'Hariri’nin Riyad’ta bulunması tesadüfi midir?'

Yeni Şafak yazarı Kurşun, Hariri ile Suud hanedanı arasındaki ilişkileri yazdı.

10 Kasım 2017 Cuma 09:24
'Hariri’nin Riyad’ta bulunması tesadüfi midir?'

Yeni Şafak yazarı Zekeriya Kurşun bugünki yazısında Hariri ile Suud hanedanı arasındaki ilişkilerin ayrıntılarını ve nedenlerini yazdı;

Ortadoğu’da siyaset yapan her liderin hayat riski vardır. Hele Lübnan gibi kırılgan bir coğrafya ise bu risk iki katına çıkar. Burada riski göze alamayan siyaset yapamaz. Suikasta uğrayan babasının yerine 2005’ten beri siyasete soyunan Sa’ad Hariri de bu riski en yakından bilenlerdendir. Birçok badireleri atlatarak Lübnan’a başbakan oldu. Ancak birden “bana suikast yapılacağını haber aldım, hayati tehlikem var” diyerek istifa etmesi kafaları karıştırdı.

Neredeyse yarım asıdır küresel ve bölgesel güçlerin hesaplaşma sahası haline gelen Lübnan’da  Hariri ailesi her türlü risk altında siyaset yaptı. Baba Hariri de bunun bedelini canıyla ödeyip liderliğini miras bıraktı. Peki şimdi ne oldu da oğlu başbakan Sa’ad Hariri, İran’ı hedef tahtasına koyan, Hizbullahı suçlayan zehir zemberek bir açıklama ile sürdürdüğü başbakanlıktan istifa etti? Üstelik açıklamasını da Suudi Arabistan’dan yaparak, bir siyasetçi, bir lider değil, başka bir yere sığınmış kabile şefi görüntüsü verdi.

Elbette gelecekte tarih bu davranışın sebebini sorgulayacaktır. Ama bize düşen de bugün ne oluyor sorusuna cevap aramaktır.ZiraLübnan, Ortadoğu’nun en kırılgan ülkesidir. Ama şimdi Hariri’nin istifası ile sadece Lübnan değil, bütün Ortadoğu tehdit altına girmiştir.

ABD’NİN YENİ POLİTİKALARI

Hızla gelişen fakat geçmişe uzanan bu muammanın kısa zamanda çözülmesi zor olsa da bazı tahlillerde bulunmamıza engel değildir.

Birincisi bu istifa ile ABD’nin, daha doğrusu Trump’ın bölge ve özellikle yeni İran politikalarının işareti verilmiştir. Körfez krizinin baş müsebbibi olan Trump, Suudi Arabistan ile birlikte Katar üzerinden İran’ı hedef tahtası seçmişti. Ancak yapılan planlar işletilemedi. Daha da önemlisi muhtemel sıcak bir çatışmanın getirebileceği riskler göze alınamadı ve söz konusu proje yarım kaldı. Büyük taviz ve angajmanlara rağmen sukut-i hayâle uğrayan Suudi Arabistan boş durmadı. Rusya’ya yakınlaşıp, S 400 füzelerine talip olmasıyla başlattığı alternatif arayışları, ya da blöfü, Trump’ı yeniden harekete geçirdi.

İran’ı Hizbullah üzerinden sıkıştıracak yeni bir plan devreye sokuldu. Üstelik kamuoyu için daha inandırıcı bir plan. Zira Katar meselesinde başta Suudi toplumu olmak üzere Körfez kamuoyu  asla ikna olmamıştı. Lübnan Başbakanı Hariri’ye Riyad’dan yaptırılan sert açıklama ile İran’ın ve Hizbullah’ın suçlanması Sünnî kamuoyuna oldukça cezbedici gelecektir. Yani bu sefer dikkatler Körfez’den uzaklaştırılıp, Lübnan üzerinden yeniden İran’a çevrilecektir. Böylece her zaman geçer akçe olan Sünnî-Şiî çatışması yeniden devreye sokulacaktır. Bu gelişmenin yarattığı etki şimdiden kendini göstermiştir. Lübnan Cumhurbaşkanı televizyondan yapılan “canlı” istifayı kabul etmeyip bekleteceği; Hizbullah dahil, bütün tarafların Hariri’nin iddialarını reddedip can güvenliğini garanti eden açıklamaları ciddi bir endişenin göstergesi olsa gerektir. Bölge tarihinde görülmemiş bu diplomatik skandal yeni gelişmelere sebep olacaktır. Zaten ilk işaretleri de görülmüştür. Suudi Arabistan ile İran arasında başlayan söz düellosu, savaş naralarını andırmaktadır. Kushner, Netanyahu ve Muhammed b. Selman arasında yaşanan trafik de cabasıdır.

