'İpek giyen kefensiz Musab!'

İrşad ve tebliğde kıyamete kadar anlatılacak bir sahabi: Mus'ab bin Umeyr.

07 Kasım 2017 Salı 22:08

İpekler içerisinden devlet kurmuş, sonra o devletten payına bir elbese dahi düşmeden Allah'a gitmiş, irşad ve tebliğde kıyamete kadar anlatılacak bir sahabi: Mus'ab bin Umeyr. 

Mekke’nin en zengin kadını Hannas Binti Malik ve en şerefli, en asil ailelerinden Umeyr’in oğlu Abdü-d daroğullarının incisi Mus’ab Bin Umeyr…

Henüz 18 yaşında.. Mekke’nin en zengin, en yakışıklı, en zerafetli genciydi Mus’ab. Ondan daha iyi elbiseler giyen, daha güzel kokular süren, daha kibar kimse yoktu. Göz kamaştırıcı ve çoğu kimsenin hayal bile edemeyeceği nimetler içinde yüzüyordu. Serveti ve güzelliği ile arzulayıp da ulaşamayacağı hiçbir şey yoktu ama içini kemiren, arzu ettiklerinin kendisini tatmin etmediği bir boşluk vardı yüreğinde. Bir gün Darü’l Erkam’dan yükselen tevhid seslerini duymuştu. Bu sesler adeta yüreğindeki boşluğu ilahi bir sevgi ile doldurmuştu. Bu sevgisi büyüyüp, ilahi bir aşk durumuna gelince yüreği dayanamadı, yola koyuldu. İlmin ve nurun kaynağı Erkam’a ulaşınca herkeste bir şok etkisi yarattı. Çünkü Mus’ab Mekke’nin en yakışıklı, en gözde genciydi. Belki de Müslüman olacağı en son beklenen kişilerdendi. Peygamberimizin (sav) dizininin dibine oturup da “Bana İslam’ı öğret” demesiyle herkeste bir sevinç etkisi yarattı.

Müslüman olduğu ilk zamanlarda bunu kavminden ve ailesinden saklamıştı. Bir gün Osman bin Talha onu namaz kılarken görünce hemen annesine ve kavmine haber verdi. Annesi dövünmeye, sızlanmaya başladı… “Eyvah! Müslüman olmuş” Şuursuzluk adeta yüreğinde pas tutmuştu zavallının. Oğlunun Müslüman olduğuna sevineceği durumda yas tutuyor, İslam’ a daha çok hakaretler savuruyordu.

Mus’ab ilim yuvası Erkam’dan evine döndüğünde, annesinin durumu öğrendiğini anlamıştı. Deliye dönmüş gibi bağıran annesine; “Ben bilerek iman ettim ve kurtuldum. Bir nefes olsun dinimden dönmem artık diyordu.” Annesin emri ile Mus’ab hapsedildi işkencelere maruz kaldı. Günlerce süren bu akıl almaz işkencelere karşı verdiği tek cevap ise ; “Allah bir! Muhammed (sav) onun elçisidir, resulüdür” sözü olmuştu… Maalesef her Müslüman gibi Mus’ab için de ıstırap ve çile devri başlamıştı.

Bir gün Hz. Peygamber (sav) onu eskimiş bir kıyafet ile görünce; “Ben seni Mekke’de gördüğüm zaman senden daha ince ipek elbise giyen, senden daha güzel görünüşe sahip bir genç yoktu! Şimdi sen bir hırka içinde saçı başı karmakarışık bir haldesin!”demişti. O kadar çok imkân ve nimete sahip olup, bunların hepsini Allah ve Resulüne olan sevgisi uğruna terk etmek…

Mus’ab Peygamberimizin(sav) yanından ayrılmıyor, sohbetlerinden katılıp, Kuran ayetlerini ezberleyip ruhuna işlettiriyordu. Bu azim ve gayret ile Allah resulü (sav) onu Medine’ye İslam’ın tebliğcisi ve öğretmeni olarak göndermişti. Mus’ab artık genç bir öğretmen olmuştu. Medine’de okuduğu ayetler ve yaptığı sohbetler ile kısa zamanda gönülleri fethetmiş, yüzlerce insanın İslam’a girmesine vesile olmuştu.

