Balkanlar’da Kurban diplomasisi mi? Reel diplomasi mi?

Yazar Erdem Eren, Balkanlar’da oluşmaya başlayan tehlikeli yapılara dikkat çekti.

13 Eylül 2017 Çarşamba 13:57
Balkanlar’da Kurban diplomasisi mi? Reel diplomasi mi?

Erdem Eren dikkatlerden kaçan Balkanlar ile ilgili önemli bir yazı kaleme aldı. Eren, bölgede oluşan Sırp ve Rus milliyetçiği yanı sıra diğer tehlikelere dikkatleri çekti.

İşte Eren’in yazısı:

Balkanlar’da bol bol hayır işlediğimiz bir Kurban Bayramını daha geride bırakırken, Balkanlar’ı FETÖ’ ye, Amerikan emperyalizmine, Sırp ve Rus milliyetçiliğine, Alman kamu diplomasisine, Şia ve Selefi kıskacına “teslim” ettiğimiz bir 10 aya daha giriş yaptık. 10 ay diyorum çünkü İnşAllah Ramazan ayında yeniden oradayız.

Balkanlar’la ilgili en temel hatalarımızdan biri ne yazık ki ego tatmininden başka bir şey değil. Osmanlı hafızası tarihimizin en değerli parçası olabilir ama tarihin değerini avuntular ve böbürlenmeler değil, günümüzdeki ve gelecekteki doğrularımız ve gerçeklerimiz gösterecek ve sürdürecektir. Devlet olarak Balkanlar’daki kamu diplomasisi faaliyetleri başlığı altındaki birçok çalışmamız geçmişte yaptıklarımıza kıyasla oldukça doğrudur evet ama daha fazlasına ihtiyacımız var. Bu faaliyetlerin Müslümanların ve Türklerin yaşadığı ülkelerde hatta şehirlerde daha fazla koordinasyon içinde yapılması gerekiyor. Yine Balkanların kapsamlı bir röntgeninin çekilip, çoğunluğun ve azınlığın her türlü istatistikî verileri, talepleri ve sıkıntıları tespit edilmeli. Çünkü Türkiye düne nazaran çok daha kapsamlı, tutarlı ve etkin reel politikalara ihtiyaç duyuyor.

Balkanlar’ın neredeyse hiçbir ülkesinde FETÖ’ ye karşı tam anlamıyla mücadele edilmiş ve başarı elde edilmiş değil. FETÖ hala tüm ülkelerde siyasi, ticari ve eğitim kurumlarıyla faaliyetlerine devam ediyor. Balkan ülkelerindeki siyasi kadrolaşmasını sürdürürken, ticari gücünü de arttırıyor. Amerikan kuruluşları ve büyükelçileri ise emperyalist manevralarla ülkelerin iç siyasetine doğrudan müdahale ediyor. Slav kökenli ve benzeri Balkan milliyetçiliği ise Müslümanları ve Türkleri dışlayıcı politikalarla asimile etmeye çalışıyor. Bunun yanında Alman kamu diplomasisi ise Balkanlar’ı bir insan kaynakları havuzu olarak görüyor. Kendi istediği tipte kadroları arka bahçesi olarak gördüğü Balkanlar’da yetiştirmekle uğraşıyor. Şiacı ve Selefi gruplar ise özellikle ekonomik yatırımlarla Balkanlardaki etki güçlerini arttırıyorlar. Türkiye’nin kamu diplomasisi kuruluşlarıyla, siyasi kadrolarıyla, büyükelçileriyle, sivil toplum gruplarıyla, hükümet dışı tüm organizasyonlarıyla, ekonomik lobileriyle neden ego tatminini, avuntu ve böbürlenmelerini bırakması gerektiğini anladınız mı? Karşımızda sadece yukarıda saydığımız karşıt gruplarlar yok birde kendimiz varız.

Makedonya’da Türkler 4. partilerini kurma girişimlerine başlamışlar. Bırakın ülkede Müslümanların Türk, Arnavut ve diğer toplumların tek çatı altında Makedonlara karşı siyaset üretebilme ve birlik olma girişimlerini, sadece Türkler siyasal açıdan 4. parçaya ayrılacaklar. Balkanların neredeyse tüm ülkelerinde vaziyet böyle, bu durum sadece Makedonya’ya has değil. Birçok ülkede azınlık ve çoğunluk fark etmeksizin Müslümanların Türk, Arnavut ve Boşnak gibi toplumların birden fazla siyasal partisi bulunmakta ve siyasal açıdan paramparça durumdalar. Çok detaya girip Google bilgileri vermeyeceğim. Ancak birkaç ülkedeki veya ülkeyle alakalı sorunlara da yer vermek istiyorum.

Sınırımızdan başlayalım. Bulgaristan evet kapalı bir rejim ancak ne yazık ki hala buna bir çözüm üretip bu ülkedeki Müslüman ve Türk azınlığın elinden sıkı sıkıya tutamıyoruz. Yunanistan’ın Batı Trakya’daki ihlalleri devam ederken, uluslararası kamuoyunu etkileyebilecek uluslararası bir akil heyetinin eksikliğini yaşıyoruz. Makedonya, Türk ve Arnavut Müslümanların siyasal ve toplumsal açıdan en çok ayrıldığı ülkelerden biriyken, köklü birleştirici girişimlere ihtiyaç duyuyoruz. Arnavut çoğunluğun hâkim olduğu iki ülke olan Arnavutluk ve Kosova ile Türkiye arasında sağlam köprülerin inşa edilmesini, dış politikada bu ülkelere daha net adımlar atılmasını, milliyetçi değil, Müslüman kimliğin ön planda tutulmasını arzu ediyoruz. Bosna’nın ekonomik ihtiyaçlarını göz ardı etmemeli, özellikle Selefi akımları iyi analiz ederek, yeni ekonomi politik gelişmeleri başlatmalı ve bunu tüm Balkanlara yaymalıyız. Bunlar sadece bazıları.

Balkanlar’la ilgili temel önerim geleneksel davranış ve politikalarımızı baştan aşağı değiştirmemiz değil, yeni politikalar da üretebilmemizdir. Giriş bölümlerinde söylediğim gibi; Balkanlar’da etkili veya başarılı olmuş; FETÖ, ABD, Sırp ve Rus, Alman, Şia ve Selefi politikalarını iyi analiz etmeli, bu tezlere karşı tez üretebilmeliyiz. Balkanlarla ilgili temel ve genel politikalarımızın yanı sıra ülke ülke hatta şehir şehir tüm Müslüman toplumlara yönelik etkin ve tutarlı reel ve ekonomi politik hamleler geliştirmeliyiz. Çünkü mevcut politikalarımızın yukarıda saydığımız grupların politikalarına karşı henüz başarılı olmadığı apaçık ortada. Mesele taklitçiliği övme ya da başarısızlığa sövme de değil. Biz geçmişimizle övünebiliyor ve ceddimizi yad edebiliyoruz. Ya gelecektekiler edebilecekler mi?

Haber Tarihi: 13 Eylül 2017 Çarşamba 13:57

    Günün Karikatürü

    Yeni Akit Gazetesi - Günün Karikatürü 16.11.2017