)

İFFETİ MUHAFAZA ETMENİN EHEMMİYETİ 

Cenâb-ı Hak, kullarının iffetli olmasına çok ehemmiyet verir ve pek çok âyet-i kerimede buna işâret eder.(1) Bir âyet-i kerimede şöyle buyrulur:

“Evlenme imkânı bulamayanlar Allah kendilerini lütfuyla zenginleştirinceye kadar iffetlerini korusunlar… Dünya hayatının geçici menfaatini kazanma hırsıyla câriyelerinizi fuhşa zorlamayın! Hele iffetli ve namuslu kalmak isterlerse (hiç zorlamayın!) Kim onları zor altında bırakırsa (şiddetli bir azaba mâruz kalır ve) Allah zorlanmalarından sonra (o câriyeler için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir.” (Nûr, 33)

Resûlullah (s.a.v) Efendimiz, kadınlardan bilhassa iffetlerini muhafaza husûsunda bey’at alırdı. (Mümtehine, 12)

Peygamber Efendimiz, hanımının iffetli olmasını isteyen kişilere başkalarının hanımlarına karşı iffetli davranmayı tavsiye etmiştir. (Hâkim, IV, 170/7258)

İFFETİ MUHAFAZA ETMENİN MÜKAFATI 

Kur’ân-ı Kerim’de Allah’ın kendilerine mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırladığı kullardan bahsedilirken, “İffetlerini koruyan erkek ve kadınlar…” da zikredilir. (Ahzâb, 35)

Yine, Firdevs cennetine girip orada ebedî kalacak ve kendilerine cennetlerde bol bol ikrâm edilecek mü’minlerin vasıfları sayılırken “iffetlerini muhafaza edenler” de sayılır. (Mü’minûn, 5-11; Meâric, 29-35)

Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Kim bana iki çenesi arasındaki (dili) ile iffet ve nâmusunu koruma sözü verirse, ben de ona Cennet sözü veririm.” (Buhârî, Rikâk, 23)

“Üç kişi vardır ki onların gözleri cehennemi görmez: Allah yolunda nöbet tutan, Allah korkusuyla ağlayan ve Allah’ın haramlarından sakınan kişilerin gözleri…” (Heysemî, V, 288)

ARŞIN GÖLGESİNDE GÖLGELENECEK YEDİ SINIF İNSAN

Hiçbir gölgenin bulunmadığı sıkıntılı kıyâmet gününde Cenâb-ı Hakk’ın Arş’ının gölgesi altında serinletip ikramlarda bulunacağı yedi grup insandan biri:

“Rabbına kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç” diğeri de; “Güzel ve mevkî sahibi bir kadının beraber olma isteğine «Ben Allah’tan korkarım» diye yaklaşmayan yiğit”tir. (Buhârî, Ezân, 36; Müslim, Zekât, 91)

Bunlar iffetli ve namuslu kişilerin âhirette elde edeceği şeref ve mükâfâttır. İffet ve nâmusun dünyevî bereketleri de çok büyüktür. (Buhârî, Büyû‘, 98; Müslim, Zikir, 100)

(1) Misâl olarak bkz. Nisâ, 25; Mâide, 5; Enbiyâ, 91; Nûr, 4, 23; Tahrîm, 12.

Kaynak: Dr. Murat Kaya, Ebedi Yol Haritası İslam

Haber Tarihi: 10 Kasım 2017 Cuma 20:15

    Günün Karikatürü

    Yeni Akit Gazetesi - Günün Karikatürü 16.11.2017