ABD bu süreçte bir taşla birkaç kuş vurmayı hesaplamaktadır.Hesaplar tutarsa, Suudiler ile mevcut ittifak sürdürülecek ve Rusya’nın alternatif olması engellenecektir. İran, kamuoyunda kolay benimsenecek sebepler ile suçlanarak pasivize edilecek ve gerekirse sıcak çatışmanın meşruiyeti sağlanacaktır. İsrail, Hizbullah’ın üzerindeki baskısını arttırıp, 2006 yılının rövanşını alacaktır. Ama en önemlisi Suriye meselesinde devre dışı kalan ABD, hem bunun intikamını alacak, hem de hâlâ sorunun tarafı olduğunu gösterecektir. İran’a yapacağı suçlamalar ve muhtemel saldırılar ile Astana süreci işlevsiz bırakılacaktır. Bu yönüyle Türkiye de bölge politikalarının dışına itilerek İdlip operasyonu etkisiz bırakılacak ve  ABDnin bölgede desteklediği guruplar daha özgür hareket edebilecektir. Nitekim Başbakan Yıldırım’ın ABD ziyaretindeki görüşme konularından birisinin bu olduğunda kuşku yoktur. ABD muştasıyla, Arabın kılıcı ve Acem’in hilesi tahrik edilerek bölge yeni bir kaosa sürüklenecektir. Hariri’nin beklenmeyen istifası bütün bunların başlama işaretidir.

SUUDİ ARABİSTAN’DAKİ GELİŞMELER VE HARİRİ

İkinci tahlilimiz ise Hariri ile Suud hanedanı arasındaki ilişkilerde saklıdır. Hariri ailesi bütün gücünü Suudî hanedanından almıştır. Yatırımların sermayesi, siyasetteki finans kaynakları Suudi Arabistan’dır. Baba Hariri’nin öldürülmesi aslında Suudilerin Lübnan üzerindeki nüfuzunu kırma amacını güttüğü, zamanında çok tartışılmıştır. Ama geri çekilmeyen Suudi Arabistan, oğul Hariri’yi de destekleyerek Lübnan siyasetinde ön saflara taşımıştır. Buraya kadar iyi. Ancak Hariri ailesi de nüfuzunu tıpkı şimdi tutuklanan hanedan üyeleri gibi eski Suudi yönetimi zamanında kazanmıştır. Üstelik tutuklananların bir bölümü de Hariri’nin ortaklarıdır.

Öyleyse hanedan içinde tarihte görülmemiş bir hesaplaşmanın yaşandığı bir zamanda Hariri’nin Riyad’ta bulunması tesadüfi midir? Hele, burada kendi ülkesindeki problemleri ve İran’ı bahane ederek istifa etmesi siyaseten ne derece makuldur? Şimdilik cevapsız gibi duran bu sorular aslında bazı ihtimalleri de hatırlatmaktadır:

1) Hariri, tutuklanan ortaklarının menfaatlerini Lübnan’dan sürdürmemesi ve onlara bir ülke başbakanı olarak lojistik destek vermemesi için Riyad’a davet edilip istifa ettirilmiştir. Yani Hariri serbest dolaşsa da iradesi Muhammed b. Selman tarafından rehin alınmıştır.

2) Daha iyimser ikinci bir tahmine göre; şimdilik hesapları dondurulan ama yargılanıp varlıklarına el konulacak emir ve iş adamlarının mallarının idaresi, el altından babası gibi çok güvenilen ve aileden sayılan Hariri’ye emanet edilecektir.

Bütün bu tablonun içinde  hiç mi iyimser bir taraf yoktur? Elbette vardır. Bu kadim coğrafyanın geçmişi ve tecrübesi her türlü nev-zuhur siyaset ve siyasetçinin üstündedir.

Haber Tarihi: 10 Kasım 2017 Cuma 09:24

    Günün Karikatürü

    Yeni Akit Gazetesi - Günün Karikatürü 16.11.2017