Mus’ab, ikinci Akabe Biatı’nı yapmak üzere Mekke’ye dönmüştü. Mekke’ye varınca Peygamberimizin (sav) yanına gidip Ensar’ın büyük çoğunluğun İslam’a girdiğini bildirdi. Allah’ın resulü bu haber karşında çok memnun oldu. Mus’ab’ın Mekke’ye geldiğini duyan annesi “Ey vefasız oğul! Mekke’ye gelirsin de bana uğramaz mısın?“ diye haykırıyordu, Mus’ab’ın cevabı ise; “Ben Allah’ın resulünden önce kimseyi ziyaret etmem. Hatta annem bile olsa…“ diyerekten gönlünün Hz. Muhammed’in (sav) muhabbetiyle dolu olduğunu tekrar hatırlatmıştı.

Mus’ab ilmi kadar cesareti ile de gönüllerde taht kurmuştu. Bedir savaşında İslam’ın sancağını taşıdığı gibi, Uhut’ta da taşımıştı. Savaşın en kızgın olduğu bir anda aldığı kılıç darbesiyle sağ elini kaybetti Mus’ab, sancağı sol eline alıp devam ediyor, sol elini de kaybedince, İslam’ın sancağını yere düşürmemek için kollarıyla göğsüne dayıyor, kâfirin üçüncü bir saldırısı ile ruhunu Allah’a teslim ediyordu. Üzerinde yüze yakın ok ve kılıç yarası vardı. Toprağa verilirken üzerini kapatacak bir kefeni bile yoktu, Mekke’nin en zengini olmasına rağmen. Bunu gören Peygamberimiz (sav); ”Ey Mus’ab sen Mekke’nin en şık, en zarifiydin. Muhakkak ki Allah ve resulünün sevgisi sana bütün dünya güzelliklerinden daha değerli geldi” buyurmuştu.

Son söz niyetine;

Gelin bizler de, gerek İslami konularda gerekse edebi ve kişiliği ile Mus’ab bin Umeyr’i, Ammar bin Yasir’i, Zeyd bin Haris’i  örnek alalım. Sahabelerin çile ile dolu hayatlarından anlaşılıyor ki, İslâmiyet, nice zorluklara göğüs gererek yayılmış, nicelerinin malını, mülkünü, ailesini feragat ettiği plânlı ve gayretli çalışmalarla ilerlemiştir. İslam’ın bütün beşeri âleme yayılması konusunda en büyük hizmeti yapanlardan bazısı bu uğurda şehit düşmüşlerdir. Cenab-ı Allah kutsal kitabında bizlere;

       “Mü’minlerden öyle yiğitler vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.” (Ahzab-23)ayeti ile İslam uğruna fedakârlık yapanların ölümsüzlüğü tattığını bildirmiştir.

Mus’ab iradesini Cenab-ı Allah’tan başkasına teslim etmeyen iman dolu bir gençti. Yaşamı ve ölümü yalnızca Allah için olan ve kulluktan başka bir şeye tutkun olmayan bir sadakat örneğiydi. İnşallah bizler de, Hz. Mus’ab gibi dâva sahibi olup, ölünceye kadar da bu dâvaya olan bağlılığını sürdüren, şartlara teslim olmayıp İslam’a hizmet eden kullardan oluruz. Dua ile

Halim ESER /Gencdoku.com

Haber Tarihi: 07 Kasım 2017 Salı 22:08
  • Nurettin borucuNurettin borucu13 gün önce
    işte bu sahabe efendilerimizi anlatan,onlar gibi yaşamamız gerektiğini anlatmaya çalışan ihsan Şenocak hocamız açığa alınıyor.Kim tarafından bunları anlatması beklenen bir kurum tarafından

Günün Karikatürü

Yeni Akit Gazetesi - Günün Karikatürü 16.11.2017